• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/samigokay1
  • https://plus.google.com/+SamiGökay/posts
  • https://www.twitter.com/samigokay
KATEGORİLER
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam41
Toplam Ziyaret194011

Son seçim anketinde ilginç sonuç

Uluslararası Stratejik Araştırma Eğitim ve Danışma Merkezi (USADEM), 11 ilde 2 bin 160 denek üzerinde örnekleme yöntemiyle bir anket yaptı.
 

12 Haziran 2011'deki genel seçime yönelik anket, 1 Aralık 2010 ile 15 Ocak 2011 arasında yapıldı. En dikkat çekici sonuç, "Seçmenin partilere oy verme eğilimi" sorusuna verilen cevaplarda çıktı. Buna göre oy dağılımıAK Partiyüzde 46,70,CHPyüzde 27,40, MHP yüzde 11,21 ve BDP yüzde 7,12 oldu.

HALKIN YÜZDE 60'I CHP'Yİ BAŞARISIZ BULUYOR
Anket çalışmasının diğer dikkat çekici bir bölümü, CHP'nin yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, oy oranını arttıramamasıydı. Bu kısımda 2 bin 36 deneğe, "CHP'nin başarılı olduğuna inanıyor musunuz?" sorusu yöneltildi. Yüzde 25'i "Evet inanıyorum", yüzde 60'ı "Hayır inanmıyorum" derken yüzde 15'i kararsız kaldı. Aynı bölümün, "AK partinin başarılı olduğuna inanıyor musunuz?" sorusuna ise 2 bin 12 denekten yüzde 52'si "Evet başarılı", yüzde 38'i "Hayır başarısız" derken yüzde 9'u kararsız olduğunu belirtti.

Tamamen bilimsel bir çalışma ortaya koyduklarını belirten USADEM Başkanı Prof. Dr. İbrahim Armağan, yüzde 5 kararsız bulunduğunu, bu oyların büyük bölümünün de AK Parti'ye gidebileceğini, böylece oranın yüzde 52'lere çıkabileceğini söyledi. Türkiye'de ve dünyada olağanüstü bir gelişme olmaması halinde AK Parti'nin birinci olacağını kaydeden Armağan, "Benim sol görüşlü biri olduğumu herkes bilir ama sonuçta bilimadamıyım. Görevim, gerçekleri söylemek. Bu şartlarda kayıtsız şartsız AK Parti birinci. Demokrasinin gelişmesi adına çok istememe rağmen Sayın Kılıçdaroğlu, CHP'nin oylarını arttıramadı." şeklinde konuştu.

'45 BİN LİRA KREDİ ÇEKEREK ANKET YAPTIM'
 USADEM olarak iki yılda bir bilimsel araştırma yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Armağan, akademik araştırmanın hiçbir şekilde ticari amaç taşımadığını, katılan öğrenci ve öğretim üyelerinin parasını ise üç aylık emekli maaşı ve bir bankadan 45 bin lira kredi çekerek ödediğini anlattı. İzmir'in Karşıyaka ilçesi Bostanlı semtindeki bir kafeteryada basın toplantısı düzenleyen Armağan ve USADEM üyeleri, söz konusu anket hakkında bilgi verdi. Mide ve karaciğer kanseri olduğu için onkoloji tedavisi gördüğünü belirten İbrahim Armağan, 40 kişilik akademik heyetle birlikte geceyarılarına kadar çalışarak anketi tamamlayabildiklerini söyledi.

'CHP'DE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK' DİYENLERİN ORANI YÜZDE 24,1
Anketteki, "Baykal ve Kılıçdaroğlu dönemlerinde CHP'nin performansı" sorusunda iseDeniz BaykalCHP'sinin başarılı olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 9,5 oldu, CHP'li denekler arasında yüzde 12,2, Kılıçdaroğlu'nun CHP'sini başarılı bulanların oranı yüzde 38,6, CHP'li denekler arasında yüzde 55,35 olarak tespit edildi. "CHP'de değişen bir şey yok" diyenlerin oranı ise bütün denekler içinde yüzde 24,1, CHP'li denekler içinde yüzde 15,25 oldu.

CEMAATLER DE ANKETE DAHİL EDİLDİ
Anket çalışmasındaki diğer bir konunun, "Toplumsal Kurumların ve Kuruluşların Güvenilirliği" olduğunu aktaran USADEM Başkanı İbrahim Armağan, 2 bin 163 kişiyle görüşüldüğünü söyledi. En güvenilir kurumların başında yine Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)'nin geldiğini belirten Prof. Dr. Armağan, geçen yılların aksine bir miktar güven kaybı yaşandığını da vurguladı. Buna göre TSK'nin yüzde 72, Cumhurbaşkanlığı'nın yüzde 69, sivil toplum kuruluşlarının yüzde 48 güvenilirlik oranına sahip olduğunu ifade eden Armağan, ilaveten bu yıl cemaatleri de ankete dahil ettiklerini, bu sayede onların da güvenilirliğini bilimsel olarak ortaya koyduklarını söyledi. Güvenirlik sıralaması şöyle devam etti:Diyanetİşleri Başkanlığı yüzde 32, cemaatler yüzde 37, TBMM yüzde 62, siyasi partiler yüzde 58, hükümet yüzde 52, yargı yüzde 48, üniversiteler yüzde 67, sendikalar yüzde 32, emniyet yüzde 38.

HALKIN YÜZDE 68'İ YARGININ SİYASİLEŞTİĞİNE İNANIYOR
Yargı reformunun halk tarafında da desteklendiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Armağan, "Yargının siyasallaştığına inanıyor musunuz?" sorusuna deneklerin yüzde 68,2'sinin "Evet", yüzde 25'inin "Hayır" dediğini, yüzde 6,4'ününde kararsız kaldığını anlattı. Halkın son derece sağduyulu davrandığına ve yaşananları birebir gördüğüne dikkat çeken Armağan, bu şartlarda çok mutlu olmadıklarını ifade etti. "Türkiyenin bugünkü koşullarında kendinizi mutlu hisediyor musunuz?" sorusuna yüzde 32 "Evet", yüzde 51 "Hayır", yüzde 17 "Kararsız" cevabı verildiğini aktardı . Halkın memnun olmadığı başka bir konu olan "Türkiyenin En Önemli Sorunları" kısmında isesarılıma işsizlik, yoksulluk, sefalet ve açlık yüzde 86, terör yüzde 32, Kürt sorunu yüzde 41, Anayasa yüzde 59, siyasal İslam tehlikesi yüzde 35, gelir dağılımı dengesizliği yüzde 48, eğitim ve sağlık yüzde 52, diğerleri 28 şeklinde oldu.

Anket çalışması Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Kayseri, İstanbul, İzmir, Malatya ve Trabzon'da yapıldı.


CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Türkiye'den görülmemiş operasyon!

22 ülke vatandaşını isyan ateşinden kaçırma yarışında. Türkiye ise 22 ülke arasında krize en hızlı tepki veren ülke olarak öne çıkıyor...
 

Libya'da bir kentten diğerin sıçrayan isyan dalgası, Kaddafi yönetiminin sert önlemleriyle her geçen gün daha da şiddetleniyor.

Libya Lideri Muammer Kaddafi'nin gece yarısı çıkarak canlı yayında yandaşlarını sokağa çağırması ve protesto eylemleri gerçekleştirenlere saldırmaya davet etmesinin ardından ülkenin iç savaşa sürüklenmesi olasılığı da iyiden iyiye arttı.

Bu haliyle bile yüzlerce kişinin ölümüne neden olan Libya'daki olayların, Kaddafi'nin açıklamalarının ardından daha kanlı bir hale geleceğinden artık uluslararası politika uzmanlarının birçoğunun kuşkusu yok.

Hal böyle olunca ülkeler de olaylarda ölen vatandaşlarının sayısının bir facia boyutuna ulaşmaması veya henüz vatandaşını kaybetmemiş olan ülkelerin can kaybı yaşanmaması için Libya'daki vatandaşlarını tahliye etmesi, ülkeye yönelik hava ve deniz trafiğini rekor seviyeye çıkardı.

CAN KURTARMA YARIŞI!

 Onlarca ülke gemilerini Bingazi Limanı'na, uçaklarını ise Trablus Havalimanı'na gönderirken, Türkiye tarihinin en büyük kurtarma operasyonuna imza atıyor. Libya'da vatandaşı bulunan diğer ülkelerle kıyaslandığında da Türkiye'yle hem kurtarma operasyonunun büyüklüğü hem de tepki hızı açısından yarışabilen sadece Rusya var gibi görünüyor.

5 BİN 350 TÜRK KURTARILDI

Bazı Avrupa ülkelerinin Libya'daki vatandaşlarına sadece "Ülkeyi terkedin" telkiniyle yetindiği son 3 gün içerisinde Türkiye, Libya'da bulunan 25 bin vatandaşının 5 bin 350'ye yakınını tahliye etti bile.

DAVUTOĞLU: HİÇBİR ÜLKE BU KADAR ORGANİZE TAHLİYE YAPAMADI

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ''Türkiye Cumhuriyet tarihinin en geniş kapsamlı tahliye çalışmasını yürütüyoruz. Bu dağınıklık içinde 25 bin vatandaşımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Trablus'tan 1422 kişi, Bingazi'den 429 kişi, Mısır, İskenderiye üzerinden 248 kişi ve dün deniz yoluyla, Bingazi limanında 3 bin kişi alındı ve toplamda 72 saat içinde 5 bin 99 kişi tahliye edilmiştir. Hiç bir ülke böyle bir organize tahliye gerçeleştirememiştir. Tahliye işleminde hiç bir düzensizlik olmamıştır" dedi.

Davutoğlu'nun açıklamasından sonra, bugün saat 14:30 itibariyle Libya'nın Tripoli Havalimanı'ndan kalkan ve bir firmaya ait 178 Türk işçiyi taşıyan özel uçağın Antalya'ya, yaklaşık 50 Türk'ü taşıyan bir başka uçağın da İstanbul'a indiği bilgisi geldi.

Deniz ulaşımını bir mekik ulaşım şeklinde devam ettirmeyi planladıklarını dile getiren Davutoğlu, "Yolcular Marmaris limanına indikten sonra gemiler tekrar, -güvenliğin el verdiği ölçüde- geri dönecek. güzergahı, Bingazi'den sonra Trablus ve diğer limanlara kaydıracağız" dedi.

Davutoğlu, "Şu ana kadar hiçbir ülke böyle bir tahliye yapamadı" dedi

İŞTE LİBYA'DA VATANDAŞI BULUNAN DİĞER ÜLKELERİN TAHLİYE KARNESİ

ABD: Vatandaşlarının tahliyesi için gemilerle Trablus'tan Malta'nın Valletta limanına tahliye operasyonları düzenliyor. Libya saatiyle saat 10:00'da başlayan tahliye seferlerinde, Trablus limanına ilk ulaşanlar ilk tahliye edilenler olacak.

ABD dün, hayati tehlikesi bulunmayan hiçbir ABD diplomatının ve konsolosluk çalışanı ile ailesinin tahliye edilmeyeceğini açıklamıştı.

İNGİLTERE: Dışişleri Sekreteri William Hague dün, İngiltere'nin Libya'ya charter tipi uçaklar göndermeyi planladığını, ayrıca İngiliz donanmasının da Libya sularına ulaşmakta olduğunu, ordunun vatandaşların tahliyesine yardımcı olacağını açıkladı.

BOSNA: Bir Bosna uçağı, ilk aşamada Trablus'ta bulunan 1500 Bosna vatandaşını tahliye etmek için izin bekliyor.

BULGARİSTAN: Bir Bulgar hükümet uçağı, Trablus'a gitmek üzere kalkışa geçti. Bir diğer uçaksa dün zaten Libya'ya ulaşmıştı. Libya'da birçoğu Bingazi'de olmak üzere yaklaşık 1500 Bulgar yaşıyor.

KANADA: Dışişleri Bakanı Lawrence Cannon, dün Kanada'nın vatandaşlarını tahliye etmek niyetinde olduğunu açıklamıştı. Fakat gece Libya Lideri Muammer Kaddafi'nin açıklamalarının ardından hemen tahliye kararı verildi. Cannon, ilk Kanada uçağının çarşamba günü Trablus'a ulaşacağını açıkladı. Libya'da konsolosluğa kayıtlı 321 Kanada vatandaşı bulunuyor.

FRANSA: Dışişleri Bakanlığı salı akşamı iki Fransız uçağının Trablus'a vardığını ve tahliye işlemlerine başladığını bildirdi. İlk aşamada 30 Fransız vatandaşı tahliye edildi.
Üç savaş uçağı ise halen Fransa'da herhangi bir ihtiyaç anında havalanmak üzere Fransa'da hazır tutuluyor.

ALMANYA: Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle Libya'da bulunan tüm Alman vatandaşlarına ülkeyi terketmeleri çağrısında bulundu. Bakanlık, ihtiyaç olduğunda Alman vatandaşlarının vatana geri dönüşleriyle ilgili yardımda bulunacağını da bildirdi.

YUNANİSTAN: Bir Yunan kargo gemisi Libya'daki Yunan vatandaşları tahliye etmek üzere yola çıktı. Yunan Dışişleri Bakanlığı Yunan vatandaşların çarşamba günü ülkelerine geri dönmüş olacağını açıkladı. Bir dışişleri yetkilisinin verdiği bilgiye göre Libya'da yaklaşık 300 Yunan yaşıyor.

HİNDİSTAN: Libya'da bir Hintli'nin öldüğü haberinin yerel medyada yer almasından saatler sonra, salı günü akşam saatlerinde Hindistan Dışişleri Bakanlığı Libya'da bulunan 18 bin Hintli'nin tahliyesi için planların tamamlandığını bildirdi.

Hindistan 13 bin Hintli'nin önce Trablus'tan Tunus'a götürüleceğini, ülkenin doğusunda bulunan diğer Hindistan vatandaşlarının ise önce Mısır'a taşınacağını, ardından da uçaklar ve gemilerle tahliyelerin bu iki ülkeden gerçekleşeceğini açıkladı.

İRAN: İran Libya ile olan petrol bazlı aktivitelerini durdurdu ve ulusal petrol sondaj şirketi NIDC'deki personelini 48 saat içinde tahliye etme kararı verdi.

İTALYA: Libya'yı terk etmek isteyen vatandaşlarını tahliye etmek üzere dün Trablus'a bir uçak gönderdi. Libya'da 1500 İtalyan yaşıyor. 300 İtalyan tahliye edildi.

JAPONYA: Kyodo Haber Ajansı Libya'da yaşayan 20 Japon'un charter uçaklarla tahliye edildiğini, ülkede halen 50-60 Japon'un bulunduğunu bildirdi.

HOLLANDA: Bir Hollanda askeri uçağı Trablus hava limanına inmek üzere izin aldı.
Hollanda Savunma Bakanlığı tarafından yürütülen tahliye operasyonlarında hedef Libya'da bulunan 150 Hollanda vatandaşını kurtarmak.

RUSYA: Tahliye operasyonlarından en hızlı hareket eden ülkelerden biri oldu. İlk aşamada dört uçağı Libya'ya gönderen Rusya, Rus Demiryolu Şirketi'nde çalışan 500 Rus ve 700 diğer ülke vatandaşı çalışanı tahliye etti. Tahliyeye ilişkin açıklamalar Rus Acil Durum Bakanlığı tarafından yapıldı.

ÇİN: Libya'da yaşayan 83 vatandaşını tahliye etti. 30 bin vatandaşının tahliyesi için bugün uçak, gemi ve balıkçı teknesi göndereceğini bildirdi. Çinli yetkililer Libya'daki olaylarda bir haftada onlarca vatandaşın yaralandığını ve bunların 15 tanesinin hastanelere kaldırıldığını kaydetti.

BANGLADEŞ: Libya'da 60.000 Bangladeşli yaşıyor. Söz konusu çalışanların güvende olduğu bildirildi. Tahliye ile ilgili henüz bir veri rakam olmazken resmi kaynaklar tahliyenin seçenek olarak değerlendirildiğini belirtti.

SRİ LANKA: Ülkenin yaklaşık 1.200 çalışanı Libya'da bulunuyor.

NEPAL: Nepal ise 2000 çalışanını tahliye etmeyi planlıyor.

SUUDİ ARABİSTAN: Suudi televizyonları salı günü kırallığın Suudi vatandaşları geri getirmek için uçak gönderdiğini duyurdu.

SIRBİSTAN:Savunma Bakanı Dragan Sutanovac'ın açıklamasına göre Sırbistan uçakları da Sırpların tahliyesi için hala bekliyor. Yaklaşık 230 kişifacebooküzerinden bir birlerine haber veriyorlar. Söz konusu haberleşmeye göre tüm Sırplar güvende bulunuyor.

GÜNEY KORE: Dışişler Bakanı vatandaşlarının, eğer acil bir durum söz konusu değilse, mümkün olan en kısa sürede ülkeyi terketmelerini tavsiye etti. Libya'da yaklaşık 1.300 G. Koreli bulunuyor ve bunlar 24 tane G. Koreli inşaat firmasında çalışıyor.

İSPANYA: Resmi web sitesinde yayımlanan duyuruya göre ülkeyi terketmek isteyen İspanyollar için uçaklar dün geç saate kadar Trablus'ta bekliyordu.

TUNUS: 3000 bine yakın Tunuslu, Güney Tunus sınırına ulaştı. Ve diğer 1.200 Tunuslu'nun havayolu ile tahliye edilemsi bekleniyor. Tunus'un Libya'da en az 30.000 vatandaşı bulunuyor. Yetkililer vatandaşlarının şiddet olaylarında hedef olmasından korkuyor.

YEMEN: Yemen televizyonu Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Saleh da ulusal havayollarına tahliye için acil uçak gönderilmesi talimatını verdi. Tahliye edilecekler arasında öğrenciler de bulunuyor.

ŞİRKETLER:
ROYAL BAM: Alman inşaat şirketi sözcüsü 10 çalışanının güvenliğini sağladığını ve tahliyesi için çalışmaların sürdüğünü duyurdu. Sözcü aynı zamanda 200 taşeron çalışanının bulunduğunu bunların da ağırlıklı olarak Filipinli ve Taylandlı olduğunu söyledi. BAM Libya'daki gaz ve petrol şirketlerine tank üretiyor ve servis sağlıyor.

YARA: Norveçli gübre devi salı günü yaptığı açıklamada iş ortağı Lifeco'nun üretime ara verdiğini duyurdu. Şirketin burada 1.200 çalışanı bulunuyor.

SIEMENS: Şirket çalışanlarının havayolu ile tahliyesi için çalıştıklarını bildirdi. Şirketin yaklaşık, çoğunluğu Trablus'ta olmak üzere 100 çalışanı bulunuyor ve hepsi de iyi durumda.

REPSOL YPF: İspanyol petrol şirketi Repsol YPF, Libya'daki çalışmalarını durdurduğunu açıkladı. İspanyol haber ajansı EFE'ye açıklama yapan REPSOL YPF sözcüsü, "Libya'daki belirsizlik ve şiddet olaylarından dolayı, çalışanlarının güvenliğini garanti altına almak amacıyla bu ülkedeki çalışmalarını durdurduklarını" söyledi. 1970'li yıllardan bu yana Libya'da bulunan Repsol YPF, günde 34 bin 777 varil petrol ile ülkedeki toplam petrol üretiminin yüzde 3.8'ini karşılıyor.

BASF: Alman kimya şirketi BASF'a bağlı petrol vedoğalgazarama şirketi Wintershall, Libya'daki petrol üretimini günlük 100 bin varil azaltma kararı aldı.

SHELL: Petrol devi Rolay Dutch Shell salı günü, ülkede arama faaileyetlerinden bulunan şirketin tüm Hollandalı çalışanlarının ve onların Libya'da bakmakla yükümlü olduğu kişilerin tahliye edildiğini açıkladı.

TAV: 4 yıl önce Yeni Tripoli Uluslarası Havalimanı Projesi'ni kazanan TAV İnşaat, Libya'da çatışmaların ardından istikrar sağlanıncaya işçilerini Türkiye'ye getirilmesine karar verdi. Brezilyalı ve Lübnanlı ortağı ile birlikte Trablus'taki yeni havalimanı terminalini inşa eden TAV İnşaat'ın projesinde görev alan yaklaşık 250 Türk çalışandan 128'inin tahliyesi için TAV İnşaat, Tunus Havayolları'ndan bir uçak kiraladı. 128 işçi, önce Tunus'un Enfidha Havalimanı'na, ardından saat 07:00 da İstanbulAtatürkHavalimanı'na getirdi.

Bir Türk şirketi de çalışanlarını Trablus'tan getirmek için Saga Hava Yolları'ndan iki uçak kiraladı. SGX 204 ve SGX 206 sefer sayılı iki uçak yolcularını İstanbul'a getirecek.

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve Dışişleri Bakanlığının talebi üzerine Libya'daki Türk vatandaşlarının tahliyesi için Atatürk Havalimanı'nda hazırlanan THY'ye ait TK 3695 sefer sayılı Airbus 330 tipi 250 yolcu kapasiteli özel uçak, saat 08.00'de Trablus'a hareket etti. Bugün (çarşamba) Trablus'a iki özel uçağın daha gönderilmesi planlanıyor.

HABERTURK.COM




0 Yorum - Yorum Yaz

İşte son seçim anketi!

12 Haziran'da gerçekleştirilecek seçime 109 gün kala araştırma şirketlerinin seçim anketi çalışmaları devam ediyor.
 

Andy-Ar şirketinin 20 ilde toplam 5 bin 106 kişi ile yapılan görüşmeyle elde ettiği anket sonuçlarına göre Ak Parti yüzde 48.8 oranıyla ilk sırada.CHPyüzde 26.2 oy oranıyla ikinci sırada yer alırkenMHPyüzde 10. 4 ile baraj sınırında. Andy-Ar anketinde en dikkat çekici oranlardan birisi de BDP'nin oy oranı.

Son dönemde yapılan anketlere göre BDP'nin oy oranı daha yüksek çıktı ve yüzde 6.8 oranına ulaştı. Diğer partiler arasında yüzde 1 oranını geçen tek parti Saadet Partisi oldu.

ANKET SONUÇLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

 EN BEĞENİLEN SİYASİ LİDER

En beğenilen siyasi lider sıralamasında yüzde 47.2 ile Erdoğan ilk sırada yer alırken onu yüzde 24.3 ile Kılıçdaroğlu izledi. Kılıçdaroğlu'nun ardından ise yüzde 24.2 oranıyla Şişli Belediye BaşkanıMustafa Sarıgülgeldi. Dördüncü sırada Numan Kurtulmuş gelirkenDeniz BaykalBahçeli'yi geride bırakarak beşinci sırada yer aldı.


http://habervaktim.com/gommefoto/13427361183.jpg

ENSONHABER




0 Yorum - Yorum Yaz
Üç anket şirketinde partilerin son oy oranları Üç anket şirketinde partilerin son oy oranları
23 Şubat 2011 17:22
 Türkiye'nin önde gelen iki kamuoyu araştırmacısı ile Andy-Ar araştırma şirketi partilerin son oy oranlarını açıkladı. Seçime 3 ay kala anket şirketlerinin yapmış olduğu araştırmalara göre partilerin oy oranları şu şekilde çıktı:

Şemsettin Efe'nin sunduğu Öğle Arası programına katılan A&G Araştırma Derneği Başkanı Adil Gür ve GENAR Genel Müdürü Mustafa Şen seçime 3 ay kala partilerin oy oranlarını açıkladı.

Adil Gür: Ak Parti, 2007'de aldığı sonuçlara yakın bir sonuç alacak

A&G Araştırma Derneği Başkanı Adil Gür, Ak Parti'nin 2007'de aldığı sonuçlara yakın bir sonuç alacağını; CHP'nin 2007'deki oyunun daha üzerinde olacağını söyledi.

Gür, "CHP'nin kamuoyunda bulunan anketlerdeki rakamlardan daha fazla oy alabileceğini düşünüyorum. Bunun temel nedeni de şu; bu siyasi kutuplaşma var ya, siyasi partilerin aslında projeler üreterek aldığı oylar değil. Siyasi kutuplaşmadan dolayı oy alıyorlar. Yani bugün Ak Parti'ye ağzıyla kuş tutsa oy vermem diyen bir kitle var. Bu kitle de CHP ve MHP arasında gidip geliyor. CHP ve MHP'nin oyunu ben Ak Parti'den daha çok kendilerinin ve birbiri arasındaki polarizasyonun geçişgenliğinin belirleyeceğini düşünüyorum" dedi.. Adil Gür, yaptıkları çalışmalarda MHP'nin barajın üzerinde göründüğünü de söyledi.

Şen; Ak Parti yüzde 46, CHP yüzde 24, MHP yüzde 13 gibi gözüküyor

 GENAR Genel Müdürü Mustafa Şen; "Şu anki seçmen referandum dalgalanması üzerinden oy veriyor. Bu Ak Parti'nin yüzde 38 olan referanduma girdiğindeki oyunu, yüzde 46-47'lere çıkarmış durumda. Biz ikili bir analiz yaptık, partilerin alabilecekleri maksimum oy oranlarını da belirledik. Burda birinci parti olan Ak Parti maksimumda yüzde 53'leri görebiliyor. CHP yüzde 31'i görüyor. MHP, yüzde 28'i görüyor. Saadet Partisi ve HAS Parti yüzde 11'i, BDP ise yüzde 9'u görüyor... Bu rakamlar bütün şartların lehine olduğu bir durumda. Realist olursak Ak Parti yüzde 46, CHP yüzde 24, MHP yüzde 13 gibi gözüküyor.

Andy-Ar'ın Şubat ayı anketinden çıkan sonuçlar

Andy-Ar Sosyal Araştırma Merkezi'nin 20 ilde 16- 20 Ocak 2011 tarihleri arasında toplam 5 bin 106 denek ile yüzyüze görüşme yaparak gerçekleştirdiği Şubat ayı araştrmasında partilerin oy oranları şöyle çıktı:

Ankete katılanlara, 'Bu Pazar günü Milletvekili Genel Seçimleri olması durumunda hangi partiye oy kullanırsınız? sorusu yöneltildi. Kararsızlar dağıtıldıktan sonra oluşan tablo aşağıdaki gibi çıktı.

AK Parti: Yüzde 48.8

CHP: 26.2

MHP: 10.4

BDP: 6.8

BBP: 2.6

SP: 1.6

HAS PARTİ: 0.9

DP: 0.4

DSP: 0.4

DİĞER: 1.9

SAMANYOLUHABER - HABER 7




0 Yorum - Yorum Yaz

Kılıçdaroğlu'na Silivri'den çağrı!

Ergenekon Terör Örgütü soruşturmasında gözaltına alınan ve 22 ay Silivri Cezaevi'nde kalan Erol Ölmez, Kemal Kılıçdaroğlu'na çağrıda bulundu:
 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Ergenekon Terör Örgütü'ne sahip çıkan “Nerede bu örgüt? Gidip üye olacağım!” şeklindeki sözleri kamuoyunda tartışılıyor.

Ergenekon Terör Örgütü soruşturmasında gözaltına alınan ve 22 ay Silivri Cezaevi'nde kalan Erol Ölmez, Kemal Kılıçdaroğlu'na çağrıda bulunarak, “Sayın Kılıçdaroğlu ve onun zihniyetinde olanlar buyursun gelsin, ben üye yapmaya hazırım” dedi.

Ergenekon sanığı Erol Ölmez; “Kemal Kılıçdaroğlu'na açıkça ve net söylüyorum. Bu ülkede Ergenekon yapılanması vardır. Kılıçdaroğlu; ‘Nerede bu örgüt? Gidip üye olacağım!' diyor. Bu açıklamasıyla halkı yanlışlarla, yalanlarla yönlendirme politikası yapmaktadır” diye konuştu.

“BU ÜLKEDE ERGENEKON VAR, ADRES ENCÜMEN-İ DANİŞ”
Kemal Kılıçdaroğlu'na seslenen Erol Ölmez, “Bu ülkede Ergenekon vardır ve eğer ki bir adres isterse, bilindiği gibi iki yerde aramak gerekir. Biri, Encümen-i Daniş ve TSK. Encümen-i Daniş, bu ülkenin her alanında aktif rol oynamış, özellikle illegal ve legal olarak siyasal gizli bir güçtür. Sayın Kılıçdaroğlu ve onun zihniyetinde olanlar buyursun gelsin, ben üye yapmaya hazırım” şeklinde konuştu.

Ergenekon Terör Örgütü iddianamesinde, ‘Encümen-i Daniş' oluşumuna yer veriliyor.

KENAN KIRAN / AKİT




0 Yorum - Yorum Yaz
Şu an seçim olsa anketi: AK Parti uçtu! / ANKET Şu an seçim olsa anketi: AK Parti uçtu! / ANKET
19 Şubat 2011 13:15
Siyaset 

Son araştırmaya göre, seçimde siyasi partilerin durumunu 'kararsız' ve 'kızgın' seçmen belirleyecek. Oy kullanacak seçmenin 5'inden biri kararsız veya kızgın. Peki hangi parti yüzde kaç alıyor?

Foto GaleriHaberin galerisi için tıklayın

Konsensus'un yaptığı son seçim anketine göre, oy kullanacak seçmenin 5'inden birisi kararsız veya kızgın. Habertürk Gazetesi'nde yayınlanan ankete göre en sıkıntılı parti MHP. Önceki araştırmaya göre Saadet Partisi'nin oyları yüzde 75 oranında düşüş gösterdi ve bu sonuç AK Parti'ye büyük katkı sağlamış durumda.

Ak Parti'nin yüzde 37,9'la ilk sırada çıktığı ankette, CHP yüzde 20.5, MHP ise barajın bir hayli altında yüzde 8.5 oranında görünüyor. Kararsızlar ise yüzde 11,9'la "üçüncü parti" konumunda. Ankete göre "boş oy atarım" diyenler de yüzde 8.4 oranında.

KARARSIZ SEÇMENİN GÜCÜ

Yüzde 20.3'lük "Kararsız" ve "Boş atarım" diyen seçmenin oyları partilere dağıtıldığında ise ortaya çok farklı bir sonuç çıkıyor. Saadet Partisi'nin eriyen oylarıyla birlikte Ak Parti yüzde 49,6'yla "yüzde 50 hedefi"ne büyük ölçüde yaklaşırken, CHP'nin oyu yüzde 26',6'ya çıkıyor. Kararsızlar dağıtılmadan baraj altında görünen MHP ise 11,3'le üçüncü sırada yer alıyor.

SP'NİN OYLARI ERİDİ

Sonsuz Yeni Müşteri ve Distribütörleri Çekme SanatıKonsensus'un bir önceki araştırmasına göre oyları 3,6 artarak yüzde 49.6'ya ulaşan AK Parti'nin bu yükselişindeki en büyük etken ise Saadet Partisi'nin eriyen oyları. Önceki araştırmada 3.2 olan SP'nin oyları 0.8'e gerilemiş durumda.

ANKETİN DETAYLI SONUÇLARI, GRAFİKLERLE YORUMLANDI / GALERİ

BİR AY ÖNCEKİ ARAŞTIRMAYI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Haber 7




0 Yorum - Yorum Yaz
Kiracıya Müjde! İsteyen, ev sahibi olacak Kiracıya Müjde! İsteyen, ev sahibi olacak

Ev sahibi olmak isteyen herkese mükemmel fırsat.

 * Tek kuruş faiz yok! Vade farkı da yok…

* Faiz yok diye alacağınız evin fiyatı da yükselmez.

* Ödeyebileceğiniz taksitleri de siz belirliyorsunuz.

* İsteyen 400 TL, isteyen 600 TL, İsteyen 1.000 TL ödüyor.

* Türkiye’nin her yerinden beğendiğiniz satılık bir evi alabiliyorsunuz.

* İsteyen 50.000 TL, isteyen 100.000 TL, isteyen 150.000 TL değerinde bir ev alabiliyor.

* Hiç peşinatı olmayanlar da ev sahibi olabiliyor.

* Kirada oturanlara evine taşınana kadar “kira yardımı”

Her ay yüzlerce ev satıyor, yüzlerce ev teslim ediyor.

Sonsuz Yeni Müşteri ve Distribütörleri Çekme SanatıEMİNEVİM, el birliği adını verdiği sistem ile, her ay yüzlerce aileyi ev hayaline kavuşturuyor. Bunun yanında teslim tarihi gelen yüzlerce aile, istediği yerden beğendiği evi alıyor. Bu sistemde müşteri; ev almak istediği ili, ilçeyi, mahalleyi, evi, hatta komşusunu bile kendi belirliyor. Eminevim, 20 yıldır on binlerce aileyi faizsiz otomobil sahibi yapan Eminotomotiv kuruluşudur. 20 yılda 55.000 aile ev ve otomobil hayaline en kolay yoldan bu sistem sayesinde kavuşmuştur.

 Biz sizi arayıp, bilgi verelim.

 Türkiye’nin her yerinden ev sahibi olmak isteyen herkesi Eminevim’den bilgi almaya çağırıyoruz. Türkiye’nin her yerinden 444 0 132 yi arayarak detaylı bilgi alabilirsiniz. Eğer sizi arayıp bilgi vermemizi istiyorsanız, 0532 382 04 66 numaralı telefona adınızı, soyadınızı ve ilinizi yazıp mesaj gönderin biz sizi arayalım.

Ayrıca, www.eminevim.com u tıklayarak anasayfada yer alan formu doldurduğunuzda uzman ekibimiz sizi arayıp detaylı bilgi verecektir.




0 Yorum - Yorum Yaz

CHP'de şok istifa!

Yozgat'ın Boğazlıyan ilçesindeki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ilçe teşkilatı sürpriz bir kararla istifa etti.
 

İstifa kararını gözyaşları içerisinde açıklayan CHP Boğazlıyan İlçe Başkanı Veli Şahin, "Milletvekilliği seçiminde liste başına Boğazlıyanlı aday getirmeme noktasında, Yozgat ilinden partimizi olumsuz bir noktaya taşımak isteyenlerin, özel hayatımıza kadar varan iftira ve karalama kampanyalarına daha fazla dayanamadığımız için yönetimden istifa ediyoruz. Boğazlıyan CHP bir bütündür. Ben giderim, başkası gelir. Ama inanıyorum ki, Boğazlıyan'daki CHP'liler onların ayak oyunlarına, olumsuz tavırlarına fırsat vermeyecek ve oyunlarını bozacaktır" dedi. 
Parti binasında yönetim kurulu üyeleri ile birlikte, belediye başkanları, il genel meclis üyesi ve bazı oda başkanlarının da katıldığı bir basın toplantısı düzenleyen Şahin, gözyaşlarına hakim olamadı. Şahin, "Boğazlıyanlı aday adayı Ali Ayık'ı liste başına getirmemek için, son günlerde kendisi ve yönetim kurulu üzerinde Yozgat merkezli oyunlar oynandığını, baskı kurulduğunu, psikolojik bir yıpratma planı sergilendiğini" ileri sürdü.

"DAYANACAK GÜCÜMÜZ KALMADI"
İftira kampanyalarının kendilerini derinden yaraladığını anlatan Şahin, "İnternet yayıncılığı adı altında kişisel, aile hayatımıza kadar giren iftiralar, karalamalar, özel yaşantımıza varıncaya kadar iftiralar atıldı. Yapılan olumsuz kampanya karşısında bu yükü daha fazla taşıyamayacağımız kanaatine vardık. Partimizi olumsuz bir noktaya taşımak isteyenlerin karalama kampanyalarına daha fazla dayanamadığımız için çok sevdiğimiz partimizin yönetiminden istifa ediyoruz" diye konuştu.
CHP Yozgat İl Başkanlığı'na yeni atanan Onur Kaytan'ı sert bir dille eleştiren Şahin, şunları söyledi: "CHP İl Başkanı Onur Kaytan, il başkanlığı seçiminde kendisine destek vermedik diye bizlere taraflı davranıyor. Bunun en yakın örneğini hafta sonu yaşadık. İlimize görevlendirilen denetmenlerin Boğazlıyan'a geleceğini bize çok geç saatte haber verdi. Niçin geleceklerini, toplantının mahiyetini dahi söylemedi. Hazırlık yapmamıza imkan vermedi. Parti geleneği, önce partiye uğranıp, sonra gidilmesi gereken yerlere gidilirdi. Ama önce Ziraat Odası'nı ziyaret ettiler. Oda başkanları ziyaret edilecekse Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi'ne gidilmeliydi. Esnaf Sanatkarlar Odası'na gidilmeliydi. En yaşlı en emektar oda başkanımızdı. Gelen denetmenler öyle önyargılı gelmişler ki, ne kadar muhalif olduğumuz kişi varsa oralara gittiler. Bunu anlamak mümkün değil."

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Yıllık 108 lira cebinizde kalsın ister misiniz?

Balıkesir Özel Fırat İlköğretim Okulu öğrencilerinden Saliha Turan ve Ramazan Salman tarafından yapılan proje çalışmasıyla bir evde, fişi çekilmeyip stand by konumunda bekletilen lektronik cihazların harcadığı elektriğin yıllık 108 lirayı bulduğu hesaplandı.
 

Turan ve Salman, projeye veliler arasında enerji kullanımı anketi yaparak başladı. Elektronik cihazların kullanıldıktan sonra fişten çekilip çekilmediği, lambaların boşuna yandığı saatler gibi bilgilere ulaştı. Öğrenciler, ankete katılanların yaklaşık yüzde 70'inin, elektronik cihazları işi bittikten sonra kapatmadığını söylediğini belirtti.

Salih Turan, ankete katılanların büyük bölmünün cihazların standby durumunda harcadığı enerjinin yüksek olduğunu bilmediğini gördüklerini ifade etti. Projeyle öncelikle ebeveynleri, sonra da arkadaşlarını bilinçlendirmeyi amaçladıklarını belirten Turan, "Çalışmalarımıza daha rahat bir şekilde ulaşılabilmesi için 'www.enerjinkalsin.com' adlı bir site tasarladık. Sitesimizi, isteyenler eğitim amaçlı da kullanılabilir." dedi.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Nuh'un gemisi!

Dünya yine sancı çekiyor bakalım veledi ne olacak. Galiba mustazafların mugalebesi olacak. Bu sancıyı ne tetikledi?
 

Tarih sayfalarında büyük olayların müsebbibi anlatılırken “bardağı taşıran son damla, büyük değişimin başlamasına sebep olan küçük vaka şudur” diye şerh düşülür... Örneğin: Macar Veliahdını Sırp Öğrencinin öldürmesi, Savaşın başlamasına sebep oldu denilir; ilk kurşun Maraş'da günlerce gergin olan halkı, kurtuluş için savaşa götürdü diye anlatılır. Yani zemin uzun süre hazırdır, evrilme zamanına kadar her oluşum tamamdır, bir çıngı beklenmektedir. Hülasa, Müslüman ülkelerde bir kıpırdanma var, denizin dalgalarının gittikçe büyümesi gibi halka halka büyüyor; dev kavşakta olan Müslüman coğrafyayı harekete geçiren son olay, son çıngı nedir? 

Asırlar sonra dünyada iki binli yıllardaki ki değişimi anlatırken şöyle rivayet edecekler: “Müslüman haklar eziliyor Kudüs Siyonistlerin çizimleri ile kirletiliyor Filistin, Irak, Türkistan, Afganistan, Çeçenistan pek çok Müslüman ülkenin halkları, öldürülüyor, eziliyor, toprakları kasp ediliyordu. Artık sabırları dayanacak güçleri kalmamıştı, uyanışta idiler zemin böyle hazırlana dursun bir gün Nuh'un gemisine her çeşit mahluktan birer çift alarak dev fırtınalara karşı hazırlandığı gibi Mavi Marmara adında bir gemi ile her çeşit inanç ve ülkeden oluşan bir kısım insanları gemiye alarak Gazze'ye yola çıktı. Dünyanın başına yaptığı gizli açık zulümle bela olan İsrail, bu gemiye baskın yapıp dokuz masumu öldürdü. Bu olay akabinde tüm dünya Müslümanları, vahdet şuurunu tazeleyerek kendilerine gelmeye başladılar. O ülkenin başında olan kişi “biz bize yeteriz” diyerek tarihi bir kelamda bulundu. Mavi Marmara olayı birikmiş beklentileri başlatan çıngı oldu. Denizde fındık kabuğu kadar olan Mavi Marmara dev sulara başkaldırarak yüzdü, gemi suya meydan okuyordu gemidekiler zûlümata meydan okuyordu. Yıllardır Müslüman coğrafyanın içinde biriken azap odunlarını tutuşturan alev oldu. Çünkü yıllardır gördükleri eza ve cefa karşısında sabır yağmurları ekerek bekledi Müslüman coğrafya… Zaman, artık bu zülüm karşısında Müslümanların üzerine güneş doğdurmak için bekliyordu. Yıllardır sabır ektikleri topraklarından özgürlük dermenin hasat zamanı idi. Bu vahdetten korkan zalimlerin piyonları diktatörleri destekleyen baskıcı güçler, ipleri daha sıkmaya başladı, bu çemberi daraltma halkta artık infiale sebep oluyor, yer yer ayaklanmalar oluyordu, sonuç… “Sonuçta…” diye devam edecekler ama inşallah “İslam'ın şahlanışı” oldu diye bitirirler bu vakanüvistiler.

Mısır'da Tunus'ta olanların arka planını bilmiyorum, her kes farklı yorum yapıyor, tezgahlanmış şeyler mi sahneleniyor, bulanık suda balık mı avlanıyor? Yoksa emperyal olanlar taktik mi değiştiriyor? Hakikatini rabbim bilir, sebebi ne olursa olsun bütün Müslüman coğrafyada artık uyanış ve tekamüle sebep olacak inşallah. Yani tuzak kuranların tuzakları kendilerine tuzak olacak. Belki Müslüman'ı sokağa çekerek bitirmek isteyenler, dine savaş açan yönetimler, ortalık kan gölüne dönünce bu kanda boğulmamak için yine dine sarılacaklardır. Tarihte bunun yüzlerce örneği vardır. Mısırda da yakında mollalardan yardım isterler. Sulh için onları kullanırlar. Sonra halka halka dünyanın bir ucunda bir ucuna Mavi Maramaranın zulme baş kaldırması gibi şuurlu Müslüman oluşumları başlatılır. Bazen dünyanın bir ucunda bir kelebek kanat çırpar diğer ucunda fırtınaya sebep olur denilir, mavi Marmara yıllardır dizilen domino taşına vurulan fiske oldu.

Hülasa insanlık yine dev kavşakta bakalım dönüşü nereye olacak. Büyük istekler büyük bedeller ister ama rabbi rahimden diliyoruz inşallah Habibi'nin ümmetini zalimlere kırdırmaz. Artık Müslüman kanı akmaz,

Ey Müslüman!

Yeryüzünün can damarlarını sulayacak ne çok kanın varmış.

Akıyor akıyor, dünyayı o kanlar ayakta tutuyor.

Bize de ölenlerin çetelesini tutmak düşüyor,

Şu fitneye kurban gitti, şunlar savaşta bitti, şunlar kardeş kavgasında silindi.

Yürek dayanmıyor yetti artık yetti.

Es artık badı saba, es Müslüman coğrafya üzerine

Çağır melekut alemini yardıma,

Doğ artık ebyaz yevm-i zafer, Müslüman'a

İnan artık vakti geldi.

RUKİYE YILDIZ ERDOĞMUŞ / HABERVAKTİM.COM 




0 Yorum - Yorum Yaz

Eğer darbe olsaydı!

İbrahim Fırtına ve Özden Örnek tarafından hazırlanan 21 Şubat 2003 tarihli belgeye göre, darbe planı çerçevesinde başkent operasyonları "Hava soğuk güvercinleri uçurmayın" parolası ile başlayacaktı.
 

SABAH, Balyoz davasında sanıklardan 163'ünün de tutuklanmasından sonra darbe planına ilişkin önemli ayrıntılara ulaştı. 5-7 Mart 2003 tarihlerinde gerçekleşen darbe planı seminerinden tam iki hafta önce 21 Şubat 2003'te hazırlanan bir belgede sıkıyönetim ilan edilmesi ile birlikte Başkent'te gerçekleştirilecek darbe planı stratejisinin belirlendiği ortaya çıktı. Buna göre Ankara operasyonları "Hava soğuk güvercinleri uçurmayın" parolası ile gerçekleştirilecekti. Dönemin Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ile Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek tarafından hazırlanan 21 Şubat tarihli belgede sıkıyönetim öncesinde çalışma gruplarının belirlendiği ifade edilerek, "Söz konusu çalışma grupları tarafından müzahir personelden sıkıyönetim ilanına müteakip, ülke sathında kamu görevlerini devralacak personel listesinin oluşturulması" nın tamamlandığı belirtiliyor.

Balyoz davasının bir numaraları sanığı ve dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'a gönderilen "çok gizli" uyarı notlu belgeye göre darbenin gerçekleşmesi ile birlikte Ankara'daki tutuklamalar Balyoz Darbe Planı'nın Ankara Birlik Komutanı Tümamiral Feyyaz Öğütçü komutasındaki ekipler tarafından gerçekleştirecek.

SİVİLLER GÜVERCİNLİK ÜSSÜ'NE

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı personeli tarafından yapılacak tutuklamalar Ankara Birlik Komutanı Tüma. Ögütçü'nün başkanlığında Tuğamiral Kadir Sağdıç, Albaylar Soner Polat, Semih Çetin, Fatih Ilgar, Yarbaylar Okan Kırçiçek, Aziz Çakmak, Meftun Hırac ile binbaşı Barbaros Büyüksağnak tarafından uygulanacak. Darbenin Ankara planına göre Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer'den görevine devam etmesi istenecek. Ankara ayağındaki tutuklamalar "Hava soğuk güvercinleri uçurmayın" parolası ile başlayacak. Bu çerçevede dönemin Başbakanı Gül,AK PartiGenel Başkanı Erdoğan, bakanlar, milletvekilleri ile üst düzey bürokratlar gözaltına alındıktan sonra Güvercinlik Üssü'ne götürülecek. Siviller 1-2 haftalık ve bir alıkonulma süresinden sonra belirlenecek bir cezaevine nakledilecek.

Darbeye karşı durumda olan başta dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Cumhur Asparuk gibi isimler isi Etimesgut'ta tutulacak. Darbe sırasında sağlık şartlarının ağırlaşması halinde Etimesgut'daki Hava Hastanesi birinci derece hastane olarak hizmet verecek. Plana göre tutuklanacak sivil, asker kişilerden önemli isimlerin eşleri ve çocukları belirlenecek bir orduevinde bir süre alıkonacak. Daha sonra bu isimler serbest bırakılacak ve gözetim altında tutulacak. Bu isimlerin Ankara dışına çıkmalarına izin verilmeyecek.

SABAH GAZETESİ




0 Yorum - Yorum Yaz

Görmez'den kandil mesajı

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, yarın kutlanacak Mevlit Kandili dolayısıyla mesaj yayımladı.
 

Mehmet Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan mesajında, 14 Şubat Pazartesi gününü 15 Şubat Salı gününe bağlayan gecenin Mevlit Kandili olduğunu belirtti.

Görmez, şunları kaydetti:

''Yüce Rabbimizin bütün alemlere gönderdiği en son rahmet elçisi Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa'nın hicri takvimle Mevlit Kandili'ni idrak edeceğiz. Öncelikle kandilin bütün insanlığın yüreğinde muhtaç olduğumuz manevi ışığa dönüşmesini Yüce Allah'tan niyaz ediyor, ülkemize, milletimize ve bütün insanlığa huzur ve bereket getirmesini temenni ediyorum.

Sevgili Peygamberimizi anlatan en güzel kavram şüphesiz rahmettir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Resul-i Ekrem'e hitaben: 'Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik (Enbiya 21/107)' buyrulmuştur. Sevgili Peygamberimiz de kendisinin rahmet peygamberi olduğunu ve bu rahmeti yeryüzünde egemen kılmak için her türlü sıkıntı ve meşakkate katlanmaya razı olduğunu ifade etmiştir.

Bugün Hz. Peygamber'in merhamet etmeye ve müsamaha göstermeye yönelik insanlığa sunduğu zengin mirastan yararlanmak ve sosyal yapımızda aksayan unsurların çözümünde bu dinamik değeri harekete geçirmek gerekmektedir. Bu hareket, küçük yaşta minik omuzlarına hayatın tüm yükünün yüklendiği ve istismara açık çocukların gözetilmesini, her yaşta ve sosyal tabakada mağdur insanların insanlık onuruna yakışan bir şekilde saygınlıklarını yeniden kazanmasını ya da son zamanlarda artış gösteren ve hepimizi insanlığımızdan utandıran töre, şiddet, rant ve değişik gerekçelerle suistimal edilen kadınların korunmasını ve çeşitli sıkıntılara maruz kalmış tüm insanların durumlarının iyileştirilmesini içine alacak bir merhamet seferberliğine dönüşebilir. Bu çerçevede bir merhamet eğitimi ve merhamet kültürü seferberliğine muhtacız. Onun bize öğrettiği merhamet, içimizde bir yerlerde sönmeye yüz tutmuş insanlık kandilini yeniden tutuşturan ve bizi en temel halinde insanlığımıza geri çağıran bir duygu, düşünce, tutum ve davranışlar manzumesidir.''

İnsanın iç güzelliğini yansıtan ve merhamet duygusunun en somut tezahürlerinden olan hasbilik ve diğerkamlık gibi toplum dayanışmasının temel dinamiklerinin adlarının bile unutulduğu, bunların yerini daha çok kazanmanın, daha çok tüketmenin, bencilliğin ve öğretilmiş şiddetin aldığı sosyal yapıların insanları mutsuzluğa mahkum ettiğini belirten Görmez, mesajında şunlara yer verdi:

''Halbuki toplumsal yapı, ilke ve normların ruh ve maneviyattan uzak şekilde alelusul uygulandığı ve ahlaki değerlerin ancak müeyyidelere bağlı olarak sergilendiği bir vitrin değildir. Aksine, sevgi ve muhabbet hislerinin, merhamet ve hürmet tezahürleriyle insani ilişkilere yansıdığı bir yerdir. O bize öğretmiştir ki hiçbir insan yaşadığı topluma kayıtsız kalamaz, inanan insan için ise yanı başında acı çeken bir insana, gözyaşı döken bir ihtiyaç sahibine, geleceğe dönük ümitlerini daha hayatının baharında kaybetmek üzere olan bir yetime sırt dönmek, Allah'ın rızasına, Rabbin vaat ettiği sonsuz güzellikteki cennet nimetlerine ve insanın yeryüzüne gönderiliş misyonuna yüz çevirmektir. Kur'an kendine has üslubu ile 'Rabbimiz kendi üzerine merhameti yazdı' diyerek (En'am,6/54) insanların aynı şekilde birbirlerine ve çevrelerinde bulunan tüm varlıklara acıma hissiyle yaklaşmalarını istemiştir. Peygamberimizin tebliğinde yer alan merhamet vurgusu yeniden okunmayı, üzerinde düşünülmeyi ve şiddetin açtığı yaralara merhem olarak sunulmayı beklemektedir. Merhametlilerin en merhametlisi tarafından insanlığın son ümidi olarak gönderilen Hz. Peygamber, birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet ve şefkat göstererek bütünleşme konusunda bir vücudun organlarından farksız olan bir toplum oluşturmakla görevlendirilmiştir. Dolayısıyla barbarlığın yaşam tarzı haline geldiği cahiliye toplumunu şefkat, insaf ve adalet ile tanıştıran rahmet elçisinin izlediği yöntemler, belirlediği ilkeler, benimsediği tavırlar, aldığı kararlar, kısacası merhameti öğretirken harcadığı çabalar modern zamanların insanı ile bir kez daha buluşturulmalıdır.''

-2011 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI ETKİNLİKLERİ-

Diyanet İşleri Başkanlığının 2011 yılı Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin ana başlığının ''Hz. Peygamber ve Merhamet Eğitimi'' olarak belirlendiğini ifade eden Görmez, hafta boyunca yapılacak etkinliklerde merhametin toplumun gündemine taşınacağını, şefkati duygu dünyasından eylem boyutuna geçirebilmenin yollarının konuşulacağını belirtti.

Bu arada, Mevlit Kandili dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Hacıbayram Camii'nde vaaz verecek. Kandil programında, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Hasan Kamil Yılmaz dua edecek. Program, TRT 1, TRT Avaz ve TRT Arapça kanallarından canlı yayınlanacak. TRT'deki programda, Romanya'daki Mecidiye Sultan Abdülmecit Camii ve Kırım Akmescit (Simferepol) Kebir Camii'nden canlı bağlantı kurulacak.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

'Gandi' gideceği günü açıkladı!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yanlış yapılmadığında halkın güveninin kazanılacağını belirterek, "Geniş kitlelere güven veremediysek dönüp kendimize bakmamız gerekiyor." dedi.
 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kaya Ramada Otel'de düzenlenen partisine katılım törenine katıldı. Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, ister Van'dan, ister Ağrı'dan herkesin başının üzerinde yeri olduğunu söyledi. Siyasete girerken yalan söylememeyi hedef edindiğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Ben yalan söylemedim doğru neyse onu söyledim. Neye karşı çıkıyorsam onu söyledim. Madem siyaset yapıyoruz, mademki bu ülkede herkesin yüzü gülsün istiyoruz." diye konuştu. Kendisinin halktan biri olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, 7 kardeş olduklarını, aynı sofrada yemek yediklerini ifade etti. Üniversiteyi sadece kendisinin okuduğunu belirten Kılıçdaroğlu, düzgün bir şekilde çalıştığını ve aldığı maaşı sonuna kadar hak ettiğini söyledi. Toplumu bölen unsurlar olduğuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, "Bu başörtülü, bunun başı açık, çarşaflı, pantolonlu bunları bırakalım bu insan mı? 'insan.' derdi var mı? 'var.' Kimin derdiyse o dert, Kemal Kılıçdaroğlu'nun derdidir. Siyasette zenginleşmeyi reddeden bir inancım var. Siyasi ahlakım da inancım da gerektiriyor." şeklinde konuştu. . Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, bir köyde CHP'ye hiç oy çıkmadığını söylemesi üzerine o köye gittiklerini aktaran Kılıçdaroğlu, köyde yaşadıklarını şöyle anlattı: "Köye gittik, imamı da çağırdık. Kahvehanede oturduk toplanan vatandaşlara, biz yalan söylemek istemiyoruz. Düzgün olmak istiyoruz. Temiz olmak istiyoruz. Rüşvet yolsuzluk olsun istemiyoruz. Bize oy vermiyorsunuz, malı götürenlere oy veriyorsunuz. Bu işte bir yanlışlık var." Halkın sağ duyusuna inandığını söyleyen Kılıçdaroğlu, "Doğruyu yaparsanız, yanlışı yapmazsanız, halkı kandırmazsanız, halk neden size güvenmesin. Biz geniş halk kitlelerine güven veremediysek dönüp kendimize bakmamız gerekiyor. Nerede bir hata yapıyoruz, kusurumuz var. Neden yola çıktık, neden temiz siyaset diyorum. Halka güveneceğiz halkta bize güvenecek. Karşılıklı aramızda sağlıklı, tutarlı, inanca dayalı, temizliğe dayalı bir insan sevgisi oluştur." şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından partiye katılanlara rozet takıldı. 

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

ŞOK İDDİA: Ölmesini beklediler!

Muhsin Yazıcıoğlu ile beraber helikopter kazasında ölen gazeteci İsmail Güneş'in eşinden şok açıklamalar...Kaza sonrası 112'yi arayıp yardım isteyen gazeteci İsmail Güneş'in eşi Yasemin Güneş de gelişmeleri yakından takip etmiş.
 

Arama-kurtarma çalışmalarındaki ihmallerin net olarak ortaya çıktığını söyleyen Güneş, olayın suikast olabileceğine işaret ediyor. "İsmail yaşasaydı her şeyi anlatabilecek tek görgü şahidiydi. Arama-kurtarmada ihmali olan insanların, eşimin yaşadığını öğrenince ölmesini beklediklerini düşünüyorum." diyor.

Türkiye İsmail Güneş'i, 112 Acil Servis'e yaptığı "Yerimizi buldunuz mu? Burası çok soğuk, donacağız!" sözleriyle tanıdı. Helikopter kazasından sağ kurtulan Güneş, cep telefonundan 112'yi arayarak yardım istemişti. Ancak kaza alanına 48 saat sonra ulaşılabildi.

Güneş'in cenazesi ise 5 gün sonra bulundu. Acılı aileler, savcılıktaki soruşturmadan çıkacak sonucu beklerken, geçtiğimiz hafta açıklanan DDK raporu, kazaya ilişkin soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı. Raporda, enkaza ilişkin bazı parçaların Özel Kuvvetler ve Jandarma timleri tarafından kaza mahallinde yakıldığı belirtiliyordu. Söz konusu fotoğraflar, üç gün önce yayımlandı.

Bu gelişmeler üzerine Zaman'a konuşan Yasemin Güneş, rapor ve fotoğrafların kafalarda oluşan soru işaretlerine cevap niteliği taşıdığını kaydetti. Helikopter 3 gün sonra bulunurken İsmail'in 5 gün sonra bulunabildiğine dikkat çeken Güneş, telefon sinyallerinden doğru yerin tespit edilmesine rağmen 9 defa yanlış yerde arama yapıldığının ortaya çıktığını vurguladı.

Eşinin otopsi raporuna göre kazadan sonra 4 ila 6 saat arasında yaşadığının tespitinin yapıldığını belirten acılı eş, "Arama kurtarma çalışmalarındaki ihmaller zinciri olmasaydı İsmail'in kurtulma ihtimali çok yüksekti." dedi.

Eşinin yaşadığını öğrenen oradaki insanların, onun da ölmesini beklemiş olabileceğini savunarak, "DDK raporu sonrası, İsmail'e son nefesinde de olsa ulaşılabilirdi diye düşünüyorum artık. İsmail yaşasaydı her şeyi anlatabilecek tek görgü şahidiydi.

Arama kurtarmada ihmali olan insanların eşimin yaşadığını öğrenince ölmesini beklediklerini düşünüyorum." diye konuştu. Yasemin Güneş, "Yani ortada bir suikast mı söz konusu?" sorusuna ise şu karşılığı verdi: "Kaza mı suikast mı olduğu konusunda bazı sorular vardı.

Buna yetkililer karar verecek ama DKK'nın raporunda ağır kamu kusuru olduğu ortaya çıktı. Yapılabilecek bazı şeylerin yapılmadığını raporda gördüm. Bizim de mahkemeye verdiğimiz şikayet dilekçesindeki her kelime DDK raporuyla örtüştü. Yani DDK raporu bizim şikayetlerimizin delili oldu bence."

Zaman




0 Yorum - Yorum Yaz

Gül, tehlikeye dikkat çekti!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İran'a hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, ''Yargıtay ve Danıştaya yeni daireler kurulmasına ilişkin Kanunu onayladınız. Yüksek yargı organları başkanlarıyla görüşmeler yapmıştınız. Endişeleri paylaşmadığınız sonucuna ulaşabilir miyiz?'' sorusu üzerine, bugün Türk Ticaret Kanununu da onayladığını, yaklaşık 1600 maddelik bu Kanunun, 1957 yılından bu yana ilk defa Türk ticari, ekonomik hayatını değişikliğe uğrattığını belirtti. 
 

Gül'ün değerlendirmeleri ana başlıkları ile şöyle: 

BALYOZ TUTUKLAMALARI
Yargıya intikal eden bir dava ile ilgili konuşmamız sözkonusu olamaz. 

MISIR'DAKİ GELİŞMELER VE MÜBAREK'İN GİDİŞİ
Bu değişimi liderler yapamadığı için halk öncülük etmektedir. Bütün bu süreçten Mısır devletinin güçlü, Mısır halkının mutlu çıkmasını arzu ederiz. Mısır halkının mutluluğu ve refahı bizler için çok önemlidir. Çünkü onları kardeşlerimiz, dostlarımız olarak görüyoruz. Mutluluk ve refahın temel ihtiyaçları da gayet açıktır. Temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alındığı, demokratik, hukuk standartlarının yerleşmesi, ekonomik şeffaflığın yerleşmesi. Ümit ediyoruz ki Mısır'ın geleceği şu anda Mısır Silahlı Kuvvetlerine tevdi edilmiştir, onların elindedir. Mısır Silahlı Kuvvetleri de bu süreci, bir kardeş mücadelesine, kardeş kanı akmasına fırsat vermeyecek şekilde götürmüştür. Bundan sonra en kısa süre içerisinde sivil bir yönetime devretmek için üstüne düşen çabaları hızlı bir şekilde göstereceğini tahmin ediyoruz. Bunun için geçen yaptığımız hükümet açıklamasında da ifade edildiği gibi, bir Anayasal Cumhuriyetin Mısır'da gerçekleşmesi, seçimlerin, gayet şeffaf, hür, adil bir şekilde yapılması, hakim yönetiminde ve iç ve dış gözlemcilerin serbestçe gözleyebileceği bir şekilde seçimlerin yapılması, inanıyorum ki Mısır halkını mutlu edecektir. Mısır halkının bu süreçten daha onurlu bir şekilde çıkması, Mısır devletinin çok güçlü bir şekilde çıkması ve hak ettikleri uluslararası platformdaki yerine kavuşması, bütün Türk milletinin ve hepimizin arzusudur.''

İRAN-TÜRKİYE İLİŞKİSİ
İlişkileri konuşacağız. Ticaretimizi daha da geliştirmek için çabalayacağız. İki komşunun potansiyeli çok büyük. İkili bazda ve diğer alanlarda bir çok karar alındı. Bunları tabi ki görüşeceğiz. 

YARGI REFORMU VE YASANIN ONAYLANMASI
''Neticede hukuk büromdaki danışmanlarımın bana verdikleri bilgi ve öneri çerçevesinde yayınlanmasında herhangi bir sakınca, problem olmadığını gördüm ama daha da önemlisi şu açıkçası benim bu yasayı onaylamamda, biliyorsunuz ki yüksek yargılarımızın önünde inanılmaz bir yük vardır. Hatta Avrupa yüksek mahkemelerinin bütün dosyalarını toplasanız, bizim yüksek yargının dosyalarının yarısı bile etmiyor. Böyle büyük bir yükle karşı karşıyalar. Bundan sonra adaletin tecellisi çok gecikmektedir. 

İnanılmaz bir gerçekle karşı karşıyayız, o da zaman aşımı. Bu sene 20-25 bin dosya zaman aşımına uğrayacaktır. Eğer bu şekilde devam ederse bana verilen bilgilere göre, 4-5 sene içinde Yargıtaydaki ceza dosyalarından 200 bini zaman aşımına uğrayacaktır. Zaman aşımı ne demektir, herkesin yaptığının yanına kar kalması demektir. Böyle dehşet bir durumla karşı karşıya olduğumuz bilgileri önüme kondu. Buna ilave olarak bir de tahliyeleri düşünün, tahliye edilenleri. İşte geçenlerde gördük, yer yerinden oynadı. En son yazık, İzmir'de bir kızcağızın başı testereyle kesildiği için ceza almış ama yargılama bitmediği için 6 sene sonra tahliye edilmek zorunda kalındı.

Bütün bunlardan dolayı yüksek mahkemeleri de suçlamamak gerekiyor çünkü önlerinde büyük bir dosya sayısı var. Bu durum karşısında doğrusu adaletin hızlanmasına daha çok önem verdim. Muhakkak ki, bana iletilenlerden makul karşılanabilecek serzenişler de söz konusudur. Ama şu söylediğim manzara, Türkiye için inanılmaz bir manzaradır. O bakımdan bu yasanın yayınlanması için onay verdim. Ayrıca bu da yetmez; istinaf mahkemelerinin de süratli bir şekilde çıkartılması lazım. Bunu da yakından takip edeceğim. Ancak bu şekilde Türkiye, bugünkü yaralayıcı durumdan kurtulabilir.''

KIBRIS İLE İLGİLİ SON GELİŞMELER VE GÜL'ÜN OLAYA BAKIŞI
"Türkiye, yavru vatan KKTC'nin sağlamlaşması, kökleşmesi, demokrasisinin kökleşmesi, ekonomisinin kendi kendine yeterli hale gelmesi ve kendisini ispatlaması için bir takım fedakarlıklarda bulunmaya devam edecektir."

''Bunlarda bir anormallik görmüyorum. Çünkü Türkiye, yavru vatan KKTC'nin sağlamlaşması, kökleşmesi, demokrasisinin kökleşmesi, ekonomisinin kendi kendine yeterli hale gelmesi ve kendisini ispatlaması için bir takım fedakarlıklarda bulunmaya devam edecektir. Her bakımdan siyasi, ekonomik bakımdan da KKTC'nin yanındadır. KKTC'yi kimlerin yöneteceğini Kıbrıs halkı karar verecektir. Bu ilişkilerin en sağlıklı bir şekilde götürülmesi ve KKTC'nin geleceğinin çok güçlü olması için Türkiye'de elinden gelen gayretleri göstermektedir. Bunları bunun bir parçası olarak görmekte yarar vardır.''

KORSAN FİLM Mİ İZLEDİ?
Twitter'da izlediği bir filme yönelik yazdıklarına ilişkin ''filmin korsan olduğuna'' yönelik bazı tartışmaların yaşandığı anımsatılıp değerlendirmesinin sorulması üzerine Gül, kendisine bazen seçme film ve kitapların geldiğini, bunların hepsinin danışmanlarınca kendisine verildiğini belirtti.

''Herhangi bir şekilde yasal olmayan bir film zaten bana verilmez'' diyen Gül, filmin kendilerine gelişi konusunda açıklama yapıldığını da anımsattı. Cumhurbaşkanı Gül, ''Bu konuda kamuoyunun hassasiyetini takdirle karşıladım. Kültür ve sanat faaliyetlerinin kök bulması için bu kuralların tabi ki yerleşmesi Türkiye'de çok doğrudur ve ben de zaman zaman konuşmalarımda söylerim'' diye konuştu.

TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ
Bir gazetecinin İran ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesine rağmen kurumsallaştığını söylemenin mümkün olup olmayacağını sorması üzerine Gül, iki ülke arasındaki ticaretin gelişmesi için büyük bir potansiyelin olduğunu belirtti. İran ile en çok ticaret yapan ülkeler arasında Türkiye'nin aşağı sıralarda yer aldığını anlatan Gül, ancak iki ülke arasındaki ticaret potansiyelinin fazla olduğunu söyledi.

Ticaretin serbestleşmesiyle ilgili birçok tedbirin alındığını da kaydeden Gül, kararların uygulamaya geçmesine önem verdiklerini bu yöndeki görüşmelerinin süreceğini söyledi.

GÜL YÜKSEK YARGI YASASANI ONAYLADI - İLGİLİ HABER İÇİN TIKLAYIN
 

HABERVAKTİM.COM-AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Erdoğan'ı açık açık tehdit etti!

Batum'a destek, TSK ve CHP'ye eleştiri, Erdoğan'a tehdit! Tüm bunlar bakın nerede oldu...
 

DSP'den istifa ederek CHP'ye geçmeye hazırlanan Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ve Cumhuriyet Gazetesi organizesinde "Mustafa Balbay için imza günü" konulu program düzenlendi. Eskişehir Kültür Merkezi'ndeki programa sanatçı Yıldız Kenter, Cumhuriyet Gazetesi yazarları Ataol Behremoğlu, Ali Sirmen, İlhan Taşçı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Vatan Gazetesi yazarı Can Ataklı ve Gazeteci İdris Akyüz, geçtiğimiz günlerde DSP'den istifa ederek CHP'ye geçeceğini açıklayan Eskişehir Büyükşehir Belediye Yılmaz Büyükerşen, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ileCHPEskişehir İl Başkanı Erman Gölet katıldı. 

Programda Başkan Büyükerşen'in CHP İl Başkanı Gölet ile hararetli bir biçimde konuşması dikkat çekerken, gazeteci ve yazarlar kitaplarını Ergenekon'un tutuklu sanığı Mustafa Balbay için imzaladı.

Programın açılışında konuşan Vatan gazetesi yazarı Can Ataklı, isim vermeden TSK'yi sert bir dille eleştirdi. 8 yıllıkAK Partiiktidarı döneminde askerin darbeci olduğuna, fuhuş ve casusluk yaptığına halkın inandırıldığını savunan Ataklı, TSK'yi kastederek, ''Bunun karşısında ne yapıldı? Hiç kimse buna cevap veremedi, vermedi. Sonra da biri 'kağıttan kaplan' deyince, birden bire biri pençelerini gösterdi, 'bizi siyasete karıştırmayın' diye.'' ifadesini kullandı.

Konuşmasında TSK için "kağıttan kaplan" benzetmesi yapan Batum'a sahip çıkan Ataklı, CHP ve Kılıçdaroğlu'na ise tepki gösterdi.

Ataklı, şöyle dedi: ''Maalesef o siyasi örgüt, 'kağıttan kaplan'ın arkasına duramadığı için, askerden korktuğu için, çekindiği için, geri adım attı. Askerin ancak genel başkan tarafından eleştirilebileceğini söyledi. O zaman Türkiye'de kimsenin konuşmaya hakkı yok, eğer dik durmazsınız. Burada 'ben varım' diyemezsiniz, sizin canınızı okurlar bu iktidarla birlikte.''

Programı düzenleyen ve bir süre önce DSP'den istifa ederek CHP'ye katılacağı açıklanan Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise Ergenekon'un tutuklu sanıklarına destek gösterirken, Başbakan Erdoğan'ı tehdit etti.

Başbakan Erdoğan'ı, 1947 yılında komünistleri cezaevine atan ABD başkanı McCarty'e benzeten Ataç, ''Mc Tayyib'in sonu hiç iyi olmayacak'' iddiasında bulundu.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Yargıtay'ı Sarsaracak İddianame

Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen “yargıda rüşvet” iddianamesinde Yargıtay'da işlerin rüşvetle döndüğünü gözler önüne serdi.
 

Yüksek Yargı'nın Gerçeker planı iddianamede örgüt mensubu olduğu iddia edilen Necdet Okçu, tahliye kararının temyiz incelemesinin yapılacağı Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı Hasan Erdoğan ile irtibata geçip bu kararın onanmasını sağlayacağı konusunda rüşvet anlaşması yaptığı görülüyor.

Görüşmeler kodlanmış
Rüşvet miktarının fazla olması ve verilen rüşveti gizlemek amacıyla İTO Başkanı Murat Yalçıntaş'ın İDTM A.Ş. yönetim kurulunda İDTM A.Ş.'nin avukatları olan Süleyman Balcı ve Abdullah Pehlivan'a avukatlık ücreti çıkarılması amacıyla faaliyetlerde bulunduğu kaydediliyor. Yalçıntaş'ın da bu amaçla diğer yönetim kurulu üyelerini toplayıp söz konusu kararı çıkardığı iddia ediliyor.

Yapılan dinlemeler sonucu İDTM A.Ş. Yönetim Kurulu üyelerinden Abdullah Çınar, Ali Kopuz ve İlhan Parseker'in de söz konusu paranın 6. Hukuk Dairesi'nde yargı mensuplarına rüşvet karşılığı verileceğini bildikleri, bu amaçla diğer şüpheliler ile birlikte fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek bu kararın alınmasını sağlayıp atılı suçları işledikleri iddia ediliyor. Telefon görüşmelerinde yer alan ve rüşveti kodlayan Ali Kopuz'un “Bir öğrenci 1000 TL'ye kayıt olacak” sözleriyle dava için Yargıtay üyelerine ayrılan para ifade ediliyor.

Bugün




0 Yorum - Yorum Yaz

Zengin olmak istiyorsak...

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye'de 1 milyon 300 bin girişimci olduğunu, ancak bu sayının yeterli olmadığını söyledi.
 

Hisarcıklıoğlu, "Eğer ülke ve birey olarak zengin olmak istiyorsak kadın ve genç girişimci sayımızı artırmalıyız." dedi. Hisarcıklıoğlu, Rize Defterdarlığı ve Rize Ticaret ve Sanayi Odası (RTSO) tarafından il merkezindeki bir otelde düzenlenen 2009 yılı vergi ödül töreninde yaptığı konuşmada, katılımcılara zengin olmanın 'püf' noktalarını anlattı.

TOBB olarak son dönemde en fazla önem verdikleri konunun kadın ve genç girişimcilerin artması olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, "Ülke ve birey olarak zengin olmak ve işsizliği çözebilmenin yolu, girişimciliği artırmaktır. Türkiye'nin 72 milyon nüfusunun 1 milyon 300 bin kişisi girişimcilerimizden oluşuyor.

Japonya'da ise durum bizim ülkemizden daha farklı. Bu Uzakdoğu ülkesinde bulunan 120 milyon nüfusun, 6 milyon 300 bin kişisi girişimcilerden ibarettir. Yani Japonya'ya göre dört kat girişimci eksiğimiz var. Girişimci sayısını artırabilmek için genç ve kadın girişimcileri desteklemeliyiz.'' dedi. Türkiye'nin ekonomik krizden çıkan ilk 16 ülkeden birisi olduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, "Bu durum ülkemiz adına gurur verici bir durumdur.

Kriz öncesi seviyenin üzerine çıkmış ülkeler arasında 12. sıradayız. Buna şükrediyoruz. Ama iddiamız dünyada ilk 10 ekonomi arasına girmek. Şimdi diğer ülkelerin bizi nasıl geçtiğini sorguluyoruz. Sıralamada önümüzdeki ülkeler, önümüzdeki dönemde yarışta olacağımız ülkeler. Bunları geçmeden dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına giremeyiz.

Bu nedenle ekonomimizi büyütecek, insanımızı zenginleştirecek yol haritası üzerinde gidiyor olmamız lazım. Bu krizde Türkiye yüzde 102 ile kriz öncesi seviyenin üzerine çıktı. Bunu da sağlayan en önemli grup Türk özel sektörüdür. Büyümenin yüzde 50'sinde özel sektörün yatırımlarının payı var. Özel sektörde toplam çalışan sayısında 980 bin artış sağlandı. Bunun 934 bini sigortalı artış. Bu Türk özel sektörünün kayıtlı ekonomiye geçtiğini gösteriyor. Bu müthiş bir gösterge.'' diye konuştu.

Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin sorunlara rağmen krizden çıkan bir ülke olmasının çok güzel bir durum olduğuna dikkat çekerek şöyle dedi: "Türkiye'nin bir an önce yapısal reformlara odaklanması lazım. Bunların başında Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu geliyordu. Bunlar Meclis'ten yeni geçti. Eski kanunlarla işlerin yürümediğini, önümüzün açılmasını istedik. Sağ olsun hükümet ve Meclis de bir haftada bu kanunları çıkarttılar. Önümüzdeki dönemde parakende sektörünü düzenleyen kanunlara ihtiyacımız var. Vergisini ödemeyenler cezalandırıldığı gibi vergisini düzenli ödeyenlerin ödüllendirilmesi lazım.

Kamu alımlarında yerli üretime yüzde 15'lik fiyat avantajı sağlanması, ilgilendiğimiz en önemli konulardan birisi. Bu AB müktesebatında var, kanunu var. Fakat bugüne kadar bir türlü hissettirilemedi. 2 defa Sayın Başbakanımız bununla ilgili genelge yayınladı. Herkes Başbakan'dan korkuyor, ama her ne hikmetse bürokratlar korkmuyor. Başbakan bir genelge yayınlıyor. Yerli mal alımında yüzde 15 avantajının uygulanmasını istiyor. Ama bir türlü uygulanmadı. Bu uygulanırsa yerli üretilen mallarda müthiş bir avantaj kazanır.''

"TÜRKİYE'Yİ 2023'TE EN BÜYÜK 10 EKONOMİ İÇİNE SOKABİLECEK GÜÇTEYİZ"

Türkiye'nin önünde birçok olumlu fırsat bulunduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti: "Türkiye'nin etrafındaki 3 saatlik uçuş mesafesinde tam 9.4 trilyon dolarlık bir pazar var. Bu bölgenin en gelişmiş özel sektörü de Türkiye'dir. Bu pazardan istifade etmeliyiz.

1985'lerde Türkiye'ye 300 bin turist geliyordu, bugün 29 milyon turist geliyor. 3 milyar dolarlık ihracat yapılırken ve bunun yüzde 90'ı tarım ürünü iken, bugün 130 milyar dolarlık mal satar hale geldik. Bunun da yüzde 92'si sanayi ürünüdür. Bugün Avrupa'da satılan her üç beyaz eşya ve televizyondan biri Türk malı. Başaramayacağımız iş yok.

Biz diyoruz ki bu ülkeyi 2023'te dünyanın en büyük 10 ekonomisi içine sokarız. Sonra bize layık olan dünyanın bir numaralı ekonomisi yaparız. Bunun için istediğimiz tek şey ayağımızdaki prangaların çözülmesi. Rakibim hangi şartlarda üretiyorsa, alıyor satıyorsa, aynı şartları bana sağlayın. Başka bir şey istemiyoruz.''

Törende konuşmaların ardından 2009 yılında Rize'de kurumlar ve gelirler vergisi ile ihracatta ilk 10'a girenlere plaket verildi. Törene Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, TOBB Başkanvekili Halim Mete, Çaykur Rizespor Kulüp Başkanı Metin Kalkavan, ÇAYKUR Genel Müdürü Ekrem Yüce, RTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Ofluoğlu, ildeki sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve iş adamları katıldı.



CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Kamu'ya 6 bin 447 memur yerleşti

Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) sonucuna göre kamu kurum ve kuruluşlarına 6 bin 447 aday yerleştirildi.
 

ÖSYM'den yapılan açıklamada, Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmelik hükümleri uyarınca, bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kadro ve pozisyonlarına yerleştirme işlemlerinin tamamlandığı bildirildi.

Sonuçlara göre, kamu kurum ve kuruluşlarına toplam 6 bin 447 aday yerleşti.

Yerleştirme işlemine, ortaöğretim düzeyinde 778 bin 579 aday başvurdu, bu adaylardan 529'u yerleşti. Önlisans düzeyinde başvuran 327 bin 793 adaydan bin 696'sı; lisans düzeyinde ise 229 bin 552 adaydan 4 bin 222'si yerleştirildi.

Adaylar, yerleştirme sonuçlarını, ÖSYM'nin http://sonuc.osym.gov.tr  internet adresinden ''T.C. Kimlik Numaraları'' ve ''şifreleri'' ile öğrenebilecek. Yerleştirme işlemine ait yerleştirme sonuç belgesi basılmayacak ve adayların adreslerine gönderilmeyecek.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Psikolojisini kimyasallarla bozmuşlar

ASELSAN'da yaşanan 4 sır intiharın son halkası olan ve askerlik görevini yerine getirirken nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden ASELSAN mühendisi Burhaneddin Volkan'ın babasıemekli Başçavuş Mahmut Volkan'ın, 'Casusluk' soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Fikret Seçen'e kritik bilgiler verdiği öğrenildi. Acılı baba Volkan'ın Savcı Seçen'e ulaştırdığı dilekçesinde, oğlunun psikolojisinin kimyasallar kullanılarak bozulduğunu öne sürdüğü görülüyor.
 

Aselsan'da ard arda yaşanan 4 sır intiharın son halkası olan ve askerlik görevini yerine getirirken nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden ASELSAN mühendisi Burhaneddin Volkan'ın babası emekli Başçavuş Mahmut Volkan'ın, 'Casusluk' soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Fikret Seçen'e kritik bilgiler verdiği öğrenildi.

DİLEKÇEDE ŞOK AYRINTILAR VAR

ASELSAN'ın Komuta Kontrol ve Haberleşme Yazılım Mühendisliği'nin Uçak Komuta Kontrol Merkezi bölümünde başarılı işlere imza atan genç mühendis Burhaneddin Volkan'ın, 3 arkadaşının şüpheli şekilde hayatlarını kaybetmesinin ardından, vatani görevini yapmak üzere gittiği Ankara'daki birliğinde vefat etmesinin üzerindeki sır perdesi halen aralanmazken, acılı baba Mahmut Volkan'ın Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen'e ulaştırdığı dilekçesinde şok ayrıntılar ortaya çıktı. Acılı babanın dilekçesinde, oğlu Burhaneddin Volkan'ın Hacettepe ÜniversitesiBilgisayarMühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra ASELSAN'a mühendis olarak girdiğini ve burada uçak komuta kontrol merkezi bölümünde çalışan 8 mühendisten biri olduğunu belirttiği görülüyor.

Söz konusu dilekçede acılı baba, oğlunun kimlik kartında organ nakli kısmına 'hayır'ı işaretlemesine karşın tüm organlarının alındığını ifade ederken, ASELSAN'da çalışırken oğlunun kimyasallar kullanılarak psikolojisinin bozulduğunu öne sürüyor. Oğlunun organ nakline 'hayır' dediğini belgeleyen kimlik kartını da dilekçe ile birlikte Savcı Seçen'e gönderen acılı baba Mahmut Volkan, kışladan kendisine gelen bazı telefonlarda oğlunun anlatıldığı gibi intihar etmediği, tanıkların yönlendirme sonucu askeri savcılığa bu yönde ifade verdiğini de iddia ediyor.

ERGENEKON'U İLK OĞLUNDAN DUYMUŞ

Henüz Ergenekon örgütünün adı hiç bilinmezken oğlunun Ergenekon'dan söz ettiğini vurgulayan acılı baba Volkan, dilekçesinde, "2007 yılının başında Ergenekon örgütünün genelde adı bilinmezken oğlum örgütten söz ediyordu. 'Baba Ergenekon isminde bir örgüt var. Bunlar demokrasi adına ülkeyi mafya patronu gibi yönetmek istiyorlar. Bir sürü faili meçhul cinayet işledikleri halde bunlara bir şey olmuyor. Yakalanmıyorlar' diyordu" dediği görülüyor.

ASELSAN'DAN ANSIZIN AYRILMA İSTEĞİ

Oğlu Burhaneddin Volkan'ın ASELSAN'da başarılı işlere imza attığını ve işini çok sevdiğini vurgulayan emekli Başçavuş Mahmut Volkan dilekçesinde ayrıca, oğlunun ansızın işten ayrılmak istediğini ifade ediyor. Acılı baba, kısa süre sonra ASELSAN'da ki işinden ayrılan oğlu Burhaneddin Volkan'ın eve döndüğünde psikolojik sorunlar yaşadığını gördüğünü de anlatıyor.

"BENİ 'SNİPER'LAR KOVALIYOR"

Acılı baba Volkan'ın dilekçesinde, şu ifadelere yer verdiği görülüyor: "Oğlum eve döndüğünde iradesi yok gibiydi. 'Beni sniperlar kovalıyor' diyerek, işaret parmağını alnına dokundurarak 'Bom' diyordu. 'Anne-baba siz ölmeyin. Sizin yerinize ben öleyim' diyordu. Mantıklı cümle kuramıyor, kesintili bir biçimde konuşuyordu. Kendisini devlet hastanesine götürdük. Tedavi süreci başladı. Düzenli tedavinin ardından mantıklı cümleler kurabilmeye başladı. ASELSAN'da intihar eden mühendisler konusunda konuşmaya başladık. Ölenlerin başarılı mühendisler olduğunu söyledi. Kaygıları vardı. Ve hemen askere gitmek istiyordu."

ASELSAN MÜHENDİSİNDEN ŞOK CEVAP

Oğlunu askerliği biraz ertelemesi konusunda ikna edemediğini vurgulayan baba Volkan, dilekçesinde, "Oğluma sen ASELSAN'da nasıl bir iş yapıyordun?' diye sordum. Cevaben, 'Sır baba sır. Herşeyi açıklarsam size de zarar verirler. Uçaklara sahip çıkmaya çalışıyoruz. Irak'ın da uçakları vardı. Ama savaşta hiç biri yerden havalanamadı' dedi. Askere gitmek talebini yenileyip duruyordu. En güvenli yer olarak orayı görüyordu" dedi.

REVİR YERİNE NÖBETE

Oğlunun kısa süre sonra askere gittiğini belirten baba, dilekçesinde, "Eğitim birliğinde bir sorun olmadı. Esas birliğinde daha önceki gibi yine rahatsızlanmış. Bir tıp merkezinde ayaküstü tedavi görmüş. Ertesi gün kendi imkanları ile özel doktora çıkmak için birlik komutanından izin istemiş. Durumu iyi değilmiş. Ancak o haliyle eline silah verilip ücra bir noktaya nöbete göndermişler. Kendini bilmez bir halde nöbetçi silahı ile başına bir el ateş ettiğinden GATA hastanesine kaldırılmış. Ancak hayatını kaybetmiş. Tedaviye gönderilmesi gereken oğlum, iradesi yok iken nöbete gönderilmiştir" diyor.

"ÇOCUKLARIN ONURLARINI KURTARALIM"

Casusluk çetesi ile birlikte ortaya çıkan gerçeklerden etkilenerek dilekçe yazmaya karar verdiğini belirten acılı baba Volkan, "En son Casusluk çetesi ile ilgili çıkan notlarda 'Aselsan ve Sagem'de sorun çıkaranlar var', 'Elimde kırk bin dolarlık bir proje var. Bu proje herkesin ağzını sulandırır. En az yirmi bin dolar eder' gibi notlar çıkması, ASELSAN'da ölen mühendislerle bunların bağlantısının olabileceği umut ışığıyla bu dilekçeyi kaleme aldım. Faydası olur umudundayım. Şifahi olarak da bilgim dahilinde sorularınızı cevaplandırmaya hazırım. Yeter ki ölen bu çocukların onurlarını kurtaralım" diyor.

YENİ AKİT




0 Yorum - Yorum Yaz

''Bu sözü söyleyenin alnından öpülür''

Deniz Baykal, yakın çevresine yaptığı değerlendirmede Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in Sevgililer Günü açıklamasından övgüyle söz etti. 
 

Diyanet İşleri Başkanı'na 'Sevgililer Günü' övgüsü: Alnından öperim

Görmez'in, "Sevgili Peygamberimiz'e 'Sevgililer Sevgilisi' adını veriyoruz. İki günün tesadüf etmesini bir güzellik olarak görüyorum." sözlerini, "Ne güzel bir söz, bu sözü söyleyenin alnından öpülür." yorumunu yaptı.

Ayrıca Süheyl Batum'un TSK'ya yönelik açıklamaları üzerine başlayan tartışmalara değinen Baykal, kendisinin eskiden bu tür tartışmaları bir cümlesi ile kestiğini anlattı. "Tabii o eski CHP'ydi. Anlaşılan yeni CHP'de de eski CHP'ye ihtiyaç varmış." diyen Baykal'ın, genel başkanın partiye hakim olması ve her kafadan bir ses çıkmaması gerektiğini vurguladı.

CHP'nin eski lideri Deniz Baykal, Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum'un Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için 'kağıttan kaplan' demesiyle başlayan tartışmayla ilgili olarak Kemal Kılıçdaroğlu'na bir dizi eleştiri yöneltti. 2009 yılında partili bazı yöneticilerin orduyu eleştirmesi üzerine, "TSK'yı ancak genel başkan eleştirebilir." uyarısında bulunduğuna ve bu açıklamanın ardından bütün tartışmaların kesildiğine işaret eden Baykal, "Tabii o eski CHP'ydi. Anlaşılan yeni CHP'de de eski CHP'ye ihtiyaç varmış." ifadesini kullandı. Baykal'ın bu sözleri, parti kulislerinde 'dönüş mesajı' olarak yorumlandı.

Deniz Baykal, önceki gün yakın çevresine, CHP'deki son tartışmaları değerlendirdi. Batum'un orduyu hedef alan sözleriyle ilgili tartışmanın giderek büyümesinde Kılıçdaroğlu'nun da hatalı olduğu imasında bulunan Baykal, "Ben o zaman TSK'yı ancak genel başkanın eleştirebileceğini söyledim ama nasıl söyledim? Kimseyi doğrudan hedef almadan, genel bir ifadeyle ve nazik bir üslupla söyledim. Kimseyle 'haklı ya da haksız' tartışmasına girmedim. CHP'deki bir geleneği hatırlattım. Bu uyarım sonrasında tüm tartışmalar kesildi." diye konuştu.

CHP'de her kafadan farklı bir ses çıkmaması gerektiğine dikkat çeken Baykal, genel başkanın iyi bir görev dağılımı yapması ve herkesin de kendi görev alanı içinde konuşmasının doğru olacağını savundu. Baykal, "Öyle örgütlenmeden sorumlu kişi, 'bugün de şu konular var gündemde' deyip her konuda konuşursa, herkes her konuda konuşursa böyle olur." eleştirisinde bulundu. Eski Genel Başkan'ın, partide son dönemlerde yaşanan gelişmelerden rahatsız olduğu belirtiliyor. Baykal'ın, CHP'nin seçimlerde yüzde 30'un altında bir oy alması durumunda, "Kılıçdaroğlu başarısız" diyerek sesini yükselteceği ve olağanüstü bir kurultayla yeniden partinin başına gelmek için çalışacağı öne sürülüyor.

ZAMAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Gizli planı deşifre oldu

Akit Ankara Temsilcisi Yener Dönmez, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun “gizli planı”nı deşifre etti.
 

Akit Ankara Temsilcisi ve Yazarı Yener Dönmez bugünkü yazısında, Kılıçdaroğlu ve Tekin ikilisinin CHP'nin en çok oy aldığı İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana'da merkez yoklaması yapma kararı aldığını açıkladı. 
 
Dönmez, Kılıçdaroğlu ve Tekin'in bu kararla neyin peşinde olduklarını da şöyle ortaya koydu:
 
“Dolayısıyla seçim sonrası Genel Başkanlığı garantiye almak isteyen Kılıçdaroğlu A Takımı'nı merkezden belirlemek istiyor. Yeni ekibinde yer alan ancak parti tabanında sempatiyle karşılanmayan birçok ismi Meclis'e bu yöntemle taşımak istiyor…Ayrıca bu hamleyle Önder Sav'ın hakim olduğu İzmir ve Ankara'da hakimiyeti ele geçirmek istiyor.”
 
Dönmez'in, Kılıçdaroğlu'nun gizli planını açığa çıkaran yazısı şöyle:
 
CHP'den sürpriz karar!
 
Önceki gün Yargıtay ve Danıştay'da yeni daireler açılmasını öngören yasa Meclis'ten, ÖSYM'de devrim niteliğinde düzenlemeler de komisyondan geçti.
Türkiye kabuk değiştiriyor, hemen her alandaki takozlardan, prangalardan tek tek kurtuluyor, ezberler bozuluyor…
12 Eylül referandumundan sonra bu daha iyi hissediliyor, daha net anlaşılıyor.
Türkiye'nin yıllardır elini kolunu bağlayan yapısal reformlar tek tek gerçekleştiriliyor.
Değişmeyen tek şey ise CHP…
CHP'deki sendrom aynen sürüyor.
Bu sendromun adı: “Bir şey değişirse her şey değişir sendromu…”
Elbette bir partinin, bir kuruluşun, bir devletin, bir bireyin temel prensipleri, olmazsa olmazları, gelenekleri, kuralları vardır…
“Bir kuralı olmayanın hiç kuralı olmazmış” fakat bunu “Bir şey değişirse her şey değişir”den ayrı tutmak lazım…

CHP yıllarca bunları birbirine karıştırdı.
Bakın size bu sendromun aynen devam ettiğinin kanıtı niteliğinde bir kulis aktaracağım…
CHP kaynaklarımdan edindiğim ilginç bir perde arkası bilgisi bu…
Hatırlarsanız Kılıçdaroğlu, kurultay günlerinden başlayarak hemen her ortamda partililere önseçim sözü vermişti.

Aralık ayında Bursa'da yaptığı bir açıklamada, yapılacak olan genel seçimlerde partisinin milletvekili adayı belirleme yöntemine ilişkin, ''Benim görüşüm, kanaatim ve düşündüğüm, ağırlıklı olarak önseçim yapmaktır. Ama önseçim yapalım derken sadece delegeler değil, bütün üyelerin katılımıyla önseçim yapmaktır'' demişti.

Ancak Kılıçdaroğlu daha sonra Denizli'de, “Bazı illerde önseçim, bazı illerde daraltılmış önseçim, bazı illerde eğilim yoklaması, bazı illerde merkez yoklaması olacak. 40'a yakın ilde önseçim yapacağız. Mümkün olduğu kadar yaygın bir biçimde adaylarımızı örgüte danışarak belirleyeceğiz” diyerek önseçim sözünden geri adım atmıştı.

Tabi bu geri adımlar bununla sınırlı kalmadı.
Tıpkı kongrede çarşaf liste sözü verip sonra çark ettiği gibi önseçim sözünden de vazgeçti Kılıçdaroğlu.
İddiaya göre Kılıçdaroğlu ve Tekin ikilisi CHP'nin en çok oy aldığı İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana'da merkez yoklaması yapma kararı aldı.

Yani bu dört ilde kimlerin milletvekili adayı olacağı örgütten sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gürsel bey ile Genel Başkan Kemal beyin iki dudağı arasında…

Daha evvel görüştüğümüz bir CHP kurmayı “Biz maalesef beceremedik. Merkez yoklamasıyla aday belirlemek çağdışı. Ama bu sefer bastıracağız” dedikten sonra AK Parti'nin bir uygulamasını çok takdir ettiğini söylemişti…

Aday belirleme yöntemini kastederek “İdeal manada olmasa da ben şu Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yaptığı ön seçimleri takdir ediyorum” demişti.
CHP'de yine olmayacak…
4 büyük ilde önseçim yapamayacaklar…
Peki neden?
CHP'nin şuan parlamentoda 101 milletvekili bulunuyor.
Buralarda 17 vekil İstanbul'dan, 10 İzmir'den, 7 Ankara'dan, 3 Adana'dan olmak üzere toplamda 37 vekil çıkarıyor CHP…
Yani neredeyse milletvekillerinin yarısı bu dört ilden oluşuyor…
Dolayısıyla seçim sonrası Genel Başkanlığı garantiye almak isteyen
Kılıçdaroğlu A Takımı'nı merkezden belirlemek istiyor.
Yeni ekibinde yer alan ancak parti tabanında sempatiyle karşılanmayan birçok ismi Meclis'e bu yöntemle taşımak istiyor…
Ayrıca bu hamleyle Önder Sav'ın hakim olduğu İzmir ve Ankara'da hakimiyeti ele geçirmek istiyor.
Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP'nin Haziran'da yapılacak seçimde üç aşağı beş yukarı ne kadar oy alacağı belli…
Onun için Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin tüm planlarını seçim sonrası yaşanacak parti içi hesaplaşmalara ve liderlik kavgasına göre yapıyor.
Özetin özeti: Kurultay öncesi delegeler arasında “etnik köken ve mezhep fişlemesi” yaptıran zihniyetin bilinçaltı tamamen seçim sonrasına endekslenmiş vaziyette…




0 Yorum - Yorum Yaz

Merkel: Mübarek, istifa ederek Mısır halkına hizmet etti

Mısır'da Hüsnü Mübarek'in istifasına Avrupa'dan ilk tepki Almanya Başbakanı Angela Merkel'den geldi.
 

Merkel, Mübarek'in istifa ederek Mısır halkına hizmet ettiğini söyledi. Merkel ayrıca Mısır'ın, İsrail ile yaptığı anlaşmaların onurlandırılması gerektiğini kaydetti. Basın toplantısında konuşan Merkel, "Bugün büyük bir neşe günü. Tarihi bir değişikliğe tanıklık ediyoruz. Mısır halkının, sokaklardaki milyonlarca Mısırlının neşesini paylaşıyorum." dedi. CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Gazze'de havai fişeklerle kutlanıyor

Mısır'da 30 yıllık Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in istifa etmesinin ardından Filistin'in Gazze bölgesinde havai fişeklerle kutlamalar yapıldığı bildirildi.
 

Hamas da Mısır'ın yeni liderlerine politikalarını değiştirme çağrısında bulundu. Hamas sözcüsü Sami Ebu Zuhri, "Mübarek'in istifası Mısır devriminin zaferinin başlangıcıdır. Böyle bir zafer, Mısır halkının fedakarlıkların ve sağlam duruşun sonucudur." dedi. Zuhri, Mısır'ın yeni liderlerine Gazze ve Rafah'ta uygulanan ablukaların kaldırılması için hemen karar almaları ve Refah kapısından hem mal hem de insan geçişine izin vermelerini istedi. CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Ve Mübarek gitti

Mübarek nihayet Cumhurbaşkanlığını bıraktı. Yönetimi ordu devraldı. Halk büyük sevinç yaşıyor.
 

Tunus'ta başlayan ve Ortadoğu ile Arap ülkelerini etkileyen halk hareketi, Mısır'da 30 yıllık hüsnü Mübarek devriminin de sonunu getirdi. 18 gündür Mübarek'in istifa etmesi için protesto düzenleyenler, Mübarek'in dün gece ve ordunun bugün yaptığı açıklamalarla hayal kırıklığına uğrasa da gün sonunda bekledikleri haberi aldı.

İlk önce ailesi ile birlikte Şarm El Şeyh'e gittiği belirtilen Mübarek, hem göstericilerin baskısına hem de uluslararası baskılara dayanamayarak istifa etti. İstifa kararını, Mübarek'in yardımcı olarak atadığı Ömer Süleyman duyurdu. Süleyman, "Ülkemizin geçtiği ağır şartlar karşısında Hüsnü Mübarek Devlet Başkanlığı görevinden ayrılmaya karar verdi." dedi. Süleyman, Mübarek'in yönetimi silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi'ne devrettiğini açıkladı.

Konsey, bugün Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüseyin Tantavi başkanlığında bir toplantı gerçekleştirmiş ve dün gece istifa etmeyeceğini belirten Mübarek'e arka çıkmıştı.

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in yönetimi orduya devrederek istifa etmesinin ardından Kahire'de Tahrir Meydanı'ndaki göstericiler sevinç gösterilerine başladı.

REJİMİ DEVİRDİK
Tahrir Meydanı'nda sevinç gösterileri yapılıyor.

Mısır halkı Tahrir Meydanı'nda Mübarek'in istifasını kutluyor. Meydan şenlik alanına dönmüş durumda. Sevinç sesleri yükseliyor.

Kalabalık "Rejimi devirdik" şeklinde slogan atıyor. Mübarek'in istifasının ardından kalabalık bayraklar sallayarak, sloganlar atarken, şehrin her yerinden de korna sesleri duyuluyor

BARADEY: MISIR KURTULDU
Mısır'da muhalif lider Muhammed El Baradey, Mübarek'in istifasını "Ülke kurtuldu. Bu hayatımın en güzel günü" şeklinde değerlendirdi.

Ülkede çözümü, üç kişiden oluşacak bir başkanlık heyetinde gören Baradey, inanılırlığı olan bu kişilerin bir yıl içerisinde ülkeyi sağlıklı bir seçime götürebileceğini ifade etti. Baradey, ancak bu yıl içerisinde mutlaka bir geçiş anayasası hazırlanması gerektiğinin altını çizdi. Genç bir göstericinin kendisine, 'eskiden Mısır pasaportunu göstermeye utanıyordum, şimdi gurur duyuyorum' dediğini ifade eden Baradey, göstericilerin yorulmasını bekleyenlerin yanıldığını belirtti. Ordunun rolünü ülkeyi yönetmek değil, korumak olarak tanımlayan Baradey, Müslüman kardeşler ile alakalı ise oldukça ilginç tanımlamalarda bulundu. Mısır'da kurulacak bir din devleti ile İsrail ve Batının düşman ilan edilmesi iddialarını 'rejimin uydurduğu masallar ve çöp' olarak tanımlayan Baradey, Müslüman Kardeşlerin şiddete başvurmadığını ve muhafazakar olduklarını ifade etti. Güvenlik endişesi olduğunu saklamayan Baradey, meselenin 'Mısır'ı kimin yöneteceği değil ülkenin nasıl yönetileceği' olduğunu söyleyerek başkan adaylığı meselesinin zamanla şekilleneceğini ve konuşmak için erken olduğunu belirtti.

SÜLEYMAN DA GİTTİ
Böylelikle Ömer Süleyman da gitmiş oldu. Ülke şuan tamamiyle ordunun kontrolüne geçmiş durumda. Süleyman'ın yeni dönemde görevinin olmayacağı açıklandı.

Mısır'da geçiş sürecini ordu ile Anayasa Mahkemesi'nin yöneteceği ifade ediliyor.
Müslüman Kardeşler, görevi devralan Ordu'yu kutladı.

HESABI DONDURULDU
İsviçre, Mübarek'in hesaplarının dondurulduğunu açıkladı.




0 Yorum - Yorum Yaz

El Arabiya'dan FLAŞ iddia!

El Arabiye televizyonu, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ile ailesinin Kahire'den ayrıldığını duyurdu. Kaynak verilmeyen haberde, Mübarek'in askeri bir havalimanından ayrılarak bilinmeyen bir yere gittiğini bildirildi.
 

Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in ailesiyle birlikte başkent Kahire'yı terk ettiği bildirildi.

Hükümete yakın bir kaynak, sokağa dökülen halkın baskısıyla yetkilerini yardımcısı Ömer Süleyman'a devreden Mübarek'in Kahire'den ayrılarak bilinmeyen bir yere gittiğini açıkladı.

Herhangi bir kaynak belirtmeden Mübarek'in Kahire'den ayrıldığını duyuran El Arabiye televizyonu da, Cumhurbaşkanının Kızıl Deniz'deki tatil beldesi Şarm Eşşeyh'e gittiğini iddia etti.

Mübarek'in sık sık Şarm Eşşeyh'e gittiği ve burada konuklarını ağırladığı belirtiliyor.

MÜBAREK ŞARM EŞŞEYH'DE
Mısır'da yerel bir hükümet yetkilisi, Kahire'den ayrılan Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in Kızıl Deniz'deki tatil beldesi Şarm Eşşeyh'de olduğunu söyledi.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, Mübarek'in Şarm Eşşeyh havaalanında yerel yönetici tarafından karşılandığını bildirdi.

El Arabiye televizyonu da Mübarek'in Kahire'den ayrıldığını ve Şarm Eşşeyh'e gittiğini duyurmuştu.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Mısır ordusundan kötü haber!

Mısır ordusu beklenen açıklamayı yaptı ve Mübarek'in geçiş planını desteklediğini bildirdi. Ordunun açıklamasında "Mübarek'in vaatlerinin takipçisi olacağız" denildi.
 

Mısır ordusu ağırlığını Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in istifa etmeden yetkilerinin büyük bir kısmını yardımcısı Ömer Süleyman'a devretmesinden yana koydu.

Ordudan iki gün içinde yapılan ikinci açıklamada, silahlı kuvvetlerin, Mübarek'in iktidarın barışçıl bir şekilde değişmesine ve bu yıl sonunda özgür ve adil başkanlık seçimlerinin yapılmasına yönelik planını onayladığı bildirildi.

Savunma Bakanı Mareşal Hüseyin Tentavi'nin başkanlığında toplanan Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi'nin toplantısının ardından yapılan açıklamada, "şu andaki şartlar ortadan kalkar kalkmaz" ülkede 30 yıldır yürürlükte olan olağanüstü hal yasasının da kaldırılacağı belirtildi.

-"AKİL ADAMLAR" ARASINDAN ATANA-

Mısır Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ömer Süleyman'ın Başbakan Ahmet Şefik'ten, "milli diyalog" için bir başbakan yardımcısı atamasını istediği bildirildi.

Resmi haber ajansının bildirdiğine göre Süleyman, muhalefet güçleri ve bağımsız şahsiyetlerle diyaloğun yürütülmesinde sorumluluğu alacak bir başbakan yardımcısı atanması ve bu kişinin, ülkedeki krizin çözümü için hükümetle görüşmelerde bulunan "akil adamlar" arasından seçilmesini istedi.

"Akil adamlar" konseyinde önde gelen işadamları, akademisyenler ve hukukçular bulunuyor.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

CIA karizmayı fena çizdirdi

Dünyanın en iyi istihbarat kuruluşları arasında yer alan ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Mübarek konusunda karizmayı çizdirdi.
 

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı Leon Panetta'nın Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in görevini bırakacağı yönündeki sözleri, akıllara "CIA yanıldı mı?" sorularını getirdi.

CIA Başkanı Panetta, bugün Mısır Devlet Başkanı Mübarek'in görevini bırakacağı haberlerini değerlendirerek, "Mübarek'in bu akşam görevi bırakması kuvvetle muhtemel." demişti. Panetta, ABD istihbaratının elde ettiği bilgilerin Mübarek'in görevinin bırakacağını gösterdiğini ifade etmişti.

Hüsnü Mübarek, bugün geç saatlerde televizyonda yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında yetkilerini yardımcısı Ömer Süleyman'a devrettiğini açıklasa da, istifa etmedi.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı Başkanı Panetta'nın Mübarek'in konuşması öncesi yaptığı açıklamaları akıllara, "CIA yanıldı mı? ABD istihbaratı yanıldı mı?" sorularını getirdi.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Sicilya'daki ölüler evi - FOTO

Sicilya'nın Palermo kentindeki yaklaşık 2 bin mumyanın yer aldığı bu ölüm kokan mumyaevi pek çok ziyaretçi ağırlıyor.
 

FOTOĞRAF GALERİSİ İÇİN TIKLAYIN




0 Yorum - Yorum Yaz

Mısır'da günün tüm gelişmeleri!

Mısır'da Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in devlet televizyonundan yayınlanan konuşmasının ardından muhalifler, Mısır devlet televizyonu ile Enformasyon Bakanlığı önünde protesto gösterisi yapmaya başladı. Ordu beklenen açıklamayı yaptı...
 

GÜN BOYUNCA YAŞANAN GELİŞMELER...


SAAT 11.51

MISIR ORDUSU: ADİL VE SEÇİM SÖZÜ VERDİ
Mısır ordusu, Mübarek'in yetki devrine destek verdi. Ordu, olağan üstü halün kalkacağını demokratik bire seçim sürecinin hazırlanacağını belirtti. 3 haftadır Tahrir Meydanı'nda bulunan protestocular hakkında soruşturma açılmayacak.

SAAT 11:40

"ASKERİ DARBE MISIR'I OLUMSUZ YÖNDE ETKİLER"
Mısır Maliye Bakanı Semir Rıdvan, askeri bir darbenin Mısır'ı olumsuz yönde etkileyeceğini söyledi.

Rıdvan İngiliz yayın kuruluşu BBC'ye verdiği demeçte, Mısır'da olası bir darbenin ülke ekonomisi için "bir tehdit olduğunu" belirterek, "darbe kabusu herkes, gençler ve ekonomi için çok kötüdür. Bu kaçınmak istediğimiz bir senaryodur" diye konuştu.

Yaptığı açıklamada ordunun gösteriler karşısındaki tavrına da değinen Rıdvan "ordunun üst düzeyde disiplinli olduğunu ve gençlere ateş açmama kararı aldığını düşünüyorum. Bu çıkmaz sonsuza kadar devam edemez" dedi.

Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in istifa etmemesine öfkelenen göstericilerin bu öğleden sonra yeni protesto gösterileri düzenlemeyi planladığı bildiriliyor.


SAAT 11:10


MISIR'DA 15 SUBAY SİLAH BIRAKTI, GÖSTERİLERE KATILDI
Mısır'ın başkenti Kahire'de Tahrir Meydanı'ndaki Hüsnü Mübarek karşıtı gösterilere katılan Mısır ordusundan bir subay, bugün 15 subayın daha gösterilere katılacağını söyledi.

Ahmed Ali Shouman adlı subay, Reuters'e "Silahlı kuvvetlerin halkla dayanışma hareketi başladı." dedi. Shouman, kendisinin de dün gece silahını teslim ederek Tahrir Meydanı'ndaki gösterilere katıldığını belirtti. Shouman, aralarında yarbayların da bulunduğu 15 kadar subayın, "halk devrimine katıldığını" belirtti. Shouman, amaçlarının da halkın amacıyla aynı olduğunu ifade etti. Ali Shouman, gösterilere katılan diğer subayların bugün ayrıca Cuma namazından sonra halka hitap edeceğini belirtti. Mısır'da Mübarek karşıtı gösterilerin şiddetlenmesi üzerine ordu, 28 Ocak'ta sokağa inmişti. Ancak askerler, göstericilerin üzerine ateş açılmayacağını belirtmişti.

SAAT: 09:45

AB LİDERLERİ, MISIR'DA YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇAĞRISI YAPTI
Mısır'da Devlet başkanı Hüsnü Mübarek'in istifa etmeyeceğini açıklamasının ardından Avrupa Birliği liderleri de yönetim değişikliği çağrılarını yineledi.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, Mübarek'in dün gece yaptığı konuşmanın "daha hızlı ve derin reformlara kapı aralamadığını" söyledi. Ashton, özgür ve adil seçimlerle birlikte düzenli ve geri dönülmez bir dönüşümün hem Mısır hem de Avrupa halkının amacı olduğunu kaydetti. AB Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek de Mısır'daki dönüşüm için "bütün demokratik güçleri içeren yeni bir hükümetin çok hayati öneme sahip olduğunu" söyledi.

SAAT 08:20

'ORDU AÇIKLAMA YAPACAK'

El Arabiya gazetesi Mısır'daki olaylarla ilgili "Ordu, önemli bir açıklama yapacak" duyurusunda bulundu.


SAAT: 08:15


DEVLET TELEVİZYONU ÖNÜNDE GÖSTERİLER BAŞLADI
Televizyon binası önünde toplanan yüzlerce protestocu, Mübarek aleyhine slogan attılar.

Enformasyon Bakanlığı ve devlet televizyonları binasına girmek isteyen bazı göstericilerin bölgede görevli askerlerce engellendiği, binaya girmeden slogan atan göstericilere ise müdahalede bulunulmadığı öğrenildi.

BARADEY: MISIR PATLAYACAK
Mısır'da muhalif grubun tanınmış isimlerinden Muhammed el Baradey, Hüsnü Mübarek'in açıklamasının ardından Mısır halkının patlayacağını söyledi.

El Baradey, "Ordunun ülkeyi şimdi koruması lazım." dedi.

AJANSLAR




0 Yorum - Yorum Yaz

Müslüman'a ''HOMO'' zulmü!

Norveç, büyük bir çoğunluğu Müslümanlardan oluşan göçmen ve sığınmacılara yeni bir zulüm yöntemi üretti. Norveç basınının bugünlerde manşetlerinden düşürmediği yeni yönteme göre göçmenlerin eşcinsellere yönelik ön yargılarını kırmak için çalışıyor. Hedef: Burada yaşamak isteyen herkes bunu kabul etmeli.
 

Engin Kaşdaş'ın haberi...


Göçmenlere ''HOMO'' filmli zulüm!
Göçmenlik Bürosu Müdürlüğü, Norveç'te tüm resepsiyon merkezlerinde görüntülenmek üzere eşcinselliğin anlatıldığı yeni bir film yapmaya hazırlanıyor. 

Eşcinsel film 13 dilde tercüme edilecek ve hedef tüm yeni sığınmacıların/göçmenlerin onu görmelerinin sağlanması.

Norveç basını Göçmenlik Müdürlüğü'nün (UDI), eşcinsellik hakkında böyle bir bir film yaparak göçmenlerin/sığınmacıların eşcinsellere karşı önyargılarını azaltmayı hedeflediğini öne sürüyor. 




DagMagazinet'teki haber... Norveç basını konuya geniş yer ayırdı...

bu amaçla Snoball Film AS Norveç; lezbiyen, gey ve transseksüel kişilerin hayatları hakkinda bir fikir veremek icin devreye sokuldu. 

Norveç hükümeti hedef ayırımını gözetmek için filmi Norveç'te yaşayan tüm göçmenler tarafından izlenmesini sağlamayı hedefliyor. 

Rejisör Mari Finnestad, "Biz eşcinselliğin ortaya çıkışını normal karşılıyoruz. Norveç'te yaşamak için ya da Norveç toplumunun bir parçası olabilmek için herkesin bunu kabul etmesi gerekiyor" diyerek savunuyor filmi. 

Film iki cocukları olan lezbiyen bir aile, bir eşcinsel erkek ve bir de göçmen eşcinselin hayatını konu ediniyor.

Norveç'e göçedenlerin ezici çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor. 

Türklerin de yaşadığı Norveç, en çok Somali, İran, Afganistan ve Eritre gibi ülkelerden göç alıyor. 

Çeviren: Gafur Karaciga


HABERVAKTİM.COM




0 Yorum - Yorum Yaz

Ömer Süleyman'ın ilk açıklaması

Mısır'da Mübarek'in yetkilerinini devrettiği Ömer Süleyman'ın ilk açıklaması "Evinize dönün" oldu
 

İşte Süleyman'ın sözleri:

"İktidar devri barışçı bir şekilde, anayasa doğrultusunda yapılmalı. Verdiğim söz doğrultusunda bu geçiş yapılacak.

Bu kazanımları korumak için kendi aramızda güveni yeniden inşa etmek için, halkın talebine kulak vermek için... Bu bakış açısıya, bu düşüncelerle bütün vatandaşlarımıza geleceğe bakma çağrısında bulunuyorum.

Hep birlikte gençliğin özlemlerine yanıt verelim. Anavatanımız için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Mısır halkına sesleniyorum, evlerinize, işlerinize geri dönün. Hiçbir şekilde uydu kanallarını dinlemeyin. Yalnızca kendi vicdanınıza kulak verin. Etrafınızdaki tehlikeleri fark edin. Kendi sistemimize, kendi kamu kurumlarımıza güvenin."




0 Yorum - Yorum Yaz

"Mübarek'in açıklaması halkı provoke etti"

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in, oluşturulan beklentiye rağmen, görevini bırakmayacağını açıklaması, Tahrir Meydanı'ndaki binlerce göstericiyi öfkelendirdi.
 

ABD Donanması'nın yüksek lisans programında ders veren Profesör Robert Springborg, son gelişmelerin çok büyük bir provokasyon olduğunu söyledi. Bugün "Mısır için çok üzücü tarihi anlar" yaşandığını ifade eden Springborg, "Yapılan konuşmalar, krize barışçı bir çözüm getirme niyetinde değil. Aksine durumu alevlendirerek askeri rejime geçilmesine meşruiyet kazandırmak istiyorlar." dedi. Amerikalı profesör, açıklamaların iç savaş riskini de doğurduğunu öne sürdü. Londra Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Bölümü'nden Profesör Rosemary Hollis de göstericilerin hayal kırıklığına uğradığını ve şiddet olaylarının yaşanacağını söyledi. Hollis, ordunun göstericilere yönelik tutumunun kilit önemde olduğunu ifade etti. Mısır'da muhalif grubun tanınmış isimlerinden Muhammed el Baradey, Hüsnü Mübarek'in açıklamasının ardından Mısır halkının patlayacağını söyledi. El Baradey, "Ordunun ülkeyi şimdi koruması lazım." dedi. CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

"Ülkeyi terk etmeyeceğim"

Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, ülkeyi terk etmeyeceğini belirterek, "burada gömüleceğim" dedi.
 

Mübarek, "iktidarın devir sürecinin başladığını, bu sürecin Eylül'e kadar devam edeceğini" ifade etti. Mübarek, Eylül'deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise aday olmayacağını kaydetti.

Mübarek, konuşmasını, istifa ilanı yapmadan tamamladı. AP ajansı, Mübarek'in yetkilerini yardımcısına devredecek olmasını ve Anayasa'da değişiklik için girişim başlattığını açıklamasını, "bu tutum Cumhurbaşkanlığı titrini koruduğu anlamına geliyor" diye yorumladı. AFP ajansı da Mübarek'in istifa ifadesini kullanmadığına dikkati çekti.

-MISIR'DA GÖSTERİLER BAŞKENTİN TAMAMINA YAYILDI

Mısır'ın başkenti Kahire'deki Tahrir Meydanında Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in istifa edeceği spekülasyonları üzerine sevinçle bekleyen binlerce kişi hayal kırıklığına uğradı.

Göstericilerden bazıları Tahrir Meydanını çevreleyen caddelerdeki kendi yaptıkları barikatları aşarak Meclis'i Şahabi caddesinde bulunan Parlamentoya ve 6 Ekim köprüsüne doğru yürüyüşe geçti.

Bu arada, Kahire'nin Giza bölgesinde muhaliflerin büyük bir gösteri düzenlediği ve sokaklara indiği belirtilirken, Nasır City ve Kahire Uluslararası Havalimanı yolunun da gösterilerden dolayı trafiğe kapandığı bildirildi.

Edinilen bilgilere göre, İskenderiye ve ilk günden beri çatışmaların yoğunlukla görüldüğü Süveyş kentinde de muhalifler meydana indi.

Gösterilerin Minye ve Port Said kendinde de devam ettiği kaydedildi.

-CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI DA HALKA SESLENECEK

Mısır'da halkın istifa etmesini beklediği Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in ardından, yardımcısı Ömer Süleyman'ın da halka hitap edeceği bildirildi.

Süleyman'ın da, Mübarek gibi devlet televizyonundan konuşma yapacağı açıklandı. AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Savcılık, TSK'dan bilgi bekliyor!

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kaza sonrasında olay yerine ilk intikal eden personelin bilgilerini Genelkurmay Başkanlığı'ndan talep etti.
 

Başsavcılık, bilgilerin gelmesinin ardından, ilgili personele, enkazın yakılmasını soracak. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatıyla harekete geçen Devlet Denetleme Kurulu (DDK)'nun raporunda, Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin düştükten sonra bazı parçalarının yakıldığına dair bilgiler yer aldı. Helikopterin bazı parçalarının, enkazın bulunduğu yerin yaklaşık 200 metre güneydoğusunda bir kaya kovuğunun içerisinde yer alması konu ile ilgili şüpheleri daha da artırdı.

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın aydınlatılması için, olay yerine ilk olarak intikal eden Doğal Afetler Arama Kurtarma Tabur Komutanlığı (DAK) ekibi ve yine enkaza ulaşan Skorsky helikopterin içerisindeki personelin, görev yaptıkları yer, açık kimlikleri ve adreslerine almak için Genelkurmay Başkanlığı'na talepte bulundu. Gelen bilgiler doğrultusunda personelin ifadelerine başvurulacağı öğrenildi.

BBP Kahramanmaraş İl Başkanı Bekir Kılıç, parçaların yakılması konusunda suç duyurusunda bulunacaklarını ifade etti. Konuyla ilgili şüpheleri bulunduğunu vurgulayan Kılıç, "Bulunan parçalar kayıptı ve olayın aydınlatılması için de çok önemliydi. Ama ne yazık ki olaydan sonra, helikopter enkazının bulunmuş olduğu yerden yaklaşık 200 metre uzakta bir kaya kovuğunda, yakılmış olarak bulundu.

Biz burada kesinlikle bir kasıt arıyoruz. Bunlar, olayın aydınlatılması için önemli parçalar olmasına rağmen, birileri tarafından oraya çok daha önceden ulaşıldığını ve konunun aydınlatılmasının engellendiğini düşünüyoruz. Bu konuda sorumlular kimler ise bu parçaların yakılmasına kimler sebep olduysa biz bunlar hakkında kesinlikle bir suç duyurusunda bulunacağız. Bu olayın peşini sonuna kadar takip edeceğiz." dedi.

Görüntü ve fotoğrafları çeken ekibin başında bulunan ve merhum Yazıcıoğlu'nun da bacanağı olan Dr. Rafet Arslanoğlu, sürecin hızlanmasını beklediklerini kaydetti. Arslanoğlu, "Zaten milletimiz bu konuya, helikopterin düştüğü andan itibaren çok yakın alaka gösterdi. Üzerinde durdu ve sahip çıktı. Bu noktadan sonra geriye dönüş sürecinin olacağını zannetmiyorum. Benim kendi şahsi inancım, bunun bir kaza olmadığı ile ilgili. Çünkü bu iş sadece Muhsin Bey'i sadece kendi hakkının korunması ile ilgili olan bir şey değil. Eğer ortada bir şey varsa bu Türk milletine yapılmış bir girişim ve sabotajdır. Bu işin ortaya çıkarılması hem milletimiz hem devletimiz adına önemli. Bu işin daha da hızlanacağına inancımız tam." açıklamasında bulundu.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

SGK'nın 50 milyar lira alacağı var!

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Acar, 50 milyar liraya yakın bir kurum alacağı bulunduğunu belirterek, ''Yapılandırma kanunu bu açıdan bizim için son derece önemli'' dedi.
 

Acar, SGK Samsun İl Müdürlüğü'nde düzenlediği basın toplantısında, yasanın SGK ile ilgili hükümlerinin Meclis'ten geçtiğine anımsatarak, sadece sosyal güvenlik primleri açısından değil, özellikle vergi gelirleri ve kamunun diğer alacakları açısından da önemli bir yapılandırma kanununun önümüzdeki günlerde uygulamaya geçeceğini, bu uygulamanın vatandaşa önemli kolaylılar sağlayacağına söyledi.

''Bu borcun tahsil edilmesi, sadece kamu kurumu açısından bizleri ilgilendirmiyor. Sonuçta vatandaşlarla ilgili, sigortalılarımızla ilgili çok önemli bir hak geliyor'' diyen Acar, şöyle devam etti:

''O zaman bu hakkın bütün vatandaşlara tanıtılması son derece önemlidir diye düşünüyorum. Mecliste şu anda SGK ile ilgili bölümleri Torba Kanunu'nda geçti ama diğer bölümleri görüşülüyor. Görüşmeler biter bitmez inşallah, Cumhurbaşkanımızın onayıyla bu yürürlüğe girecek. Özellikle bu konu neden önemli? Çünkü toplam rakamları veriyorum. Bizim 4/a sigortalılarıyla ilgili yani bu bir iş yerine bağlı olarak çalışanları ifade ediyorum, 19,4 milyar lira prim aslı, 10,3 milyar lira gecikme zammı olmak üzere toplam 29,7 milyar liralık alacağımız var. 4/b kapsamında yani bağımsız çalışan, eski tabirle Bağkur'lularla ilgili toplam 16,5 milyar lira, 1,95 milyar lira yine tarım Bağkur'luları olmak üzere toplam 19,8 milyar lira da Bağkur'lularla ilgili bizim prim alacağımız var. Yani genel bazlı bakıldığı zaman 50 milyar liraya yakın bir kurum alacağımızın tahsili söz konusu, yapılandırma kanunu bu açıdan bizim için son derece önemli.''

SGK'nın gelir gider açığının artık yavaş yavaş kapanmaya başladığını vurgulayan Acar, ''SGK'nın gelir gider açığı olumlu yönde kapanıyor. 2010'da geçici gerçekleşme rakamlarına göre toplam gelirimiz 94 milyar 481 milyon lira iken giderimiz 121 milyon 205 milyon lira, açık ise 26 milyar 724 milyon lira olarak belirlendi. Daha önceki yıllara göre kıyas yaptığımızda SGK sistemindeki açıklarda önemli tutarda azalmalar görülüyor. Bu tablo SGK'nın iyi yerlere geldiğinin bir göstergesidir'' dedi.

Acar, toplam aktif sigortalı sayısında da artış olduğuna işaret ederek, 2009 yılından 2010 yılına sigortalı sayısının yüzde 5,82 oranında arttığını vurguladı.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

TBMM'de hainlik!

TBMM'de "Sayın Öcalan" krizi. BDP'lilerin "Sayın Öcalan" ısrarı Meclis'i yine gerdi. BDP Milletvekili Sırrı Sakık'ın "Sayın Öcalan'lı" tahrik edici konuşmasına diğer partili milletvekilleri tepki gösterince kargaşa çıktı. Kargaşada, ortamı geren isim olan BDP'li Sırrı Sakık, AK Parti'li Ziyaeddin Akbulut'u yumrukladı. Oturuma ara verildi.
 

Meclis Genel Kurulu'nda BDP'li milletvekilleriyle AK Parti'li milletvekilleri arasında arbede yaşandı. Meclis'te Torba Yasa Tasarısı görüşmelerinde BDP milletvekili Sırrı Sakık, AK Parti Tekirdağ milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut'u yumrukladı. Torba Yasa Tasarısı görüşmelerinde yaşanan gerginliği, araya giren milletvekilleri güçlükle engelleyebildi. Yaşanan olaydan sonra genel kurul çalışmalarına ara verildi. Yumruklaşmaya varan kavga, BDP'li Hasip Kaplan'ın kürsüden “Sayın Abdullah Öcalan” demesi üzerine başladı. BDP'liler bir süredir Meclis Genel Kurul kürsüsünden ısrarla “Sayın Öcalan” ifadesini kullanmaya başladılar. Geçtiğimiz hafta da bu sebeple sert tartışmalar yaşanmıştı.

GERGİNLİĞİ HASİP KAPLAN BAŞLATTI
TBMM Genel Kurulu'nda BDP'li Hasip Kaplan'ın kürsüden “Sayın Abdullah Öcalan” demesi tartışmalara yol açtı. Birleşimi yöneten Meclis Başkanvekili Sadık Yakut, Kaplan'ın konuşması sırasında mikrofonun sesini kapattı. Yakut, Kaplan'ı da “40 bin kişinin ölümüne sebep olan bir kişiye sayın diyemezsiniz sözlerinizi düzeltin” diye uyardı. Çıkan tartışmada BDP'li Sakık Ak Partili Akbulut'u yumrukladı. 

CHP AĞZIYLA GERGİNLİĞİ TIRMANDIRDI
BDP'li Kaplan ise önceki gün genel kurulda CHP'li Muharrem İnce'nin ortaya attığı iddiaları gündeme getirerek, gerginliği tırmandırdı. Önceki gün Ak Partililerle CHP'liler arasında yaşanan tartışmalara göndermede bulunan Kaplan, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya'nın Kenan Evren için ‘sayın müvekkilim' ifadesini kullandığını iddia ederek, “Benim de müvekkilim Sayın Öcalan. Hanginiz müvekkiline sayın demiyor” diye konuştu. Kaplan'ın bu sözleri söylerken doğrudan Ak Parti sıralarına bakarak ve elini kolunu sallayarak konuşması, gerginliği hat safhaya taşıdı.

BDP'Lİ KAPLAN'DAN EL KOL HAREKETLERİ  VE BAŞBAKAN'A HAKARET
Genel Kurul'da konuşan BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, öğrenci affıyla ilgili maddede affa ilişkin getirilen ‘terör suçundan hüküm giyenler' hariç ifadesine tepki gösterdi. Kaplan Başbakan Erdoğan'ın da Diyarbakır DGM'de yargılandığını belirterek “Başbakan da teröristtir bu maddeye göre üniversitede okuyamaz. Diyarbakır DGM'de yargılanmıştır. Dağdan inenlere üniversite kapısını kapatıyorsunuz” dedi. Kaplan'ın sözlerine AK Parti milletvekilleri tepki gösterirken Kaplan AK Parti'lilere yine el kol hareketleri yaparak, “DGM kararını getiririm. Allah Allah doğruyu doğrulayın ne yaptığınızı bilmiyorsunuz” şeklinde bağırdı.

MECLİS BAŞKANVEKİLİ: “HADDİNİ BİL KAPLAN!”
Birleşimi yöneten Meclis Başkanvekili Sadık Yakut, BDP'li Kaplan'ı “el kol hareketlerini bırakın indirin elinizi. Haddinizi bilin” diye uyardı. Milletvekillerinin sorularına hükümet adına yanıt veren Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz ise Kaplan'ın sözlerine “Sayın Kaplan'ın başbakanımıza öyle bir yakıştırmada bulunacağını sanmıyorum. Kanunla ilgili yorum yaptı. Terörün, teröristin evrensel hukuk çerçevesinde tanımı belli. Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı hakkında böyle bir yorum yapmaz diye düşünüyorum. Düzeltilmesinde fayda var” dedi. 

KAPLAN İYİ NİYETE HAKARETLE KARŞILIK VERDİ
Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz'ın bu yatıştırıcı sözlerine rağmen, ifadelerini düzeltmesi beklenen Kaplan, oturduğu yerden el kol hareketlerine ve bağırmaya devam etti. Bunun üzerine Ak Partililer tepki gösterdi. Ak Partililerin tepkisi üzerine ayağa kalkan BDP'li Sırrı Sakık Ak Partili milletvekillerinin üzerine yürüdü ve Tekirdağ milletvekili Akbulut'u yumrukladı. Bunun üzerine Oturuma bir süre ara verildi. Verilen arada da karşılıklı gerginlik bir süre daha devam etti.

HABERVAKTİM.COM




0 Yorum - Yorum Yaz

Yetkilerini yardımcısına devretti

Mısır'da milyonlarca kişi Tahrir Meydanı'nda "Yallah" sloganları atarak, Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'i istifaya çağırırken, Mübarek beklenen konuşmasını yaptı. Mübarek, istifa etmezken, yetkilerini yardımcısı Ömer Süleyman'a devrettiğini açıkladı. Göstericiler, Mübarek'in yardımcısı Süleyman'ı da istemiyor. Kahire'deki Tahrir Meydanı'nda toplanan binlerce gösterici, Mübarek'in konuşmasını protesto etti.
 

Mısır'da yaşanan olayların ardından Hüsnü Mübarek yönetiminin sonunun geldiği belirtiliyordu. Uluslararası ajanslardan düşen bilgiler ülkeden ayrılabileceği belirtilen Mübarek, televizyondan halka yönelik yaptığı konuşmada "görevlerinin çoğunu", birkaç gün önce atadığı yardımcısı Ömer Süleyman'a devrettiğini açıkladı. Bu açıklama Tahrir meydanında dinlendi ve tepkiler devam ediyor. Göstericiler, Ömer Süleyman'ı da istemiyor.

Devlet televizyonundan ulusa seslenen Mısır Devlet Başkanı Mübarek, yaşanan huzursuzluğun kurbanlarından özür diledi.

Mübarek, "protestocu gençlerin niyetlerinin dürüstlüğüne ikna olduğunu" söyledi.
 
Dışarıdan gelen emirleri kabul etmeyeceğini belirten Mübarek anayasanın beş maddesinin değiştirileceğini, bir maddenin ise iptal edileceğini açıkladı.
 
Mübarek adil seçimler yapılması yönünde verdiği sözü yinelerken, bir daha aday olmayacağı taahhüdünü de teyit etti.

"ORDU KONTROLÜ ELE ALIYOR"

Mübarek karşıtı gösterilerin 17'nci gününe girdiği Mısır, bugün birbirinden kritik görüşmelere sahne oldu.

Mısır Devlet Başkanı, tarihi ulusa sesleniş konuşması öncesinde yardımcısı Süleyman ve Başbakan Ahmet Şefik'le görüşürken, Mısır Milli Güvenlik Konseyi de Mübarek'siz toplandı.

Mısır Milli Güvenlik Konseyi'nden yapılan açıklamada ordunun halkı korumak için gereken önlemleri alacağı ifade edilirken, Konsey'in oturumuna Mübarek'in başkanlık etmemesi dikkat çekti. Üst düzey bir Mısırlı subay da "protestocuların taleplerinin karşılanacağını" belirtti.

Associated Press, Mısır'daki son gelişmelerin, ordunun kontrolü ele almakta olduğunu ortaya koyduğunu ileri sürdü. Ajans, "Yapılan açıklamalar, haftalardır süren protestoların ardından ordunun kontrolü ele almakta olduğunu gösteriyor" yorumunu yaptı.

MÜSLÜMAN KARDEŞLER'DEN İLK TEPKİ

Mısır'daki önemli muhalif gruplardan Müslüman Kardeşler'in üst düzey yetkililerinden Essam El Erian, gelişmelerin “askeri gibi gözüktüğünü” söyledi. Erian, Reuters'a yaptığı açıklamada, “Askeri darbe gibi gözüküyor.  Kaygılı ve sıkıntılıyım. Bu sorun Cumhurbaşkanı ile değil rejimle ilgili “dedi. Ancak Erian yaklaşık 2 saat sonra yaptığı bir başka açıklamada, "Durum netleşene kadar yorum yapmayacağız" dedi.

Erian'ın son sözleri, ajanslar tarafından "Müslüman Kardeşler darbe endişesiyle ilgili açıklamasını geri çekti" başlığıyla verildi.

EN BÜYÜK DESTEK ABD'DEN

İnternet dünyasındaki gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunmak üzere Michigan'da bulunan ABD Başkanı Obama, konuşmasında Mısır'daki gelişmelere de kısaca değindi.

"Mısır'daki olaylar bu ülkede tarihin değişmekte olduğunu gösteriyor” ifadesini kullanan Obama, "demokrasiye düzenli geçiş sürecinde Mısır'a destek olmaya devam edeceklerini" de sözlerine ekledi.




0 Yorum - Yorum Yaz

Battal Gazi'nin hayatı 3D olarak canlanacak

Sekizinci yüzyılda yaşadığı tahmin edilen Bizanslılar'a karşı mücadele vermiş Türk kumandanı Battal Gazi'nin hayatı 3D teknoloji ile yeniden filmleştirilecek.
 

Manas Evleri İnşaat A.Ş'nin sponsorluğunu üstlendiği ve haziran ayında çekimlerine başlanacak olan sinema filminin fragmanı niteliğinde olan reklam filminin çekimlerine ise bugün başlandı.

İlk çekimleri Şişli'deki Ayazağa Ata Film Stüdyoları'nda yapılan reklam filminde padişahı, ilk filmde ''Battal Gazi'' rolünü canlandıran Cüneyt Arkın (Fahrettin Cüreklibatur), sultanı Perihan Savaş, padişahın kızını da Başak Sayan oynayacak.

Efor Yapım şirketinin sahibi Fehmi Demirbağ, ''Battal Gazi'' sinema filminin çekimlerine haziran ayında başlayacaklarını ve filmin gelecek yıl şubat ayında vizyona girmesinin planlandığını söyledi.

Demirbağ, Battal Gazi rolünü ilk olarak Cüneyt Arkın'ın oğlu Kaan Polat Cüreklibatur'a teklif edeceklerini, onun kabul etmemesi halinde Kıvanç Tatlıtuğ, Memet Ali Alabaro'ya teklif götüreceklerini belirtti.

Demirbağ, filmde çok önemli rolleri bulunan ''kötü karakterler'' için Tarkan, Cem Yılmaz gibi isimleri düşündüklerini aktardı.

Manas Evleri İnşaat A.Ş'nin de reklam filmi olma niteliğini taşıyan filmin 1 Nisan'da ulusal ve yerel kanallarda gösterime gireceğini ifade eden Demirbağ, konusunu şöyle anlattı:

''Padişahın kızı ile evlenmek isteyen Battal Gazi, yedi başlı ejderhayı yenip yedi denizleri aştıktan, Kaf Dağına ulaştıktan sonra, devin parmağındaki sihirli yüzüğü alıp getirir. Ancak padişah kızını vermek için Battal Gazi'den son bir şey daha ister. O da kızını saraydan öte bir yerde yaşatmasıdır. Bunun üzerine Battal Gazi heybesinden bir katalog çıkararak padişaha sunar. Padişah katalogdaki evleri çok beğenir.''

Reklam çekimleri başlamadan önce gazetecilere açıklama yapan Cüneyt Arkın, ''Muhteşem Yüzyıl'' adlı televizyon dizisinin de gösterdiği gibi Türk halkının tarihe çok meraklı olduğunu ifade etti.

Alkolun zararlarını anlatmak üzere Anadolu'nun birçok yerini dolaştığını kaydeden Arkın, gittiği yerlerdeki gençlerin tarihi çok sevdiği ve önemsediklerini gördüğü belirtti. Arkın, daha çok film çekilerek Türk tarihinin gençlere daha iyi anlatılması gerektiğini kaydetti.

Perihan Savaş da yaklaşık 30 yıl önce de Cüneyt Arkın ile bir filmde oynadıklarını, o zaman Kaan Polat Cüreklibatur'un daha bebek olduğunu anlatarak, o zaman çok zor şartlarda çalıştıklarını, şimdi teknolojinin gelişmesiyle işlerinin daha kolaylaştığını söyledi.

Kaan Polat Cüreklibatur ise babası ve Perihan Savaş ile reklam filmi için de olsa aynı sette çekimlerde bulunmanın kendisine hayal gibi geldiğini ifade etti.

Battal Gazi'yi babasından başka kimsenin oynayamayacağını, kendisinin sadece oynamaya çalışacağını dile getiren Cüreklibatur, küçük çaplı televizyon reklamları, çeşitli projelerde rol alabileceğini, filmlerde oynama konusunda ise çok istekli olmadığını söyledi.

Çok küçükken birkaç reklam filminde oynadığını belirterek bir kahraman olan Battal Gazi'yi oynayacak olmanın kendisini heyecanlandırdığını vurgulayan Cüreklibatur, Cüneyt Arkın'ın oğlu olduğu ve ona benzediği için sinema filmi için de düşünüldüğünü ancak zamanın ne göstereceğini bilemediğini sözlerine ekledi.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Tam 350 bin yeni iş imkanı...

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, ihracatçı firmaların 2010 yılında 310 bine yakın yeni istihdam yarattığını belirterek, "Ankete katılan firmaların yüzde 48'i 2011'de yeni istihdam planlıyor" dedi. 
 

İhracatçı Eğilim Araştırması'nın 2010 yılı 4. çeyrek Sonuçları"nı açıklayan Büyükekşi, "İhracatçılar bu zaman aralığında ortalama 2 beyaz yakalı, 8 mavi yakalı ve 1 de Ar-Ge personeli olmak üzere toplam 11 kişi istihdam etti. 2011 için şirket başına yeni çalışan sayısı ise 15 olacak" dedi. 2010'da ankete katılan firmaların yüzde 56'sı istihdam yaratırken, bu yıl 527 katılımcının yüzde 48'inin yeni istihdam yaratacağını açıkladı. Geçen yıl 250 bin istihdam hedefi koyan Büyükekşi'nin belirttiği şirket başına 15 yeni eleman alımıyla 2011'de hedef 350 bin istihdam oluyor.

2011'de genel seçimlerin ihracatçı firmaların gündeminde yer almadığına da dikkat çeken Büyükekşi, ankete göre karlılık düzeylerinin olumlu şekilde gerçekleşeceği yönünde sonuçlar aldıklarını söyledi. Olumlu beklentilerin nedeninin ise dolar ve euronun son dönemde TL karşısındaki değer artışından olabileceğini aktaran Büyükekşi, ilk 500 firmada ortalamanın üzerinde bir üretim ve karlılık beklendiğini vurguladı. Ankete katılan firmaların yüzde 57.9'u Türkiye ekonomisinin daha iyi olacağı tahmininde bulunurken Avrupa ekonomisinin daha iyi olacağına ilişkin beklenti tahmini ise yüzde 18.2 oldu. Dünya ekonomisinin iyi olacağına ilişkin beklenti yüzde 30.4 olarak gerçekleşti.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Kahramanmaraş'ta göçük

Afşin-Elbistan B Termik Santrali için kömür üretimi yapılan sahada 4 gün aradan sonra ikinci göçük meydana geldi.
 

Edinilen bilgiye göre, Afşin-Elbistan B Termik Santrali için kömür üretimi yapılan sahada bir iş makinesinin çalıştığı sırada göçük yaşandı. Bunun üzerine çok sayıda ambulans ve arama-kurtarma ekibi bölgeye sevk edildi.

Göçüğün meydana geldiği sahada çalışan kimi işçiler göçük altında kalanlar olduğunu iddia ederken, olayı öğrenerek kömür üretim sahasına gelen çok sayıda işçi yakını jandarma ekipleri tarafından bölgeye alınmadı.

Kahramanmaraş Valisi Şükrü Kocatepe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, göçüğün 6 Şubat'ta meydana gelen 1 işçinin öldüğü ve 10 işçinin yaralandığı alanda yaşandığını belirterek, ''O olayda göçük altında kalan iş makinesi çıkartılmaya çalışılırken ikinci göçük olayı yaşanmış. Bana ulaşan ilk bilgiler göçük altında kimsenin bulanmadığı yönünde. Arkadaşlarımız alandalar ve çalışıyorlar, gelişmeleri kamuoyuyla paylaşacağız'' dedi.

Arama-kurtarma ekiplerinin bölgedeki çalışmaları sürüyor.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Prim borcu olanlara iyi haber!

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkan Yardımcısı Fatih Acar, prim alacaklarına yönelik 81 ilde seferberlik başlatarak, vatandaşa ciddi kolaylıklar sağlandığını söyledi.
 

Prim alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin hükümler, halen Meclis Genel Kurulu'nda görüşülürken, SGK kolları sıvayıp, getirilecek kolaylıkları kamuoyu ile paylaştı. 
SGK Samsun İl Müdürlüğü'nde Samsun İl Müdürü Saffet Çalışkan ile basın toplantısı düzenleyen Acar, yeni uygulamalar hakkında bilgi verdi.
Son yıllarda ekonomideki canlanmanın göstergelerinden olan sigortalı ve iş yeri sayılarında önemli artışlar gözlendiğini, bu kapsamda 4A, 4B ve 4C kapsamında 50 milyar TL'ye yakın bir prim alacakları bulunduğunu belirten Acar, bunları yapılandırmak üzere ciddi kolaylar sağlandığını ifade etti.

SGK'nın prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ile prim borcu bulunanlara yönelik çıkacak kanun kapsamında oluşan her türlü imkandan yararlanmalarını istediklerine dikkat çeken Acar, “Bu anlamda Samsun'dan yola çıkarak Türkiye genelinde bir seferberlik başlattık. Yasa henüz yayınlanmamış olmakla birlikte prim borcu olanlara yönelik getirilen kolaylıkları duymayan kalmasın istiyoruz.” dedi.

SGK'nın; 4A, 4B ve 4C kapsamında sigortalı olanlardan toplam 50 milyar TL'ye yakın bir alacağı bulunduğunu hatırlatan Acar, şöyle konuştu: “Bu kanun bu açıdan çok önemli. Bu anlamda kurumumuza olan borçların tahsilinde herkese büyük görevler düşüyor. SGK'nın artık yavaş yavaş kontrol edilebilir noktaya geldiğini söyleyebiliriz. Gelir gider açığı olumlu yönde kapanıyor. 2010'da geçici gerçekleşme rakamlarına göre toplam gelirimiz 94 milyar 481 milyon TL iken giderimiz de 121 milyon 205 milyon TL, açık ise 26 milyar 724 milyon TL olarak belirlendi. Daha önceki yıllara göre kıyas yaptığımızda SGK sistemindeki açıklarda ciddi tutarda azalışlar görülüyor. Bu tablo SGK'nın iyi yerlere geldiğinin bir göstergesidir.”
SGK'ya prim borcu olanlar için ciddi planlar yaptıklarını da kaydeden Acar, çıkacak kanunla birlikte 6, 9, 12 ve 18 eşit taksitte 4 ayrı ödeme planları hazırladıklarını, bu fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Sabetayistlere bulaşanın cezası bitmez!

Yeniden cezaevine konulan Haluk Kırcı “Bu ülkede herkesin cezası biter, iki kişinin hariç” diyor ve ekliyordu: “Haluk Kırcı ve Mehmet Ali Ağca'nın cezası bitmez!.. Çünkü biz Sabetayistlere bulaştık... Artık öğrendim ki, Sabetayistlere bulaşanın cezası bitmez!”
 

Akit'ten Hasan Karakaya, “Pınar Selek'e özgürlüğün yolları... Haluk Kırcı'ya zindanlar!” başlıklı bugünkü yazısında, yıllar önce Kırcı'nın kendisine gönderdiği mektupta böyle dediğini ifade etti. 

Ne desem, nasıl başlasam?.. Doğrudan Pınar Selek'ten mi başlasam, yoksa Haluk Kırcı'dan mı söz etsem... Haluk Kırcı, yıllar önce, cezaevinden bana gönderdiği bir mektupta; “Bu ülkede herkesin cezası biter, iki kişinin hariç” diyor ve ekliyordu: “Haluk Kırcı ve Mehmet Ali Ağca'nın cezası bitmez!.. Çünkü biz Sabetayistlere bulaştık... Artık öğrendim ki, Sabetayistlere bulaşanın cezası bitmez!”
Gerçekten de öyle oldu!..
Ağca, bir ara “tahliye” olmuştu... Bir süre sonra; “Daha cezan varmış!. Eksik yatmışsın” denilerek, tekrar “cezaevi”ne gönderilmişti!.. Şu anda “dışarıda” ama, hiç belli olmaz, yine “içeri” alabilirler... Tıpkı Haluk Kırcı gibi!..
Malûm, Ankara Bahçelievler'de “7 TİP'liyi öldürmek”ten müebbet hapis cezasına çarptırılan Haluk Kırcı, içeride kaç yıl yattı, kaç defa tahliye edildi ve kaç defa içeri alındı, inanın sayısını ben bile unuttum!..
Öyle bir ceza ki;
“Artema musluğu” gibi!..
“Aç!.. Kapa!”
Aç kapıları dışarı çıkart!.. “Daha cezan bitmemiş” de, yeniden içeri al, kapat kapıları!..
SUÇU ÜLKÜCÜ OLMAK MI?
Herhalde hatırlarsınız...
Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, 2000 yılının başlarında, benim de aralarında bulunduğum gazetecilere aynen şöyle demişti:
“Tamam. Haluk Kırcı Bahçelievler'de 7 kişiyi katletti... Ve siz, onun 7 defa idam edilmesi gerektiğini savunuyorsunuz... Peki, Adil Şahin gerçeğini niye görmezden geliyorsunuz?.. Adil Şahin de; 146. maddeden, yani anayasal düzeni cebren değiştirmeye kalkışmak suçlamasıyla yargılandı ve idama mahkûm oldu. Haluk Kırcı'nın 7 kişiyi öldürdüğünden bahsediyorsunuz... Adil Şahin de, karakol basarak tam 8 eri katletmişti!.. Ama, Adil Şahin'e 1 idam cezası verildi!..
Sonra da 8 Nisan 1991'deki şartlı tahliyeden yararlanıp, 3 yıl sonra dışarı çıktı!”
Evet; bu olay “ilk defa” açıklanıyordu kamuoyuna... Belki hiç kimse bilmiyordu ya da bilenlerin işine gelmiyordu...
İşte ben, sonraki yazılarımda, hep bu “çelişki”yi dile getirmiştim...
“8 askerin katiline özgürlüğün yolları, Haluk Kırcı'ya zindanlar!”
Hep sormuştum; “Tek idamla yargılanabilmek için, bu ülkede ‘asker katili' veya ‘solcu' olmak mı gerekiyor?.. 7 TİP'linin canı, 8 askerden çok mu daha değerlidir?.. Haluk Kırcı'nın suçu ülkücü olmak mıdır?”
Ama hiç kimse;
1989'da Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde karakol basıp, 8 askeri katleden Adil Şahin'in neden tek idamla yargılandığını ve “nasıl olup da 1991'deki şartlı tahliyeden yararlanıp, 3 yıl sonra dışarı çıktığını” sormadı!.. Hatta hatırlamadı bile!..
Düşünebiliyor musunuz;
“8 askerin katili” Adil Şahin, “sadece 3 yıl hapis” yatıp, çıkıyor!..
“7 TİP'liyi öldürmek”ten sanık Haluk Kırcı ise, 8 Eylül 1978'den bu yana “zindan”larda!..
Hem de, “bırakılıp bırakılıp, tekrar tekrar içeri atılarak!”
Dünkü Akit'te de okuduğunuz gibi;
“Haluk Kırcı, yeniden cezaevinde!”
Bu defa da;
“6 yıl 8 aylık bir başka hapis cezası”nın infaz edilmesi için!..
Sessiz-sedasız girdi içeri!.. Ne yanında, ne arkasında hiç kimsecikler yoktu!.. Ne “destek” veren vardı, ne de “slogan” atan!..
“Kimsesizler mezarlığı”na gider gibi gitti cezaevine... Yapayalnız ve tek başına!

PINAR SELEK'E BERAAT!
Tam bu “çelişki”yi yazmaya hazırlanıyordum ki, “ajans”lardan dün gelen bir haber yüzerine bağırdım; “Adalet mi bu?”
Haber, özetle şöyleydi:
“Eminönü'deki Mısır Çarşısı'nda 7 kişinin öldüğü, 127 kişinin de yaralandığı patlamaya ilişkin davada Cumhuriyet Savcısı, Yargıtay'ın bozma kararına uyulmasını talep etti. Mahkeme ise Pınar Selek ile ilgili beraat kararında direnilmesine, diğer sanıkların kararının ise bozulmasına hükmetti.
Duruşmayı, Yazar Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu, İstanbul BDP Milletvekili Akın Birdal ve eski Türk Tabipler Birliği Başkanı Gencay Gürsoy ve DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ile Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamenter Komisyonu Eş Başkanı Helene Flautre'nin de olduğu Avrupalı parlamenterler ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden çok sayıda kişi takip etti.”
Görüyorsunuz değil mi;
Pınar Selek söz konusu olduğunda, hemen herkes arkasında!.. “Yazar”lar da arkasında, “sendikacı”lar da!.. “Avrupalı 21 örgüt” de arkasında, “siyasi”ler de!..
Oysa, Pınar Selek de, aynen Haluk Kırcı gibi, “7 kişinin ölümü”ne yol açmaktan yargılanıyordu...
Haluk Kırcı söz konusu olduğunda;
“Bir adama 7 defa idam cezası veriyorsunuz... Ne yani; bir defa idam ettiğinizde, cesedini ipten alıp, yine mi idam edeceksiniz?.. Adamı, ipten alıp alıp, 7 defa ipe mi çekeceksiniz?” diye sormayanlar, baktım da “Pınar Selek'e destek” için, dün resmen “gövde gösterisi” yaptılar!..
Tabiî, bu “gövde gösterisi”nin amacı, “mahkemeye baskı” içindi!..
Sonunda, başardılar!..
“Beraat” ettirdiler Pınar Selek'i!..
Ama, öyle umuyorum ki;
Savcı Nuri Ahmet Saraç, bu “beraat” kararına itiraz edecek ve dava, yeniden “Yargıtay Ceza Genel Kurulu”na gidecektir!.. Çünkü Savcı Saraç, Pınar Selek'in “suçlu” olduğuna ve hatta “o bombayı Selek'in koyduğuna” inanıyor!..

MISIR ÇARŞISI'NDAKİ KATLİAM!
Ne dersiniz; o günlere yeniden dönüp, olayı hatırlayalım mı?..
Olayı biliyorsunuz...
9 Temmuz 1998'de, Eminönü'ndeki Mısır Çarşısı'nda bir “patlama” meydana gelmiş ve 7 kişi ölmüş, 127 kişi de yaralanmıştı...
Sanıklardan biri de “sosyolog” olduğu ileri sürülen Pınar Selek'ti!..
Hele hatırlayın o günün gazeteleri ve televizyonlarını!.. “Katliam sanığı” olarak tutuklanan Pınar Selek'i kurtarabilmek için, “yargı” üzerinde resmen ve alenen “baskı” kurmuşlardı...
“Pınar Selek'le kadın dayanışması” diyerek, Pınar Selek'e “destek” açıklamaları yayınlıyorlardı...
Röportajlar!.. Röportajlar!..
İçi “gözyaşı” dolu demeçler!..
“Bol imzalı bildiriler!”
Hepsi, Pınar Selek'i demir parmaklıklar arkasından çıkarmak içindi!..
Sonunda başarmışlardı...
Pınar Selek, “sadece 2.5 yıl tutuklu” kalmış ve serbest bırakılmıştı!..
KOD ADI “LEYLA” MI?
Hayır, “Pınar Selek suçludur” demiyorum... Çünkü ben, “suçluluğu kanıtlanıncaya kadar” herkesin “masum” olduğuna/olacağına inanıyorum!..
Ancak, ben böyle inansam da, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç böyle düşünmüyordu...
Savcı Nuri Ahmet Saraç, Mısır Çarşısı'ndaki patlamanın “tüpgaz”dan değil, “bomba”dan olduğuna ve bu bombanın da, olay yerine “Pınar Selek tarafından konulduğuna” inanıyordu...
Bu inancını da, 29 Aralık 2005 tarihli duruşmada açıklamıştı...
Savcı Saraç, Cumhuriyet Savcılığı'nca “bilirkişi heyetinin yaptığı inceleme” ve toplanan “deliller” üzerine düzenlenen raporda; LPG tüplerinin boşalmasının söz konusu olmadığı, maktul Fethi Çulfaz'ın hemen yakınında bulunan nitroselüloz içeren patlayıcı maddenin infilakı ile patlamanın meydana geldiğinin belirlendiğini ifade ediyordu...
Savcı Saraç, bazı sanık beyanlarına göre “Leyla” kod adını kullanan Pınar Selek'in atölyesine “Azat” kod adlı Abdülmecit Öztürk'ün bomba yapımında kullanılan malzemeleri getirdiğini, TNT'nin salata rendesiyle rendelendiğini, patlama düzeneğini hazırlayan Pınar Selek'in bombayı Mısır Çarşısı'ndaki “Ünlüoğlu Büfe”ye bıraktığını bildiriyordu!..
Ve “mütalaa”sını açıklıyordu:
“Aralarında Pınar Selek'in de bulunduğu 5 sanık, müebbet ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalıdır!”

TAM BİR ÇİFTE STANDART!
Buna rağmen, mahkeme “beraat” kararı vermiş ve Selek tahliye edilmişti...
Ne var ki;
Bu “beraat” kararı temyiz edilmiş ve Yargıtay da “Selek'in beraat kararının bozulmasına” hükmetmişti!..
Dün ise; Mahkeme, “kendi kararında direnmeye” karar verdi... Yani, Yargıtay'ın “bozma” kararına uymadı!..
Kararın bu yönde çıkmasında; “sesleri gür çıkan” çifte standartçıların, “kavga lobileri”nin, “maraza çeteleri”nin ve “habis tahakkümcüler”in elbette büyük rolü vardır!..
Onların kafa yapıları belli;
“Pınar Selek'e özgürlüğün yolları,
Haluk Kırcı'lara ise zindanlar!”
Hadi, yürekleri yetiyorsa;
“Hayır, böyle değil” desinler!..
Neredesin vicdan, neredesin insanlık?
Ve, neredesin adalet?!?..




0 Yorum - Yorum Yaz

Şube toptan kaçak çıktı!

Şikayet üzerine ÇYDD Çanakkale Şubesi'nde inceleme yapan SGK uzmanları, burasının kayıt dışı olduğunu ve kaçak işçi çalıştırdığını tespit etti.
 

Fatih Akkaya'nın haberi...

Devletin denetim birimleri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nde (ÇYDD) yeni bir usulsüzlük tespit etti. Şikayet üzerine ÇYDD Çanakkale Şubesi'nde inceleme yapan Sosyal Güvenlik Kurumu uzmanları, şubenin toptan kaçak olduğunu tespit etti.

ÇYDD, daha önce de usulüz bağış toplama, yasalara aykırı evrak düzenleme, burs alma yetisi olmayan kişilere burs vererek bunları gider kalemi olarak gösterip vergiden kaçırma, üniversite öğrencilerini mezhepsel ve siyasi düşüncelerine göre fişleme hadiseleriyle gündeme gelmişti.

ŞUBE TOPTAN KAÇAK
Akit'ten Fatih Akkaya'nın ulaştığı Sosyal Güvenlik Kontrol Memurluğu Raporu'na göre, ÇYDD Çanakkale Şubesi işyeri olarak SGK'ya hiç bildirilmemiş. Burada çalışan kişiler sosyal güvenlik hakkından mahrum bırakılarak, SGK'ya bildirimleri yapılmamış. Dernek çalışanlarına ödenen ücretler gider olarak gösterilerek, devletten vergi ve sosyal güvenlik primi kaçırılmış.

ÇYDD Çanakkale Şubesi'nde yapılan denetimde 01.08.2009 – 31.10.2009 dönemini kapsayan kısa süreli bir incelemede dahi 11 kişinin sigortasız çalıştırıldığı, dolayısıyla devletin zarara uğratılarak, insanları bir anayasal hak olan sosyal güvenlik hakkından mahrum bıraktığı belirlendi.

DİĞER ŞUBELER DE Mİ BÖYLE?
Denetim elemanı raporunda kendilerinin, çalışanlarını Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirme gibi bir mecburiyetlerinin olmadığı savunması yapan ÇYDD Çanakkale Şubesi'nin bu tavrı aynı usulsüzlüğün diğer ÇYDD şubelerinde de olabileceği ihtimalini doğurdu. Ülke çapında 100'e yakın şubesi bulunan ÇYDD'nin tüm şubelerinde çalışan kişilerin yıllardır yasalara aykırı istihdam edildiği düşünülürse, devletin milyonlarca lira zarara uğratıldığı gerçeği ile yüzleşmek durumunda kalınacak.

İLK DEFA DENETLENMİŞ
Kayıt dışı istihdamla mücadeleyi en önemli düsturlardan biri gören, sanayici ve esnafı bu konuda sürekli denetime alan sorumlu kurumların, 1989 yılından beri faaliyette bulunan ÇYDD'yi ise bu güne kadar hiç denetlememesi ve bu usulsüzlüğün derneğin faaliyetlerine başlamasından 22 yıl sonra açığa çıkması dikkat çekti. Şimdi kamuoyunda tespit edilen bu usulsüzlük üzerine SGK'nın ÇYDD'nin diğer şubelerini de denetime alıp almayacağı; sosyal güvenlik hakkından mahrum bırakılan insanların haklarının savunulup savunulmayacağı ve Devletin uğradığı milyonlarca liralık zararın tazmin edilip edilmeyeceği sorularının cevabı aranıyor.

AKİT




0 Yorum - Yorum Yaz

ETÖ sanığından dehşet ifşaatlar!

ETÖ Sanığı Erol Ölmez'den Akit'e dehşet ifşaatlar: Patrikhane'den Ergenekon'a rica: İsmailaga'yı yokedin!
 

ETÖ SANIĞI EROL ÖLMEZ'DEN AKİT'E DEHŞET İFŞAATLAR

- “İçeridekiler (Silivri'de tutuklu bulunanlar) Ergenekon tarafından kullanılmış insanlardır. Ergenekon'un esas beyni dışarıda...”
“SAKAL BIRAKIP CÜBBE GİYDİM”
- “Benim görevim cemaat ve tarikatçılarla beraber olmaktı. Arapça ve Kur'an'ı çok iyi bilmem gerektiği söylendi ve bir eğitmen tarafından Arapça ve Kur'an'ı öğrendim. Sakal da bıraktım, cübbe de giydim.”

“PATRİKHANE RAHATSIZDI”
- “Patrikhane, İsmailağa cemaatinden rahatsızdı... İsmailağa içerisinde cinayetler oldu. Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Hoca... Bunlar niye öldü? Patrikhane, İsmailağa cemaatinin buradan kaldırılmasını istiyor, Ergenekon'a müracaat ediyor, ‘Bunları buradan kaldırın, bunları yok edin' diyor. Bunun için kaynak, para ve güç veriyor. Ergenekon, bu görevi Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'nun istihbaratına veriyor…”

“YAZICIOĞLU ÇOK ŞEY BİLİYORDU, ÖLDÜRÜLDÜ”
- “Muhsin Yazıcıoğlu çok şey biliyordu. Aynı zamanda elindeki bilgi ve belgeleri yavaş yavaş Savcı Zekeriya Öz'e sunacaktı. Yazıcıoğlu hedefteki adamdı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü tesadüflerle dolu değildir. Zaten planlanmıştı, bu bir gerçek. Helikopter düşmese, kafasına sıkacaklardı veya zehirleyeceklerdi.”

“ERGENEKON'UN İKİ NUMARALI ADAMI ‘ÇERKEZ ALİ'DİR”
- “Ergenekon 11 kişilik konseyden kurulmuştur. Çerkez Ali, konseyin ikinci adamıdır. Askerî kanadın beynidir, ikinci adamdır. Çerkez Ali, Ergenekon'un iki numaralı ismidir. Şu an İstanbul'da yaşıyor. Ergenekon'un parasını çalıştıran kişi Mehmet Emin Karamehmet'tir.”

KENAN KIRAN'IN RÖPORTAJI...

Erol Ölmez, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında 26 Ocak 2008 tarihinde tutuklandı, 19 Ekim 2009 tarihinde tahliye oldu. Silivri'de 20 ay tutuklu kaldı. Erol Ölmez, Fatih Çarşamba'daki İsmailağa cemaatine sızmaya çalışan ekibin arasında yer aldığı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Gözaltına alındığında, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan sorgulamasında, Ergenekon Terör Örgütü yapılanması hakkında ciddi bilgiler vermedi. Erol Ölmez, tahliyesinden sonra Türk basınında ilk kez gazetemize konuştu ve Ergenekon yapılanması hakkında şok edici bilgiler verdi. Erol Ölmez; Muhsin Yazıcıoğlu'nu susturma toplantısında alınan kararları, Ergenekon Terör Örgütü'nün silahlı eğitim yaptığı yerleri, İsmailağa cemaatine sızma girişimlerini, Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Hoca cinayetlerinin arkasındaki kişileri, Ergenekon'un yakın zamanda gerçekleştirmeyi planladığı eylemleri açıkladı. ABD İstanbul Başkonsolosluğu'na 9 Temmuz 2008 tarihinde gerçekleşen saldırı kapsamında da ifadesi alınan Ölmez, saldırıyı gerçekleştiren kişilerle bağlantısını detaylı bir şekilde anlattı.

İşte Erol Ölmez'in sorularımıza verdiği cevaplar:


Silahlı eğitim aldınız mı? Cemaatlere sızmakla suçlanıyorsunuz?
- 6 ay eğitim gördüm. Benim görevim cemaat ve tarikatçılarla beraber olmaktı. Arapça ve Kur'an'ı çok iyi bilmem gerektiği söylendi ve bir eğitmen tarafından Arapça ve Kur'an'ı öğrendim. Cemaat ve tarikatçıların konuşmasını, yaşantısını, hayatını bilmek için cemaat ve tarikatçı gibi yaşamak lazım. Cemaatlere sızacak kişilere Arapça ve Kur'an öğretilir. Namaz kılmak, cemaat üyeleri gibi davranmak, sakal bırakmak ve cübbe giymek dersi verilir. Ben 1 ay sakalımı kesmeyeyim, onlara benzerim. Bu işin özel eğitimini alıyorsunuz.Önce Nakşibendi tarikatına girdim. Sakal da bıraktım, cübbe de giydim. Her şey oldu. İsmailağa cemaatine de girdim, çıktım ama caminin içine değil. Caminin içinde ve dışında kamera var. Ne işim var caminin içinde dışında? Niye kendimi fotoğraf edeyim. Dışı bana yeter. Caminin dışına çıkan insanlar bana yeter, esnaflar yeter...

İsmailağa cemaatinin önde gelen isimlerinden Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Hoca katledildi...
- Patrikhane, İsmailağa cemaatinden rahatsız... İsmailağa çok önemlidir. İsmailağa içerisinde cinayetler oldu. Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Hoca... Bunlar niye öldü? Para davasından... Aslında yok... İsmailağa cemaati çok farklıdır. Patrikhane, İsmailağa cemaatinin buradan kaldırılmasını istiyor, Ergenekon'a müracaat ediyor, ‘Bunları buradan kaldırın, bunları yok edin' diyor. Bunun için kaynak, para ve güç veriyor. Ergenekon, bu görevi Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'nun istihbaratına veriyor, bana veriyor.

Patrikhane, İsmailağa cemaati üyelerinin oturduğu yerlerden kalkmasını mı istiyor? Arazileri mi almak istiyor?
- Tabii ki.. Komple...

***

YAZICIOĞLU'NUSUSTURMA TOPLANTISI DİKMEN'DE YAPILMIŞ!
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ‘suikast' sonucu hayatını kaybettiğini iddia ettiniz. Silivri Cumhuriyet Savcısı Nejat Çakır, tanık sıfatıyla ifadenizi aldı. Tanık ifadenizde, Çerkez Ali ve bir milletvekiliyle toplantı yaptığınızı, Muhsin Yazıcıoğlu'nu susturmak için karar aldığınızı açıkladınız. Bu toplantı nerede gerçekleşti?..
- Toplantı Ankara Dikmen'de oldu. Toplantıya katılan Çerkez Ali çok güçlü bir devlet adamıdır. Kontrgerillanın yapılandırılmasında yer almıştır. Çerkez Ali'nin yaptıkları asla sorgulanmamıştır. Kendisi şu an hala aktiftir. Asker kökenlidir. Hiç kimse hesap soramaz. Özel yetkilere sahiptir. Kimse Çerkez Ali'nin ne amaçta olduğunu ve ne yaptığını bilemez. Çerkez Ali ile yaşadığım, ortak hareket ettiğim yaşananlar ne varsa, her şeyi açıklayacağım... 2007 yılında bir otelin lobisinde toplandık. Çerkez Ali kod adlı kişi ile ben ve şu an milletvekili olan şahısla, Muhsin Yazıcıoğlu'nun susturulması için toplandık. 10 milyon dolar para teklif edildi.

“ELİNDEKİ BİLGİLERİ SAVCI ÖZ'E SUNACAKTI”

Otelin ismi neydi?
- Bu otelin adını vermem. Çerkez Ali, otel kayıtlarını da aldı. Bütün kayıtları da aldık. Muhsin Yazıcıoğlu çok şey biliyordu. Aynı zamanda elindeki bilgi ve belgeleri yavaş yavaş Savcı Zekeriya Öz'e sunacaktı. Yazıcıoğlu hedefteki adamdı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü tesadüflerle dolu değildir. Zaten planlanmıştı, bu bir gerçek. Helikopter düşmese, kafasına sıkacaklardı veya zehirleyeceklerdi.

Toplantıda, Muhsin Yazıcıoğlu hakkında ne karar aldınız?
- Biz bu kararı aldık. 10 milyon doların zaten dörtte biri geldi. Bu para ismini vermek istemediğim milletvekili tarafından geldi. Şu anda milletvekili... Muhsin Yazıcıoğlu, Ergenekon bağlantılarını biliyor, Ergenekon içerisindeki yapılanmayı biliyor. Müthiş bilgilere sahipti. Helikopter düştüğü zaman, Muhsin Yazıcıoğlu'nun günlüğü nerede? 2007'de Muhsin Yazıcıoğlu'nun cep telefonu numarası bende mevcuttu. Kendisine uyarı yaptık ve konuştuk. Ciddiyete almadı. Kendine çok güveniyordu.Muhsin Yazıcıoğlu'nun susturulması, Ergenekon'un silahlı kanadı olan Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'na teklif edildi. Bu ordu, Ergenekon'un silahlı istihbarat kanadıdır. Ergenekon beyninin silahlı ve aynı zamanda istihbarat kanadıdır. Ergenekon yapılanması hala aktiftir. Ergenekon yapılanmasının şu an içerideki olanların dışında, dışarıdaki olanlar da çok güçlü isimlerdir. Onlar alınmaya başladığı zaman zangır zangır bu ülke sallanmaya başlar. Arkada Amerika ve İsrail'in gücü var bu insanlarda. Ama askerî kanadın tek beyni Çerkez Ali'dir. Eğitim ondan geçer, her şey ondan geçer.

‘ERGENEKON, 11 KİŞİLİK KONSEYDEN OLUŞUR'

ETÖ'nün olmadığı iddia ediliyor...
- Ergenekon yapılanması nasıl yok denilir... Ergenekon 11 kişilik konseyden kurulmuştur. Bu konseyde işadamları vardır. Konseyde üç işadamı var. Bu işadamları, gündemde olan, tanınan insanlardır. Bütün paralar bu kişilere aktarılmıştır. Bu kişiler kimdir? Üç işadamından birinin ismini vereceğim. Mesela, az daha batmakta olan, tam iflasın eşiğine gelen, sıkıntıya girdiğinde yetişen Çerkez Ali'den aldığı yüklü parayla hayatına yön veren, Ergenekon'un parasını çalıştıran kişi Mehmet Emin Karamehmet'tir.Bu 11 kişilik konseyin isimleri bilinmiyor. Hiçbir kayıtları yok. Varlık ve yokluk arasındadır. Ergenekon'un postası olarak aralarında bulunan insanım. Kimin ne olduğunu biliyorum. Mehmet Emin Karamehmet bu yapılanmanın içerisindedir. Hasan Kundakçı ve Alaaddin Parmaksız araştırılsın. Mesela Çerkez Ali, konseyin ikinci adamıdır. Askerî kanadın beynidir, ikinci adamdır. Çerkez Ali, Ergenekon'un iki numaralı ismidir. Şu an İstanbul'da yaşıyor. Hangi taşı kaldırırsanız kaldırın, taşın altından asker çıkar. Asker işadamını da kaldırır, Başbakanı da...Ergenekon çok güçlü bir yapılanma... Ergenekon'un bir numarası 10 kişilik konseyi toplar, hepsinden her şeyi alır, aktarır ve gider. Ahtapot düşünün, ahtapotun kolları her yerde var. Misyonerlikte bile vardır. 1997 yılında Ergenekon yapılanması için harekete geçildi, 1998'de konsey kuruldu.SİLAHLI EĞİTİM DÜZCE VE KUMBURGAZ'DA YAPILMIŞ

Ergenekon, silahlı eğitim yapar mıydı? 
- Hendek ve Adapazarı arasında kalan Düzce'de silahlı eğitim verilirdi. Silah, atış, talim verildi. 400 kişiye komutanlık yaptım. Ergenekon silahlı ve istihbarat eğitimini Düzce'de alıyordu. Hem Düzce, hem de şu an Kumburgaz taraflarında bir yer daha vardı. Kumburgaz'daki yer tam askeri alandı. Ağaçlık alandı, askeri eğitim alanı. Girişinde de şöyle yazar: Özel eğitim alanı... Kumburgaz'a giderken sol tarafta kalıyor.

“İLKER BAŞBUĞ'UN YAVERİ DERNEĞİMİZE GELİRDİ”

- Askerle ilişkiniz nasıldı?
Örneğin Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde İlker Başbuğ'un yaveri Kuva-i Milliye Derneği'ne devamlı gelip giderdi, yanımızda otururdu, giderdi. İlker Başbuğ sözünü tutmadı, korktu. Bazen bizi savundu, bazen de hem savunuyormuş gibi gösterdi ama savunmadı. İlker Başbuğ içeridekileri sattı…  

‘Silivri'dekiler kullanılmış insanlar'

Silivri'de tutuklu bulunan kişiler Ergenekon'un şemasının neresinde?..
- İçeridekiler (Silivri'de tutuklu bulunanlar) Ergenekon yapılanmasını bırakın, Ergenekon tarafından kullanılmış insanlardır. Ergenekon'un esas beyni dışarıda... Alabiliyorsa ve gücü yetiyorsa, gitsin Hasan Kundakçı'yı sorgulasın? Vatansever Güçbirliği'nde Hasan Kundakçı'nın ne işi vardı? Alaaddin Parmaksız'ın Ergenekon yapılanmasında ne işin vardı? Niye bu insanları almadılar? Bu iki isim, tepedeki yapılanmanın bir altındaki isimler... 11 kişilik konseyin bir altındaki isimler... İçeride olanlar Ergenekon'un en altında... Veli Küçük'ler Ergenekon gücünün içinde yer almayanlar... O kaleye girememiş onlar. O kalenin içindeki insanlar, bunları kullanıyor. Bunlar kullanılmış insanlar. 11 kişilik konseyin içine giremez bunlar... Bunlar ancak, sen komutansın, sana bu görev veriliyor. ‘Sen bunu yapacaksın. Şunu şunu yap' dendiğinde o da yapıyor. Vatan, millet, Sakarya... Yolu da açılıyor.

AKİT




0 Yorum - Yorum Yaz

CHP'de 'Kürtler kucağa oturacak' istifası

Seçime 4 ay kala parti içi sorunlarla uğraşan CHP'de şimdi de Kocaeli'de 'Kürtler eninde sonunda kucağımıza oturacak' dediği iddia edilen Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş'in sözlerinden dolayı toplu istifa kararı alındı.
 

Behçet Güngör'ün haberi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş'in İzmit'te sarf ettiği "Kürtler eninde sonunda kucağımıza oturacak" sözleri parti yönetimince unutulsa da il yönetiminin tek gündemi.

Güneş'in özür dilememesi ve yönetimin sessiz kalmasına tepki gösteren isimler toplu olarak istifa etme kararı aldı.

CHP İl Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Kavşut, Güneş'in bu ifadeleri ilk defa kullanmadığını belirterek şunları söyledi: "Güneş inkar ediyor şimdi. Ancak orada bulunan birçok arkadaşımız buna şahit. Bu Güneş'in ilk vukuatı da değil. Daha önce de başka yerlerde de aynı ifadeleri kullanmış."

Bu ifadelerden sadece Kürt kökenli CHP'lilerin değil herkesin büyük rahatsızlık duyduğunu ifade eden Kavşut, yarın 80 kişiye yakın bir grup halinde CHP'den istifa edeceklerini açıkladı.

Yeni Şafak




0 Yorum - Yorum Yaz

CHP'nin Son Dakika Kürdistan Ayarı

CHP'nin Ortadoğulu medya mensuplarına verdiği davette son dakika değişikliği yaşandı. Davet listesine son anda Kürdistan Haber Ajansı da eklendi.
 

CHP, Kılıçdaroğlu'nun Ortadoğu ülkelerinden bazı gazetecilerle yaptığı toplantıya davet edilmeyen Kürdistan Haber Ajansı temsilcisini son dakika değişikliği ile görüşmeye dahil etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ortadoğu'da faaliyet gösteren ve Türkiye'de temsilciliği bulunan bazı basın yayın kuruluşları ile dünkü kahvaltılı buluşması öncesi ilginç bir trafik yaşandı. Toplantıya çağrılan isimler arasına "son dakika" değişiklik yapılarak, Kürdistan Haber Ajansı (Ajansa Kurdistane-AK News) da davet edildi.

Çağrılmayınca kendi başvurdu
CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Korutürk'ün organize ettiği toplantıya İran Radyo ve Televizyonu, İran Haber Ajansı, BAE Al Arabiya TV, Katar Al Jazeera TV, Lübnan Al Manar TV, Katar Al Arab Gazetesi, Kerkük Gazetesi, Kerkük Haber Ajansı, Kuveyt Haber Ajansı, Lübnan LBC, Mısır M na Orta Doğu Haber Ajansı ve Irak Türkmen Şanı Dergisi temsilcileri davet edildi. Bu isimlerin Genel Merkez'den duyurusu da önceki gün gerçekleşti. Davet listesinde olmayan merkezi Erbil'de bulunan ve kamuoyunda Irak Bölgesel Yönetimi lideri Mesut Barzani'ye yakınlığı ile bilinen Kürdistan Haber Ajansı'nın Türkiye Temsilcisi Kemal Avcı da toplantıya katılmak için başvuruda bulundu. Parti yönetiminin onaylamasının ardından Avcı da toplantıya katıldı. Kılıçdaroğlu, yaptığı konuşmada Tunus ve Mısır'da yaşanan gelişmelere değinirken, demokratik dönüşüm hareketlerine dışarıdan dolaylı ve doğrudan müdahale etmek yerine bu ülkeler için özgürlük ve demokrasiyi daha sesli dile getirmek gerektiğini ifade etti.




0 Yorum - Yorum Yaz

Jandarma'ya anket şoku!

Vatani görevini yapan askerlerden başörtüsü karşıtı komutanlarına tokat gibi cevap geldi.
 

Adana İl Jandarma Komutanlığı'nda vatani görevini yapan erbaş ve erler arasında yapılan bir ankette çarpıcı cevaplar verildi.  

Akit'ten Fatih Akkaya'nın edindiği bilgilere göre Adana İl Jandarma Komutanlığı'nda 12.11.2010 tarihinde bir anket düzenlendi. Anket İl Jandarma Komutanı J. Kurmay Albay Özer Güneş tarafından ilçe Jandarma komutanlıklarında vatani görevini yapan erbaş ve erler arasında gerçekleştirildi. Albay Güneş, erlerin yemek, giyecek, yatacak yer gibi konularda herhangi bir sıkıntılarının olup olmadığını öğrenmek için yaptırdığı ankette beklemediği cevaplar aldı. Ankete katılan erler, geçtiğimiz yıl komutanlarının başörtülü davetlileri gerekçe göstererek 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunu terk etmelerinden duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Yattıkları yerden, yedikleri yemekten değil, inançlarına saygı gösterilmemesinden şikayetçi olduklarını ifade ettiler.

RESEPSİYONU TERK ETMİŞLERDİ
Bilindiği gibi geçtiğimiz yıl Cumhuriyet'in 87'nci yılı kutlamaları çerçevesinde, Adana Valisi İlhan Atış'ın ev sahipliğinde Hilton Oteli'nde Cumhuriyet resepsiyonu düzenlenmiş; 6'ncı Kolordu ve Garnizon Komutanı Kongeneral Mehmet Eröz, Jandarma Bölge komutanı Tuğgeneral Ali Lapanta ile İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Özer Güneş'in de aralarında bulunduğu komutanlar, salonda türbanlı davetlileri görünce resepsiyonu terk etmişti. Konu basında geniş yer almıştı.

“BİZİM AİLELERİMİZİN BAŞI DA KAPALI KOMUTANIM”
Anket, komutanların bu tavrının aynı ilde vatani görevini yapmakta olan askerlerin de dikkatinden kaçmadığını gösterdi. Özer Albay'ın yaptırdığı ankette bazı erler, yattıkları yerden, yedikleri yemeklerden değil, inançlarına saygı gösterilmemesinden şikayetçi olduklarını bildirdiler. Erler, kendi ailelerinin de başlarının kapalı olduğunu; resepsiyonu terk eden komutanların böylelikle kendilerine de hakaret etmiş olduklarını belirttiler.

O ŞİKAYETLERDEN BAZILARI ŞÖYLE
İsimlerini veremediğimiz askerlerden biri aynen şöyle yazdı: “Benim şikayetlerim yattığım yataktan, yeğdim yemekten değil. Benim şikayetim komutanlarımızdan. Komutanlarımız bizden saygı ve sevgi beklerken bizim inançlarımıza saygı göstermemeleri beni en çok üzen şey. Benim anam ve bacım da başörtülü. Alay komutanımızın başörtülüler var diye cumhuriyet partisini terk etmesi benim inancıma ve akrabalarıma saygısızlık. Peygamber Ocağı diye geldiğimiz askerde iki rekat namazı bile rahatça kılamamam beni askerlikten soğuttu. Canım sıkıldı, psikolojim bozuldu diyen askere hemen çarşı izni veriliyor. Benim her Cuma psikolojim bozuluyor. Bana da Cuma günleri izin verin, hem öyle gün boyu değil, sadece bir saat. Başörtülüler var diye partiyi terk eden komutanla ben niye savaşayım, boşu boşuna öleyim? Nasılsa gavurda başörtüsünü yasaklayacak, eee o zaman fark nerde? Benim bütün isteğim inancımıza komutanlarımız tarafından saygı gösterilmesi. Bana saygı göstermeyene ben niye saygı göstereyim.”

BALOYU TERK EDEREK BİZE DE HAKARET ETMİŞ OLDULAR
Bir diğeri de şunları kaydetti: “Komutanlarımız bize hiç saygı göstermeden bizden saygı bekliyor. Mesela Cumhuriyet Bayramında komutanlarımız valinin verdiği baloya gidip başörtülüler var diye terk ettiler. Benim annem de başörtülü ve asker arkadaşlarımın çoğunun akrabaları başörtülü. Komutanlar baloyu terk ederek bize ve arkadaşlarımıza hakaret etmiş olmuyor mu? Lafa gelince Peygamber Ocağı diye komutanlarımız bize söylüyor, bura ne biçim Peygamber Ocağı ki onun emirlerine hakaret ediliyor? Namaz kılan insana kaytarmak için namaz kılıyor diye izin verilmiyor. Dinimiz olmasa Allah korusun bir savaş olsa askeri cepheye nasıl gönderip canını vermesini isteyeceksiniz? Çünkü biz şehit olacağız diye canımızı veriyoruz. Ama komutanlarımız dinimizin emrine tahammül göstermiyorlar. Ben artık askeriyenin Peygamber Ocağı olduğuna inanmıyorum. Çünkü burada askerler dinin emirlerini yerine getirirken ya dalga geçiliyor ya da engellenmeye çalışılıyor.”

AKİT




0 Yorum - Yorum Yaz

Helikopterin yakılan parçaları ortaya çıktı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu (DDK)'nın yaptığı araştırmanın raporundaki fotoğraflar ortaya çıktı...
 

Raporda, merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin düştükten sonra bazı parçalarının Özel Kuvvetler ve Jandarma timleri tarafından kaza mahallinde yakıldığı bilgisi yer alıyordu. Yakılan parçalara ait fotoğrafların ortaya çıkması DDK'nın raporunu da güçlendiriyor.

BBP'nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kazayı inceleyen Devlet Denetleme Kurulu (DDK), düşen helikoptere ait kimi parçaların askeri timlerce yakılarak imha edildiğini tespit etmişti. Bu parçaların bazılarına Yazıcıoğlu'nun bacanağı Dr. Rafet Arslanoğlu'nun başında bulunduğu bir grup gönüllü dağcı ulaştı. Çekilen fotoğraflar DDK'nın raporunu teyit ediyor. Enkazın yaklaşık 200 metre uzağında yakılan parçalar arasında helikopterin koltuk kızağı ve demirleri, kapı kilitleri, emniyet kemeri, pilotun uçuş bilgilerini not ettiği bloknotun mahfazası yer alıyor. Bazı parçaların ise erimeden dolayı, ne olduğu anlaşılamıyor.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopter 25 Mart 2009 tarihinde Keş Dağı'na düştü. Yazıcıoğlu'nun vefat ettiği olayda düşen helikopterle ilgili önemli bir ayrıntı ortaya çıktı. Kazadan iki ay sonra, karların erimeye başlamasıyla enkazın olduğu bölgeye çıkan Dr. Rafet Arslanoğlu ve beraberindeki ekip, kaza sonrasında yaşanan gelişmelerle ilgili çarpıcı bir görüntüyle karşılaştı. Ekip, enkazın bulunduğu yerin yaklaşık 200 metre güneydoğusunda bir kaya kovuğunun içerisinde yakılan helikopter parçalarını buldu. Zaman'ın ulaştığı fotoğraflarda yakılan parçalar içerisinde pilotun uçuş bilgilerini not ettiği bloknotun mahfazası da var. Kimi parçaların da tahribat dolayısıyla ne olduğu tam olarak anlaşılamıyor. Aynı bölgede bol miktarda konserve ve meyve suyu kutularının yer aldığı görülüyor. Yanan parçaları bulan ekip, malzemelerin üzerinin toprakla örtülü olduğunu belirtiyor. Görüntü ve fotoğraflar, DDK'nın raporunda, helikopterin bazı parça ve atıklarının yakılmış olabileceği yönündeki iddiaların en güçlü kanıtı oldu.


ALMAN HEYET, UÇUŞ BİLGİLERİNİN YAZILDIĞI NOTU BULAMAMIŞTI

DDK'nın Kahramanmaraş'ta yaptığı çalışmalarda ifadesine başvurduğu Dr. Rafet Arslanoğlu, helikopterin yanan parçalarına dağda yaptıkları arama sonucunda ulaştıklarını kaydetti. GPS cihazı ve Yazıcıoğlu'nun telefonunda yer alan hafıza kartının olmadığına dair iddiaların yer aldığı dönemde olayla ilgili şüphelerinin daha da arttığını anlatan Arslanoğlu şu çarpıcı bilgileri verdi: "Helikopter düştüğünde Keş Dağı karlarla kaplıydı. Biz mevsim yumuşayınca 'Acaba bir şey bulabilir miyiz?' diyerek bazı gönüllü arkadaşlarımızla enkazın bulunduğu alana çıktık. Arama çalışmalarımız sırasında toplanıp bir araya getirilen bazı parçaları, enkazın yaklaşık 200 metre uzağında yanmış bir şekilde kaya kovuğunun altında bir yerde bulduk. Orayı eşeledikçe bir şeyler çıktı. Orada gördüğümüz bir kütük de malzemelerin iyice imha edilmek için yakıldığını gösteriyor. Zaten çoğu malzeme eridiği için tanımlanamayacak haldeydi." Arslanoğlu'na göre, enkazın yakılan parçaları arasında en dikkat çekeni, pilotun uçuş bilgilerini not ettiği bloknotun muhafaza edildiği tabaka. Kazanın araştırılması için gelen Alman heyet de "Pilotlar, güzergahı, yüksekliği işaretleyip yollarına devam ederler. En azından onu bulalım." diye bloknotu aramış. Arslanoğlu, "Bizim, üzerinde not tutulan bu tabakayı bulmamız şüphelerimizi daha da artırdı. Olayın peşini bırakmayacağız." ifadelerini kullanıyor.

ZAMAN




0 Yorum - Yorum Yaz

'Osmanlı Medeniyeti' oyun oldu!

3 boyutlu strateji oyunu, bölümler halinde izleyicilerle buluşacak...
 

Türkiye Oyun Geliştirici Öğrenciler Grubu'nun geliştirdiği ve Osmanlı Devleti'nin 1402 yılından, yıkılışına kadar olan dönemini anlatan üç boyutlu strateji oyunu ''Osmanlı Medeniyeti'' (Civilization of Ottoman), ''Episodic'' tarzla (bölümler halinde) oyun severlerle buluşacak.

Oyuncular, ''Osmanlı Medeniyeti Fetret'' adıyla 1402'de başlayacak oyunun ilk bölümünde, siyasi birliği sağlamaya çalışacak.

Civilization of Ottoman Proje Müdürü Gürcan Serbest, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Eylül 2008 yılında oluşturulan proje üzerindeki çalışmaların devam ettiğini, yaklaşık 700 yıllık şanlı Osmanlı tarihini tek bir oyuna sıkıştırarak sunmak istemedikleri için oyunu bölümler halinde oyuncularla buluşturmaya karar verdiklerini söyledi.

Oyunun, ''Osmanlı'nın kuruluşundan, yıkılışına kadar geçen uzun süreci işleyecek'' temasını değiştirerek, ''episodic'' tarzla oyun severlere sunacaklarını anlatan Serbest, ''Böylece şanlı tarihimizi teknoloji ve video oyunlarıyla ilgilenen 7'den 70'e herkes daha net bir şekilde anlayabilecek'' dedi.

Oyun türü ve oynanış dinamiklerinde bir değişiklik söz konusu olmadığını belirten Serbest, ''Aldığımız karar, tarihimizin oyunculara aktarımındaki yüzeyselliği bertaraf etme amacını taşımaktadır. Osmanlı Medeniyeti'ne dair bir çok unsuru tecrübe etme ve aynı zamanda savaşları yaşama şansınız devam ediyor'' diye konuştu.

''Osmanlı Medeniyeti'' (Civilization of Ottoman) oyununun çıkacak ilk bölümünün ''Osmanlı Medeniyeti Fetret'' adını taşıyacağını ifade eden Serbest, oyuncuların, 1402'de başlayacak olan oyunda siyasi birliği sağlamaya çalışacaklarını kaydetti.

OYUNUN TAMAMI ÜÇ BÖLÜMDEN OLUŞACAK

Gürcan Serbest, oyunun ''Fetret'', ''Fetih'' ve ''Çöküş'' olmak üzere üç bölümden oluşacağını, üçüncü oyunun senaryo çalışmalarının halen devam ettiğini söyledi.

Serbest, oyunun ilk bölümünün Kasım 2011'de kullanıcı ile buluşacağını, strateji oyunu sevenlerin internet ve CD ortamında ''Osmanlı Medeniyeti'' oyununa ulaşabileceklerini anlattı.

44 KİŞİLİK EKİP OYUNU GELİŞTİRMEYE DEVAM EDİYOR

Serbest, daha önce 21 kişi olan oyun geliştirme ekibinin sayısının 44 kişiye yükseldiğini ve bu ekibin oyunu geliştirmeye devam ettiğini ifade etti.

''Osmanlı Medeniyeti'' oyun geliştirme ekibine katılmak isteyenlerin sayısının her geçen gün arttığını anlatan Serbest, ekibe katılmak isteyenlerin ''http://www.civilizationofottoman.com'' adresine başvuru yapabileceklerini söyledi.

''Osmanlı Medeniyeti'' oyununu geliştirmeye başladıklarından beri, Osmanlı tarihini anlatan bir oyunun gerekliliğinin her fırsatta dile getirildiğini belirten Serbest, ''Bizim sektörde fark ettiğimiz şudur; insanlar yurt dışı yapımlardan ve bu oyunların sürekli İngilizce olmasından sıkılmış durumdalar. Bu oyunun hem tarihimizi ele alması hem de Türkçe olması takdir görüyor'' dedi.

Serbest, oyuncuların ''Osmanlı Medeniyeti'' oyununa birinci oyundan veya diğer serilerden başlayabileceklerini ifade ederek, ''Bunun amacı, 600 yıllık bir tarihi her konusu ile yüzeysel olarak değil, belli bir dönemi tüm detaylarıyla oyuncularımızla paylaşmak'' diye konuştu.

OYUNUN SENARYOLARINA TARİHÇİLERDEN DESTEK

Serbest, oyunun senaryo çalışmalarında tarih araştırmacılarından da destek aldıklarını söyledi.

''Fetret'' devri hakkında okudukları Türk tarih kitapları dışında yabancı tarihçi ve yazarların Osmanlı tarihi hakkındaki görüşleri üzerine de fikir sahibi olmaya çalıştıklarını anlatan Serbest, ''Bizlerin tarihçilerimizden aldığımız destek, ilgili dönemin detayları ve bilinmeyenleri yönünde oluyor. Bizler araştırmalarımızla bir dönem hakkında fikir ve bilgi sahibi oluyoruz. Destek olan tarihçilerimize bu bilginin doğru olduğunu teyit ettiriyoruz'' dedi.

''OSMANLI TARİHİYLE İLGİLİ EN DETAYLI STRATEJİ OYUNU''

Gürcan Serbest, ''Osmanlı Medeniyeti'' oyununun, Osmanlı tarihini konu alan en detaylı strateji oyunu olduğunu belirterek, şunları anlattı:

''Daha önce bir çok oyunda Osmanlı tarihi işlenmişti fakat hak ettiği değeri alamamıştı. Çıkan bazı yeni strateji oyunlarında, Osmanlı'nın barbar olarak bile gösterildiği oldu. Bu açıdan Osmanlı Medeniyeti oyununu, gerçek tarihimizi vatandaşlarımızdan ziyade yabancı ülkelerde de tanıtmak için iyi bir araç olarak görüyoruz.''

OYUN İÇİN OSMANLI HARİTALARI İNCELENDİ

''Fetret'' ya da ''Fasıla-i Saltanat'' ismiyle inceledikleri devirde ilk önce ''Devlet-i Aliyye-i Osmaniye''nin o döneme ait haritalarını incelediklerini dile getiren Serbest, oyuna ilişkin şunları anlattı:

''Oyunun ilk bölümünün geçtiği Ankara Çubuk Ovası'nın arazisi, savaş detayları, asker türleri, asker sayıları, savaş pozisyonları gibi detayları, belli kaynaklardan inceledik. İsa Çelebi, Süleyman Çelebi, Musa Çelebi ve Mehmet Çelebi'nin hayatlarını araştırdık. Osmanlı'nın siyasi birliğini sağlayan Mehmet Çelebi'yi ana konu edinmenin doğru olacağına karar verdikten sonra araştırmalarımız bu yönde yoğunlaştı.

Ankara Savaşı'ndan Amasya'ya doğru çekilirken yolunu kesen Candaroğulları Beyliği'nin müfrezesini incelemeye çalıştık. Mehmet Çelebi'nin Tosya, Bolu ve Amasya yılları üzerine yoğunlaştık. Mehmet Çelebi'nin Kara Devletşah üzerine olan ani baskını inceledik ve Devlet Şah sonrası Mehmet Çelebi'nin Amasya dönemini de oyunumuza ekledik. Bütün çalışmalarımız ilk önce birer eskizden ibaret olarak önümüze geliyor, daha sonra uygun görülürse bu karakter, bina ve objelerin elle hazırlanmış eskizleri photoshop yardımıyla renklendirilerek bir konsept çalışma olarak modelcilerimizin önüne geliyorlar. Modelcilerimiz de bu objelerin önce yüksek yüzeyli daha sonra oyun için düşük yüzeyli çalışmalarını hazırlıyor ve biz de oyunumuza entegre ediyoruz.''

İLKLERİN OYUNU OLACAK

''Piyonix'' adlı yapay zeka motorunun, oyuncuların bilgisayara karşı oynadığı oyunlarla kendi kendine öğrenen ve her seferinde kendini daha da geliştirebilen bir yapay zeka motoru olduğunu belirten Serbest, ''Dünyada bu oyunu oynayan, tüm oyuncuların deneyimlerini ve başarı durumlarının ne olduğunu Stox'ta saklayarak bu birikimleri başarı oranlarına göre derleyerek kullanıcılara karşı kullanabilecek'' dedi.

Serbest, oyunda kullandıkları ''Piyocix'' adı verilen ''kader motoru'' kavramının şu an dünyada bir ilk olduğunu, bu kavramın oyuna birçok yenilik getirdiğini belirtti.

''Kader motoru''nun oyunda farklı senaryolar üretmekle kalmadığını, oyundaki her bir karaktere bağımsız karakteristik özellikler kazandırdığını anlatan Serbest, ''Örneğin, bundan önceki benzer oyunlarda karakterlerde ömür kavramı yoktu. Bu oyunla beraber, her karakterin bir ömür kavramı olacak ve bu ömür kader motorundaki belli kaderlerle uzayıp kısalabilecek'' diye konuştu.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

İşte yeni yasanın ayrıntıları

Yargıtay ile Danıştayda daire ve üye sayısını artıran ''Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'' TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.
 

Yasaya göre, Danıştayın daire sayısı 13'ten 15'e çıkarılacak. Danıştay 14'ü dava, 1'i idari daire olmak üzere 15 daireden oluşacak. Danıştaya da 95 olan üye sayısı, 61 artırılarak 156'ya çıkarılacak.

Her dairede bir başkan ile yeteri kadar üye bulunacak. Heyetler, 1 başkan ve 4 üyenin katılımıyla toplanacak, salt çoğunlukla karar verecek.

Sayının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilecek. Bu durumda oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık edecek. Müzakereler gizli yapılacak.

İdari Dava Daireleri Kurulu, idari dava dairelerinin başkanları ile üyelerinden; Vergi Dava Daireleri Kurulu da vergi dava dairelerinin başkanları ile üyelerinden oluşacak.

Toplantı ve görüşme yeter sayısı İdari Dava Daireleri Kurulu için 31, Vergi Dava Daireleri Kurulu için 13 olacak. İdari Dava Daireleri ile Vergi Dava Dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde ve iki dava dairesinin birlikte yapacağı toplantıda verilen kararların incelenmesinde, bu dairelerde karara katılmış olanlar, idari ve vergi dava daireleri kurullarında bulunamayacak.

Dava dairelerinden 3, 4, 7 ve 9'uncu daireler vergi dava dairesi, diğer dava daireleri ise idari dava dairesi olarak görev yapacak.

İdari dava daireleri ile vergi dava daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışacak. Özel kanunlarda başka hüküm bulunmadığı takdirde, dava daireleri arasındaki iş bölümü karar tasarısı Başkanlık Kurulunca hazırlanacak. Bu karar tasarısı, toplantı tarihinden 7 gün önce ilan edilerek, Genel Kurul'un onayına sunulacak. Genel Kurul, iş bölümü karar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine değiştirerek de onaylayabilecek.

İptal davaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar yönünden daireler arasındaki iş bölümünün belirlenmesinde, uyuşmazlığın kaynaklandığı mevzuat esas alınacak.

Temyiz incelemesi yapmakla görevli daire, aynı konuda ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalara bakmak ve olağanüstü kanun yolları incelemelerini de yapmakla görevli olacak.

İdare mahkemeleri arasında görev ve yetkiye ilişkin uyuşmazlıklarda ve bağlantılı davalarda merci tayini, uyuşmazlığın esasını çözümlemekle görevli idari dava dairesince yapılacak.

Vergi mahkemeleri arasında görev ve yetkiye ilişkin uyuşmazlıklarda ve bağlantılı davalarda merci tayini, uyuşmazlığın esasını çözümlemekle görevli vergi dava dairesince yapılacak.

İş bölümünde idari ve vergi dava dairelerinden herhangi birinin görevinde olduğu belirlenmemiş davalara bakmak üzere birer idari ve vergi dava dairesi görevlendirilecek. İş bölümünde aynı mevzuattan kaynaklanan uyuşmazlıkların birden fazla dairede çözümlenmesi konusunda farklı esaslar belirlenebilecek.

Dairelerden birinin yıl içinde gelen işleri, normal çalışma ile karşılanamayacak oranda artmış ve daireler arasında iş bakımından bir dengesizlik meydana gelmişse bir kısım işler başka daireye verilebilecek.

-ADLİ TIP KURUMU-



Adli Tıp Kurumunun başkan yardımcısı sayısı 2'den 5'e yükseltilecek. Başkan yardımcılarından en az 2'si adli tıp uzmanı olacak.

Kurumun döner sermayesinden yapılacak bir kısım ödemelerde oranlar artırılacak. İkinci görevle bu kurumda çalışanlar da döner sermaye ödemelerinden yararlanabilecek. İkinci görevli olarak bu kurumda çalışanlar, Adli Tıp Kurumunda çalışması nedeniyle kendi kurumundan alamadığı döner sermaye ücretini, Adli Tıp Kurumundan alabilecek.

-BİRDEN FAZLA HEYETLE ÇALIŞABİLECEK-

Yargıtayda 32 olan daire sayısı 38'e, üye sayısı ise 250'den 137 artırılarak 387'ye çıkarılıyor.

Yargıtayda üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilecek. Bu durumda oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık edecek.

Hakim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle ancak devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek.

Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hakim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamayacak. Devlet aleyhine açılacak tazminat davası ancak dava konusu işlem, faaliyet veya kararın dayanağı olan soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın veya kamu davası açılmış ise kovuşturma sonucunda verilen hükmün, dava sonunda verilen hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabilecek.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın veya hükmün kesinleşmesinden önce hakim veya savcının söz konusu işlem, faaliyet ya da kararıyla ilgili olarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanmaktan mahkumiyeti halinde ise tazminat davası hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde açılabilecek.

Devlet, ödediği tazminattan dolayı, tazminat davasına konu işlem, faaliyet veya kararla ilgili olarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanmaktan hakim veya savcıya rücu edecek. Kanun yoluna başvurulması için miktar veya değere ilişkin olarak öngörülen sınırlamalar, hakim ve savcıların işlem, faaliyet veya kararlarına dayanılarak açılan her türlü tazminat ve rücu davalarında uygulanmayacak.

Bu hükümler, yüksek mahkemelerin başkanları, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) müfettişleri ile adalet müfettişlerinin, yetkilerini kullanırken yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet ve verdikleri her türlü kararlar nedeniyle açılacak tazminat davaları hakkında da uygulanacak.

Asliye ticaret mahkemeleri tek hakimli olacak.

-GENEL KURULLAR SALT ÇOĞUNLUKLA TOPLANACAK-

Yargıtay Başkanı ve birinci başkanvekilleri ile daire başkanlarının seçiminde Yargıtay Büyük Genel Kurulunun toplanabilmesi için üye tam sayısının salt çoğunluğunun hazır bulunması yeterli olacak. Mevcut düzenlemede, Büyük Genel Kurulun toplanabilmesi için üçte ikisinin hazır bulunması gerekiyor. Danıştayda Başkan, başkanvekilleri, başsavcı ve daire başkanları seçiminde de aynı hüküm geçerli olacak.

Yasayla, Danıştay Kanunu'ndaki bazı daireler için yapılan görev tanımlamaları metinden çıkarılıyor.

Birinci Başkanlık Kurulu üyeliğine seçilebilmek için en az dört yıl Yargıtay üyeliği yapmak şartı kaldırılıyor.

İstinaf mahkemeleri, hakim ve savcılar ile ilgili açılacak tazminat davalarına bakamayacak.

Danıştay Başkanlık Kurulu ve Yargıtay Başkanlar Kurulu, ihdas edilen üye kadrolarına seçim yapılmasından ve dairelerde çalışacak üyelerin belirlenmesinden itibaren bir ay içinde toplanarak daireler arasındaki iş bölümüne ilişkin karar tasarısını hazırlayacak ve Danıştayda Genel Kurulun, Yargıtay'da ise Büyük Genel Kurulun onayına sunacak.

Daha önce başka dairelerde görülmekte olup da dairesi değiştirilen dava dosyaları, mevcut halleriyle ilgili daireye gönderilecek.

Yargıtayda ihdas edilen üye kadrolarına seçim yapılmasından itibaren 15 gün içinde Birinci Başkanlık Kurulu yeniden belirlenecek. Üyelerin hangi dairelerde görev yapacağını, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, oluşturulan yeni Başkanlık Kurulu belirleyecek.

-TAZMİNAT DAVALARI-

Yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, hakimler hakkında açılacak tazminat ve rücu davalarında, hakimlerin bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle devlet aleyhine açılan tazminat davası, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde, Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda açılacak ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülecek.

Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, bu kurulun ilk derece mahkemesi sıfatıyla tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi ise Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılacak.

Devletin sorumlu hakime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlayan mahkemede görülecek.

-DEVLET ALEYHİNE DEVAM OLUNACAK-

Bu konuda halen görülmekte olan davalar, kesinleşmemiş hükümler, temyiz veya karar düzeltme yolu açılan hükümler açısından temyiz veya karar düzeltme süresi geçmeyenler bakımından da uygulanacak ve davaya devlet aleyhine devam olunacak.

Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla temyiz veya karar düzeltme süresi geçmeyen hükümler için yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki hafta içinde temyiz veya karar düzeltme yoluna başvurulabilecek.

Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz veya karar düzeltme yoluna başvurulamayan hükümler için yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki hafta içinde temyiz veya karar düzeltme istenebilecek. Bu fıkra uyarınca yapılan kanun yolu başvuruları üzerine verilen kararlar, tahsil edilmiş tazminat bedelinin geri istenmesi hakkını doğurmayacak.

Yasayla, Danıştay, Yargıtay ve Adli Tıp Kurumuna toplam 777 kadro tahsis ediliyor.

Yargıtayda ''Bilgi İşlem Müdürlüğü'' kurulacak.

Yüksek mahkemelere üye seçileceklerde aranacak şartlarda birliğin sağlanması amacıyla, ''idari görevlerden Danıştay üyeliğine seçileceklerin yüksek öğrenimlerini tamamladıktan sonra devlet hizmetlerinde 20 yıl, diğer görevlerde toplam olarak en az üç yıl çalışmış bulunmaları'' şartı kaldırılıyor.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Gökçek, CHP'nin yeni liderini açıkladı!

Kendisini Cumhuriyet Halk Partisi uzmanı olarak nitelendiren Anrkara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek,CHPile ilgili yeni bir iddia ortaya attı.
 

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'in Demokrat Sol Parti'den ayrılarak CHP'ye geçmesinin ardından Gökçek, sosyal paylaşım sitesi Twitter'daki hesabından, "Şimdi size yeni bir sır vereceğim. İnanın ki, gerçek bilgi" sözleriyle başlayan Gökçek, "Evet açıklıyorum. Baronların yeni yıldızı, 75 yaşındaki Yılmaz Büyükerşen. CHP'nin yeni genel başkan adayı Türkiye'ye hayırlı olsun." dedi. 

Gökçek, gece yarısına kadar takipçilerinin sorularını cevaplarken, CHP ile ilgili konulara da değindi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nda Yılmaz Büyükerşen panik atağının başladığını savunan Gökçek, "Kemal Kılıçdaroğlu'na geçmiş olsun. Baronlar Kılıçdaroğlu'nu terk etti." sözlerine yer verdi. Gökçek, 'baron'lar olarak nitelendirdiği kişiler ile ilgili olarak da, "Baronlar bugün nasıl Kemal Kılıçdaroğlu'ndan vazgeçtiyse yarın da Yılmaz Büyükerşen'den vazgeçebilir." ifadesini kullandı.

Gökçek, Büyükerşen'in partinin başına gelmesiyle birlikte Kılıçdaroğlu için yakıştırılan 'Gandi' sıfatına da atıfta bulunarak "Artık Hindistan'da politikaya devam eder." dedi.

CHP'nin başına daha önce Gürsel Tekin'in geçeceği tezini öne süren Gökçek, CHP içindeki bazı kişilerin Tekin'i avam bulduğu için bu kararından vazgeçtiğini kaydetti.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Sigarayı bıraktıran kitap!

''Sigarayı Bırakmanın Kolay Yolu'' isimli kitabı ve seminerleriyle dünya çapında milyonlarca kişinin sigarayı bırakmasını sağladığı belirten Allen Carr yöntemi, sigarayı strese girmeden bırakmak isteyenlere klavuzluk ediyor.
 

30 yıl boyunca günde 3 paket sigara içen, pek çok kez ''irade''siyle sigarayı bırakmayı deneyen ancak, her seferinde başarısız olan Carr, bir gün sigarayı bırakarak daha mutlu bir yaşama başlamasının ''sırlarını'' kitabında paylaştı. Carr, sigara tiryakilere ''Bir kez bu kitabı okuyun, ne kaybedersiniz?'' sözleriyle seslendi.

Kitaptan derlenen bilgilere göre, Carr yöntemi, insanın gerçekte yaşamın doğal seyri içinde sevinç ve hüzünlerinde sigaraya ihtiyacı olmadığı üzerinde ısrarla duruyor.

Kitapta, tüm tiryakilerin sigarayı strese girmeden ve hayatlarına bir kez daha sigarayı sokmadan, bu zehirden kolaylıkla kurtulabilecekleri iddia ediliyor.

Carr, kitabı okumaya başlayanlara, ''bu kitabı bitirene kadar sigara içmeye devam edin'' sözleriyle tavsiyede bulunurken, tiryakilerin kitabı sonuna kadar okumadan sigarayı bırakmaya kalkışmamalarını öneriyor.

Carr, oluşturduğu yöntemin temeline ''sigara içmek bana ne veriyor?'', ''gerçekten zevk alıyor muyum?'', ''bu şeyleri yaşam boyunca ağzıma sokup kendimi zehirlemek ve bunun için bir servet harcamak zorunda mıyım?'' sorularını sorarak başlanması gerektiğini belirtiyor.

Kitabında tiryakilerin yaşamları boyunca sigaranın eksikliğini şiddetli bir şekilde duymaktan korktukları için strese girdiklerinden sigarayı bırakamadıklarından bahseden Carr, 'çok basit'' olarak anlattığı yöntemi uyguladıktan sonra tiryakilerin yıllarca neden sigara içtiğinin farkına varıp şaşıracaklarını öngörüyor.

-''İRADE YÖNTEMİ NEDEN BAŞARISIZ?''-

Toplumda yaygın şekilde uygulanan ancak hep başarısızlığa uğranan ''irade'' yöntemiyle sigarının bırakılmak istendiğinde, korkunç bir sigara özlemi nedeniyle strese girildiğini anlatan Carr, 'Sigarayı herkes bırakabilir. Ancak önce gerçekleri ortaya koymak gerekiyor'' sözleriyle iddiasını yineliyor.

Carr, sigaradan tat alınmasının da bağımlılıkla karıştırıldığını belirterek, şu görüşlerini ifade ediyor.

''Dezavantajlarını bilmemize rağmen bir çoğumuzun sigara içmeye devam etmesinin nedeni, sigarının bize gerçekten zevk verdiğine ya da bir şekilde yardımcı olduğuna inanmamızdır. Sigarayı bırakırsak bir boşluk doğacağını ve yaşamımızın belirli kesimlerinin bir daha eskisi gibi olmayacağını sanırız. Bu bir yanılgıdır. Gerçek, sigaranın bize hiç bir şey vermediğidir.

Nikotin, çok kısa süre içinde bağımlılık kazanılması açısından dünyanın en güçlü uyuşturucusu olarak bilinse de bağımlılık derecesi o denli güçlü değildir. Etkisini çok çabuk yarattığından yalnızca üç hafta gibi kısa süre içinde vücut nikotini atar ve nikotinin eksikliğini beden o kadar az duyar ki, birçok tiryaki farkında bile olmadan geçirir.''

Carr, sigaranın bırakılmaya karar verilmesinden sonra da ''mutlu bir sigara içmeyen'' olarak yapılması gerekenin çok basit olduğunu ve bunları herkesin kolayca yapabileceğini belirtiyor.

-KİMLER NE DEDİ?-

Kitapta görüşlerine yer verilen Oscar ödüllü aktör Anthony Hopkins, Allen Carr yöntemine ilişkin görüşlerini, ''Sigara içmek çok karmaşık bir labirentin içinde kaybolmak gibi. Ama Allen Carr, bu labirentin çıkışını gösteren planını bulmuş. Anında bağımlılığımdan kurtuldum ve özgürüm'' sözleriyle anlattı.

Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi Başkanı Prof. Dr. Manfred Neuberger ise, Allen Carr yönteminin kurumlar içerisinde sigara içme oranını etkileyici bir ölçüde düşüren tek yöntem olduğuna işaret ederek, ''Araştırmalarımız gösteriyor ki, yöntem kurumlarda çalışanların sağlık ve memnuniyet derecelerini oldukça olumlu yönde etkiliyor. Allen Carr, denediğimiz diğer yöntemlerden ciddi bir fark ile daha başarılı olmuştur'' şeklinde görüş bildirdi.

-BIRAKANLAR, BIRAKACAKLAR İÇİN NE DEDİ?

Kitabı okuyarak, sigarayı yaklaşık 6 ay önce bıraktığını belirten Mehmet K., ''Doğrusunu söylemek gerekirse, insanın öncelikle bırakabileceğine inanması gerekiyor. Sonrası çok daha kolay. Kitabı okuduktan sonra bırakmanın bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Kitapta bırakmanın eziyet değil, keyif olduğu vurgulanıyor. Kitap sayesinde sigarayı bırakarak keyif almayı öğrendim'' diye konuştu.

Bir süre önce kitabı okuduktan sonra sigarayı bırakan Cüneyt A. ise yaptığı açıklamada, Carr'ın her zaman söylenenlerden farklı bir açıyla konuya yaklaştığını söyledi.

Kitaba başlamadan önce nasıl bırakacağını defalarca düşündüğünü 20 yıldır günde en az bir, bazen iki paket sigara içtiğini anlatan Cüneyt A., ''Hesapladığım zaman 20 yılda günde bir paketten 7 bin 300 pakete yaklaşık 50 bin lira ödedim. Sağlık sorunlarım da cabasıydı. Kitabı, sigara içerek okudum ve yarısına gelmeden elimdeki sigaraya bakarak 'Bunu bir daha içmeyeceğim' dedikten sonra söndürdüm. O gün bugündür içmiyorum'' dedi.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Uğur Dündar'la İlgili Şok İddia!

PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan, Star TV anchormani, usta gazeteci Uğur Dündar'la ilgili ortaya şok bir iddia attı! İşte Aygan'ın o iddiası...
 

İlköğretim ve lise öğrencilerinin namaz kılmalarını haber yaptığı videolar sanal ortamda yeniden gündeme getirilen Uğur Dündar hakkında ŞOK bir iddia ortaya atıldı. 

PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan; “Uğur Dündar'a' İskenderun Soğukoluk'u sorun...oradaki bayanları hangi arap ülkesine pazarladı?” şeklinde eleştiri yaptı.

Peki Aygan bir dönem Türkiye'nin fuhuş merkezi olan Soğukoluk'u neden gündeme getirdi?

Aygan, Dündar'la ilgili "özel" bilgilere mi sahip?

elmahaber, İsviçre'de yaşayan Abdulkadir Aygan'a ulaşarak Uğur Dündar'ın Soğukoluk olayını sordu.

Aygan, JİTEM'in kurucu Binbaşı Cem Ersever'in "Uğur Dündar Soğukoluk'u deşifre ediyormuş gibi programlar yapıp oradan kurtarılan bazı kızları Arap ülkelerine pazaradı" dediğini söyledi. Aygan, JİTEM'de asker olduğu dönemlerde komutanları Ersever'in Dündar'dan "bu aşağılık herif" diye bahsettiğini, Soğukoluk'ta kurtarılan kızları el altından Lübnan, Mısır, Tunus gibi Arap ülkelerine sattığını söylediğini aktardı.

Aygan, "Bu konu Facebook da gündeme gelince yıllar öncesinde (1990lı yıllarda) Diyarbakır'da JİTEM'de asker iken komutanımız A.Cem Ersever'in Uğur Dündar ile ilgili söyledikleri aklıma geldi. Şu an hepsini hatırlamasam da, Cem komutanım; ''Bu aşağılık herif, sözde Soğukoluk'u deşifre ediyormuş gibi yapıp programlar yaptı. Fakat oradan çıkarılan bazı kızları el altından Lübnan, Mısır, Tunus gibi arap ülkelerine pazarladı'' dedi. Bu vesileyle o yorumu yazdım. Sevabı günahı bunu iddia eden rahmetli komutanım Cem Ersever'e aittir." şeklinde konuştu.

FUHUŞ MERKEZİ HATAY SOĞUKOLUK
Hatay Soğukoluk'ta 1970'li yıllarda genç kızların kaçırılıp hapsedildiği ve pazarlandığı oteller bulunuyordu. Sadece Türkiye'nin değil tüm dünyada tanınan bir fuhuş üssü olan Soğukoluk, “önce Soğukoluğa satıldım.. sonra Ceyhan pavyonlarına..” replikleriyle Türk filmlerine bile konu oldu. Bölgede bulunan otellerde özel hazırlanmış fuhuş odaları ve zindanlar yer aldığı için jandarmanın yaptığı baskınlar sonuç vermedi. 12 Eylül darbesiyle askeri yönetim otellerin zulalarına baskın yaparak bölgeyi temizledi. O dönemde TRT'de çalışan Uğur Dündar, haberi “kotarıp” habercilikte efsane olduğu görüntüleri ekrana getirince olaylar tüm çıplaklığıyla kamuoyuna yansıdı.

elmahaber




0 Yorum - Yorum Yaz

''Yazıcıoğlu'nu susturmak için toplandık''

Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantısı araştırılıyor. Silivri Cumhuriyet Savcısı Nejat Çakır'ın, Ergenekon sanığı Erol Ölmez'in, Muhsin Yazıcıoğlu'nun 'suikast' sonucu hayatını kaybettiği yönündeki iddialarına yönelik açıklamalarının ardından tanık sıfatıyla ifadesini aldığı ortaya çıktı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı; Erol Ölmez'in tanık ifadesini, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili soruşturmayı yürüten Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.
 

Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantısı araştırılıyor. 

Ergenekon Terör Örgütü davasının sanıklarından Erol Ölmez'in, Muhsin Yazıcıoğlu'nun 'suikast' sonucu hayatını kaybettiği yönündeki iddialarına yönelik açıklamalarının ardından tanık sıfatıyla ifadesinin alındığı ortaya çıktı.

Silivri Cumhuriyet Savcısı Nejat Çakır, 21 Temmuz 2009 tarihinde Erol Ölmez'in ifadesini aldı. Erol Ölmez ifadesinde, 1998 yılından beri Ergenekon adlı bir oluşumun var olduğunu, Muhsin Yazıcıoğlu'nun susturulması için Çerkez Ali isimli kişiye 10 milyon dolar para teklif edildiği toplantıya katıldığını söyledi. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı; Erol Ölmez'in tanık ifadesini, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili soruşturmayı yürüten Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.

“MUHSİN YAZICIOĞLU'NUN SUSTURMAK İÇİN TOPLANTI YAPTIK”

Erol Ölmez'in, Silivri Cezaevi'nde tutuklu iken Savcı Nejat Çakır tarafından ifadesi alınmış.

Erol Ölmez; Muhsin Yazıcıoğlu'na sabatojın kimin tarafından nasıl ve ne şekilde işlendiği konusunda bilgi vermesinin mümkün olmadığını belirterek, “Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü kaza değildir, sabotaj olduğunu kesin olarak bilmekteyim ve bundan da eminim. 2007 yılının sonlarında Çerkez Ali kod adlı kişi ile ben ve siyasi bir milletvekili olan aynı zamanda bu kişi MİT'le bağlantılı ve Amerikan bağlantılı olan şahısla, Muhsin Yazıcıoğlu'nun susturulması için Çerkez Ali isimli kişiye 10 milyon dolar para teklif edildiğini biliyorum çünkü ben toplantı olduğunda ordayım. Bu sabotaj olayı aslında 2008 yılında planlanmıştı” dedi.

“ÇOK İYİ PLANLANMIŞ SABATOJ”
2008 yılında Ergenekon furyası patlayınca 2009 yılında Muhsin Yazıcoğlu'na sabotajın gerçekleştirildiğini savunan Erol Ölmez, “Bu anlamda söyleyeceğim tek söz arkasında olan güçlerin kimliği ve bilgileri devlet konumuna sahip kişilerdir. Ancak bu şahısların isimlerini açıklamak istemiyorum çünkü şu an gizli kalmasından yanayım. Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopter kazası çok iyi planlanmış sabotajtan ibarettir. Kesinlikle ölümünün arkasındaki gerçekler kaza değildir ancak ben sabotajın hangi araçlar kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiğini bilmiyorum” diye konuştu.

“ERGENEKON OLUŞUMU 1998'DEN BERİ VAR, ATAKURTLAR CUMHURİYET ORDUSU LİDERLİĞİNİ YAPTIM”
Erol Ölmez, 1990 yılından 2007 yılının sonuna kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde yaşanan bir çok üstü örtülmüş olaylar dahil olmak üzere kapanmış tüm konulara bire bir şahit olduğunu belirterek, “Bunlar da yaşantımın gerçeğidir. Aslında 1998 yılından beri Ergenekon adlı bir oluşumun var olduğu doğrudur. Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu Ergenekon'un sağ kanadını oluşturmaktadır. Bu özel birimin içinde istihbarat ve silahlı eğitim görmüş tetikçiler mevcuttur. Ben Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu liderliğini yaptım. Bu da tutuklandığım ana kadar devam etmekte idi. Bundan dolayı Türkiye'de yaşanmış bir çok gerçekleri ve üstü örtülü dosyalara bire bir şahidim. Bunlarında en önemlisi 1992 yılında ben Bosna-Hersek'ten özel görev aldım. Ben Erol Ölmez olarak Bosna-Hersek'te savaştım ve Bosna-Hersek'ten tutuklandığım ana kadar birçok aydınlanmayan, karanlıkta kalan tüm olayların birebir yaşamış şahidim. Bu da benim ifade vicdanen rahatsız olduğum konudur. Bunlar hakkında da geçici bir süre bilgi vermek istemiyorum” şeklinde konuştu.

Erol Ölmez, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında 26 Ocak 2008 tarihinde tutuklanmış, 19 Ekim 2009 tarihinde tahliye olmuştu.

“ERGENEKON'UN SAĞ KOLUYUM”
Erol Ölmez, tanık ifadesinde ismi geçen ve Muhsin Yazıcıoğlu'nun susturulmasına yönelik toplantıya katıldığını iddia ettiği “Çerkez Ali” hakkında ilginç bilgiler veriyor.

Ölmez, 1990'da askerken hayatının tamamen değiştiğini, usta birliğinde tanıştığı “Çerkez Ali'' kod adlı kişi tarafından askerliğinin sonlandırılarak özel bir birimin içine aldığını iddia etmişti. Asıl adı “Atakurlar'' olan birlikteki istihbarat ve silahlı kanatta yetiştirildiğini, “İstanbul Avrupa yakası ve tüm Trakya'nın başkanı'' olduğunu öne süren Ölmez, daha sonra 1998 yılında kurulan “Ergenekon'' yapılanmasında görev aldığını ifade etti. Ölmez, dilekçesinde, “Atakurlar ismine ekleme yapılarak ‘Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'. Ergenekon'un sağ kolu olmuş, istihbarat ve silahlı kanadı oluşturulup Ergenekon'a dahil edilmiştir. Bu birim, şu anda olduğu gibi halen aktif haldedir. Ben çok özel olarak eğitim almış, en iyi şekilde yetiştirilmiş bir kişiyim. Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'nun bir askeriyim'' demişti.



Ergenekon sanığı Erol Ölmez, Kahramanmaraş'tan Yozgat'a gitmek üzere havalanan helikopterin Kaş dağına çarparak düşmesi sonucu ölen Muhsin Yazıcıoğlu'nun suikasta kurban gittiğine yönelik Silivri Cumhuriyet Savcısı Nejat Çakır'a tanık sıfatıyla ifade verdi.



Erol Ölmez, tanık ifadesinde, “Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu Ergenekon'un sağ kanadını oluşturmaktadır. Bu özel birimin içinde istihbarat ve silahlı eğitim görmüş tetikçiler mevcuttur. Ben Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu liderliğini yaptım” diyor. Erol Ölmez, Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'nda görev yaparken üniformalı fotoğraf çektirmiş



KENAN KIRAN / YENİAKİT




0 Yorum - Yorum Yaz

Ve AK Parti düğmeye bastı!

12 Haziran 2011 tarihinde Türkiye'de yapılacak genel seçimler öncesi başta Almanya olmak üzere Avrupa'daki Türk vatandaşlarının oy kullanması konusunda sıcak gelişmeler yaşanıyor. AK Parti hükümetinin yıllardır sürüncemede olan oy konusunu bir neticeye bağlamak için temaslarını sıklaştırdığı belirtiliyor.
 

Almanya'da görev yapan bazı Türk gazeteciler için Büyükelçilik rezidansında bir yemek veren Türkiye'nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet de sandık ve vize konusunda önümüzdeki haftalarda sürpriz gelişmelerin olacağını söyledi.

Büyükelçi Acet, olayın görüşme aşamasında olduğunu o yüzden net bir açıklama yapamayacağını belirtirken, diplomatik kaynaklar geçen hafta Almanya'ya gelen ve Almanya İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere ile vize ve seçimlerde oy kullanma konusunu görüşen Yurtdışı Türklerden sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik'in oy kullanma konusunda kararlı bir şekilde Türkiye'ye döndüğünü ifade ediyor.

CHP'nin başvurusu üzerine mektupla oy kullanma seçeneğinin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildiğini belirten diplomatik kaynaklar geriye kalan iki seçenekten okullara sandık koyma tercihinin Alman makamlarınca kabulünün mümkün görünmediğini belirtti. Sandıkların Türk konsolosluklarını konması en güçlü ihtimal olarak görülüyor.

Kaynaklar, Almanya'da bulunan 13 konsolosluk ve büyükelçilik binasına seçimlerden bir buçuk ay önce sandık konulması ihtimalinin Bakan Faruk Çelik tarafından ciddi olarak düşünüldüğünü ve Bakan'ın konsoloslukların bu yükü kaldıramayacağı görüşü konusunda ikna edilemediği bilgisini verdi. Diplomatik kaynaklar Türkiye'ye dönen Bakan'ın kabine üyelerini de bu konuda ikna etmesi halinde 12 Haziran'da konsolosluklara sandık konulması olayının büyük ihtimalle gerçekleşebileceğini ifade etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 28 Şubat'ta Almanya'nın Hannover şehrinde yapılacak Bilgi ve İletişim Teknolojileri Fuarı CeBIT'in resmi açılışını yapacağını da belirten diplomatik kaynaklar "Başbakan Erdoğan burada Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya gelecek. Burada yapılacak görüşmelerin ciddi sonuçları olacağı tahmin ediliyor" bilgisini verdi. Seçimlerde oy kullanma konusunda Başbakan Erdoğan'ın ısrarlı olduğunu ifade eden kaynaklar bu görüşmelerde seçim konusunda net bir netice çıkmasının beklendiğini kaydetti. Ayrıca vize konusu da bu görüşmelerde gündeme gelecek.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Ortadoğu'nun lideri kim?

TESEV'in 7 Arap ülkesi ve İran'da yaptığı araştırmada halkın yüzde 85'inin Türkiye için olumlu düşündüğü ortaya çıktı. Bu ülkelerdeki lider eksikliğini Başbakan Tayyip Erdoğan'ın doldurduğu belirtildi.
 

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Dış Politika Programı'nın 8 bölge ülkesinde yaptığı “Ortadoğu'da Türkiye Algısı 2010” araştırmasında Türkiye hem en sevilen ülke çıktı; hem de kimliği, demokrasisi, ekonomisi ve Filistin meselesindeki duruşu nedeniyle ‘model' olarak görüldüğü belirlendi. TESEV'in 2009'da yayınladığı rapora göre Türkiye hakkındaki olumlu düşünme oranının yüzde 75'ten 85'e çıktığı görüldü. Mısır, Ürdün, Filistin, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye ve İran'da telefonla, Irak'ta ise yüzyüze görüşülen 2 bin 267 kişiyle yapılan araştırma 25 Ağustos - 27 Eylül 2010 arasında eş zamanlı olarak 8 ülkede gerçekleştirildi. Araştırmanın duyurulduğu basın toplantısına TESEV Başkanı Can Paker, TESEV Dış Politika Program Yöneticisi Sabiha Senyücel Gündoğar, Gökçe Perçinoğlu ve ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Meliha Benli Altunışık katıldı. Raporun sunumu yapan Gökçe Perçinoğlu, araştırmanın öne çıkan sonuçlarını şöyle sıraladı:

Türkiye çok eksenli ilerliyor
• TESEV Başkanı Paker, şunları söyledi: “Türkiye bölgede üstlendiği arabulucuk rolü ve yürüttüğü dış politika nedeniyle bir değişim yaşıyor ama bu değişim Türkiye'nin eksen kayması yaşadığı anlamına gelmemeli. Çünkü artık eskiden olduğu gibi sadece Doğu-Batı eksenli değil, çok eksenli bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye'de bu nedenle sadece Batı eksenli değil, birden fazla eksenle, geniş bir vizyonla ilerliyor. Araştırma Türkiye'nin bölgede kabul gördüğünü, büyük sempatiyle karşılandığını gözler önüne seriyor.” Paker, “Bölgede son günlerde Tunus, Lübnan, Mısır, Cezayir ve Ürdün'de yaşananların gösterdiği gibi dengelerin heran değişebileceği gözönünde bulundurulmalı” dedi.

TÜRKİYE SEVGİSİ YÜZDE 85'İ BULDU
• Ortadoğu'da Türkiye'ye karşı duyulan sempati 2009 yılında yüzde 75 iken, 2010 yılında yüzde 80'e ve İran'ın da çalışmaya dahil olmasıyla birlikte yüzde 85'e yükseldi.

• Katılımcıların 3'te 2'si Türkiye'yi model olarak görüyor, İslam ve demokrasisinin başarılı bir birleşimi olduğunu düşünüyor.

• Tüm Ortadoğu ülkeleri en büyük sorunun İsrail-Filistin olduğunu söylerken, Türkiye'nin bu sorundaki arabulucuk rolünü yüzde 78 oranında desteklediklerini belirttiler.

• Araştırmaya katılan 8 ülke de Türkiye'nin Ortadoğu'da barışı sağlamasına yüzde 75 oranında katkı sağladığını söylerken, yüzde 78 oranında da ‘Türkiye Ortadoğu'da daha büyük bir rol oynamalıdır' dedi.

• Katılımcıların yüzde 66'sı Türkiye'nin bölge ülkeleri için bir model teşkil ettiğini belirtirken, bunun nedenlerinin de Türkiye'nin Müslüman kimliği, ekonomisi, demokratik bir rejime sahip olması ile Filistinliler ve Müslümanların hakkını koruması olarak sıraladı.

• Türkiye'nin nükleer kriz konusunda ki arabuluculuğu İran tarafından yüzde 61 olumlu karşılandı.

• Türkiye ekonomisi Suudi Arabistan'dan sonra bölgenin en büyük ikinci ekonomisi olarak görülürken, katılımcıların yüzde 27'si Türkiye'nin 10 sene içinde bölgenin en önemli ekonomik gücü olacağını belirtti.

• Katılımcıların yüzde 78'i Türk yapımı bir diziyi izlediğini belirtirken, bölgede tatil için tercih edilen ülkenin de Türkiye olduğunu belirtti.

Türkiye 8 yılda Arap dünyasının gönlünü kazandı
• ODTÜ'den Meliha Benli Altunışık da kaynayan Ortadoğu'daki ülkelerin bir lider ve siyasi iktidar eksikliği yaşadıklarını belirterek, Türkiye'nin bu eksikliği gideren bir model olduğunu söyledi. Altunışık, “2002'de Arap dünyasında Türkiye, İsrail, ABD ve İngiltere'den sonra en sevilmeyen ülkeyken, şimdi en sevilen ülke sıralamasına yükseldi. Türkiye'nin 2003'teki Irak savaşına katılmaması, Filistin meselesinde takındığı tutum ve başarılı kimliği, ekonomisi ve dış politikaları etkili oldu. Bölgede eskiden İran daha etkili görülürken şimdi onun yerini daha yapıcı, bütünleştirici ve yumuşak bir güç olan Türkiye aldı.”

Mübarek gitmeli açıklaması büyük puan getirdi
• Sabiha Senyücel Gündoğar değerlendirmesinde Türkiye'nin bölgedeki çıtasını giderek yükselttiğinin altını çizerken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ‘Hüsnü Mübarek artık gitmeli' açıklamasının önemine değindi. Gündoğar, şunları söyledi:

“Türkiye'yi hem lider hem de siyasi irade anlamında örnek alan bu bölge Erdoğan'ın açıklamasını bekliyordu. Erdoğan'ın çok yerinde ve zamanında yaptığı Mübarek'e resmen git çağrısı bölgede büyük beğeni topladı. Erdoğan ve Türkiye bölgeye yaptıkları açıklamalarla bu şekilde destek olmaya devam ederlerse, bölgenin Türkiye'ye olan bakışı daha da güçlenerek olumlu bir tabloya dönüşecektir.”

Star




0 Yorum - Yorum Yaz

Türk zeytinyağı  Çin'de de boy gösteriyor

Türk zeytinyağı artık Çin'in büyük marketler zincirinde boy gösteriyor.
 

Büyüyen Çin pazarının ihtiyaçları doğrultusunda, özellikle gıda alanında bu ülkenin pazarında dev potansiyeli gören Türk ihracatçısı, Türk zeytin yağını Çin'e getirerek, ''pazarda biz de varız'' dedi. Başkent Pekin'deki dev marketler zincirlerinden Carrefour'daki raflarda boy gösteren Türk zeytinyağı, Çinli tüketicinin beğenisine sunuldu.

Çin'in bazı şehirlerinde, meyve suyu, bisküvi, makarna gibi bazı Türk gıda ürünleri satılırken, Şanghay ve Pekin'deki bazı çerez dükkanları zincirinde de Türk fındığı satışa sunulmuş bulunuyor. Ancak Çin'deki dev alışveriş marketler zincirlerinde bu ürünler yer bulamıyor. İşte bu alanda bir ilk gerçekleşti.

Çin'de her yıl daha da büyüyen Carrefour'a ilk giren ve tamamıyla Türk markalı ürün zeytinyağı oldu. Carrefour'a Türkiye'nin meşhur bir zeytinyağı markasını getirip, sürekli olarak satmaya başlayan işadamı Mehmet Terkivatan, diğer gıdaları da Çin pazarına getirmek istediğini ve bu alanda büyük potansiyel olduğuna dikkat çekerek, Türk ürünlerinin bu pazarda yer bulacağını söyledi.

Uzun yıllar Fransa'da yaşamış ve Çin'e son dönemde Türk ürünleri getiren Beijing Evertrust İthalat ve İhracat şirketinin Genel Müdürü Terkivatan, Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, Çin pazarının gerçekten zor bir pazar olduğunu belirtti. Kendisinin Türkiye'den Çin'e Türk malı getirmek için uzun zamandan beri uğraş verdiğini ifade eden Tarkivatan, Türkiye'den özellikle zeytinyağı getirirken karşılaştığı zorlukları ifade etti.

Türk üreticisinin Çin'e karşı güvensizliğinin ve ön yargısının zorluk oluşturduğunu söyleyen Terkivatan, ancak tüm sorunlara karşı yılmadan gösterdiği çaba neticesinde bir ilki gerçekleştirdiğini ve Carrefour'un Çin'de olduğu sürece Türk zeytinyağının da bu ülkede uzun süreli satılacağını aktardı.

ASYA PAZARLARINA AÇILINMAZSA, TÜRKİYE ZEYTİNYAĞI FAZLASI VERECEK

Çin pazarına Türk zeytinyağının satılmadığı takdirde, Ege ve Marmara bölgelerine çok miktarda ekilen zeytinlerden dolayı, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin zeytinyağı fazlalığı vereceğine dikkat eken Terkivatan, tek çözümün ise Hindistan ve Çin gibi gelişen Asya pazarına açılmak olduğunu vurguladı.

Türk işadamı, Türkiye'de bu durumun gerekli birimler tarafından bilindiği halde, istenilen çalışmaların doğru olarak yapılmadığını ileri sürdü. Çin'e yönelik hedeflerini de anlatan Terkivatan, Çin'deki devlet şirketlerinden ve Çin Carrefour'larının çoğunun yüzde 51 hissesine sahip China Commerce Group for International Economic Cooperation ile yaptığı anlaşma doğrultusunda Carrefour'larda ilk aşamada Türk fıstığı, çerezlik fındık ve fındık yağı, meyve suyu ve bulgur satılacağını, sonraki aşamalarda da kaliteli ve sağlıklı Türk tekstil ürünlerini Çin'e getirmeyi planladığını belirtti.

İlk aşamada Pekin bölgesindeki 13 Carrefour'da satışa sunulan ve dağıtımı devam eden Türk zeytinyağı, diğer zeytinyağlarına göre pahalı satılıyor. Sebebini ise Terkivatan şöyle açıklıyor: Birincisi Türk zeytinyağı kaliteli. İkinci ise artık Türk markalarının prestijini ve imajını Çin pazarında göstermek istiyorum. Terkivatan, Türkiye'nin gelişimi ve değişimine büyük katkı yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın doğrudan kendisine bağlı, Çin ile ticari ilişkilere bakacak bir bakan ataması gerektiğini arzusunu dile getirdi. -

ÇİN, 2010'DA 40 BİN TON ZEYTİNYAĞI TÜKETTİ-

Tük Zeytinyağı, Çinli ithalatçılar tarafından dökme olarak alınıp, Çin'de paketlenerek değişik markalarda küçük miktarlarda dönem dönem satılıyor. Süreklilik olmaması ise markalaşmanın önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor.
Türk menşeli zeytinyağı, Çinliler tarafından çok kaliteli bulunuyor ancak fiyatının pahalı geldiğini ifade ediyorlar. Çin pazarından daha fazla pay alabilmek için Zeytinyağı Tanıtım gurubu (ZTG), çalışmalarına 2010 yılında başladı.

Resmi rakamlara göre, Çin'in 2010 yılındaki zeytinyağı tüketimi 40 bin tonun üzerinde gerçekleşti. Bu rakamın 2015'te 100 bin tona ulaşması bekleniyor. Zeytinyağı ihtiyacını ağırlıklı olarak ithalatla karşılayan Çin'in 2010 yılındaki zeytinyağı ithalatı 22 ton yada 84 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Çin'e zeytinyağı satan başlıca ülkeleri ise İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye ve Avustralya oluşturuyor. Türkiye'nin Çin'e zeytinyağı ihracatı 2008 yılında 2.3 milyon dolar, 2009'da 1.75 milyon dolar, 2010'da ise 1.27 milyon dolar oldu. Ancak bu ülkeye gayri resmi yollardan giren zeytinyağlarından dolayı, resmi rakamların en az 3 katı olduğu iddia ediliyor 

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Yerli otomobil üretimine talip oldular

Başbakan'ın 'yerli oto üretelim' çağrısına bir cevap da Anadolu sermayesinden geldi.
 

Ankara'nın önemli sanayi merkezlerinden Ortadoğu Sanayi ve Ticaret Merkezi (OSTİM) Türkiye'nin otomobilini üretmek için gerekli imkanların kendilerinde bulunduğu mesajını verdi.

İran, Endonezya, Çin, Malezya gibi ülkelerde otomobil üretimindeki devlet desteğine işaret eden OSTİM firmaları, devletin vereceği destek sayesinde motordan şanzumana, kaportadan tasarıma kadar bütün otomobil aksamlarının OSTİM'deki yerli firmalar tarafından gerçekleştirilebileceğini vurguladı.
Türk firmalar, sadece D-8 olarak bilinen ülkelere ihracat yapılmasının Türkiye için önemli bir adım olacağının altını çizdi. Sedat Çelikdoğan, OSTİM'deki motor üretimi yapan firmalardan sadece birinin sahibi. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunu olan ve aynı üniversitenin Motorlar Kürsüsü'nde 1975 yılında dizel motorlar konusunda doktora ve doçentlik çalışmalarını tamamlayan Çelikdoğan, hem kamu hem de özel sektörde motor üretimiyle ilgili birçok görev üstlenmiş.

1980 yılına kadar dönemin hükümetinin davetiyle motor alanında çalışmalar yürüten Çelikdoğan, daha sonra TÜMOSAN Motor ve Traktör Fabrikaları ile Aksaray Motor Fabrikası'nın kurucu genel müdürlüğünü yapmış. Motor, şanzuman ve piston kolu fabrikalarında kuruculuğunu yapan Çelikdoğan, OSTİM'deki fabrikasında otomobilin en önemli unsuru olarak bilinen motor yapımını üstlenebileceğini ifade etti.

Dizel motor için tüm teknik altyapıya sahip olduğunu belirten Sedat Çelikdoğan, "Türkiye'nin markası için fabrikam ve 500 deneyimli uzman kadrom göreve hazır. Yeter ki, devlet desteğini esirgemesin. Türkiye'nin kendi otomobilini üretmesi için Başbakan'ın arkasındayız." dedi.

Sedat Çelikdoğan, "Biz motoru yapmaya hazırız. Türkiye, kaporta ve diğer aksamları da üretilebilecek kapasitede. Motor üretimine başlandığında gerisi de kendiliğinden gelir." şeklinde konuştu.
Pazar durumunun önemine işaret eden Çelikdoğan, toplam nüfusu 1.5 milyarı bulan D-8 ülkeleriyle kurulacak ticaret hacminin Türkiye'ye rahatlıkla yeteceğinin altını çizdi.

Otomobil yapımında birkaç yerli firmanın bir araya gelerek kuracakları şirket sayesinde Türkiye'nin kendi otomobilini üretebileceğini işaret eden Çelikdoğan, "OSTİM bir tedarikler zinciri. Devlet de gerekli eksiklikleri ve desteği sağladıktan sonra OSTİM rahatlıkla hiç şüphe olmasın bu yerli otomobili yapar." ifadelerini kullandı.
OSTİM Başkanı Orhan Aydın da Türkiye'nin ilk yerli otomobili olan Devrim'i örnek göstererek, "Biz zamanında bu otomobili yaptık. Sadece benzinini koymayı unuttuk. Bu sefer unutacak hiçbir gerekçemiz yok. OSTİM teknik altyapı olarak hazır. Yeter ki destek olsun.
Burada Ar-Ge hizmetini yayabiliriz. Esnek üretim ve yan sanayi ile bir montaj hattı yerli otomobil üretimi için yeter." dedi. Aydın, OSTİM'in savunma sanayi başta olmak üzere birçok konuda çalışmaları bulunduğuna ve sadece Türkiye'nin değil ülkelere de çalışmalarını ihraç ettiğine işaret etti.




0 Yorum - Yorum Yaz

Devrek'te ölü sayısı 7'ye yükseldi!

Zonguldak'ın Devrek ilçesinde yolcu otobüsünün dereye yuvarlanması sonucu ölenlerin sayısının 7'ye yükseldiği, yaralı sayısının 35 olduğu bildirildi.
 

İstanbul'dan Bartın'a giden Mustafa Alşanlı (35) yönetimindeki 34 EEY 37 plakalı dereye yuvarlanan yolcu otobüsünün altından ve dereden kimlikleri henüz tespit edilemeyen 3 kişinin daha cesedinin çıkarılmasıyla ölü sayısı 7'ye yükseldi.

Bu arada, otobüsün altından çıkarılan bir yaralı daha Devrek Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Devrek Kaymakamı Hüseyin Öner, yolcu otobüsünün dereye yuvarlanması sonucu 1'i çocuk 7 kişinin hayatını kaybettiğini belirterek, ''Otobüsün altından çıkarılan kişiyle yaralı sayımız 35'e yükseldi. Bazı cesetler, aracın altında ve derede bulundu. Cesetler, Devrek Devlet Hastanesinin morguna kaldırıldı, kimliklerinin belirlenmesine çalışılıyor. Yaralılar, çeşitli hastanelerde tedavi altına alındı'' dedi.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

O ülkücüler AK Parti'ye geçiyor

Genel seçimlerde MHP'nin de oylarına talip olmaya hazırlanan AK Parti ülkücü kökenli adaylar göstermeye hazırlanıyor. Kulislerde Ramiz Ongun'un yanı sıra pek çok isim konuşuluyor.
 

Referandum sürecinde MHP üst yönetimi tarafından hakarete varan ağır sözlerle eleştirmelerine rağmen partiden kopmayan ülkücüler, Ramiz Ongun'un ihracıyla yol ayrımına geldi. 12 Eylül 1980 askerî darbesinden sonra açılan "Ülkücüler" davasında yargılanan birçok ismin, bu yılki genel seçimde AK Parti'den milletvekili adayı gösterileceği konuşuluyor.

Ongun'da 12 Eylül 2010'daki anayasa değişikliği referandumunda "evet" oyu kullanacağını açıkladığı için partinin disiplin kuruluna sevk edilmişti. İhraç kararı, onun gibi "evet" taraftarı ülkücüleri küstürdü. AK Parti'den milletvekili adayı gösterilmesi beklenen isimlerin başında Ramiz Ongun geliyor. Ongun'un teklifi kabul etmesi halinde kendisiyle birlikte hareket eden çok sayıda kişinin de seçimde AK Parti'ye destek vereceği belirtiliyor.


KİMLERİN ADI GEÇİYOR?
Referandumda "evet" için çalışan ülkücülerden Prof. Dr. Vedat Bilgin, Doç. Dr. Ömer Özkan, Yrd. Doç. Dr. Selçuk Özdağ, Av. İrfan Sönmez, Av. Mustafa Kalınoğlu, Muammer Cındıllı, Ahmet Ulu ve Nevzat Yanmaz'ın da AK Parti listelerinden aday gösterilmesi bekleniyor. Ülkücüler davasında yargılanan bu isimlerden Av. Sönmez'in Elazığ'dan, Cındıllı'nın Erzurum'dan, Ulu'nun Balıkesir'den, Yanmaz'ın da Sivas'tan aday gösterileceği konuşuluyor. İsmi AK Parti'yle anılanlardan Prof. Dr. Bilgin, bir dönem MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin başdanışmanlığını da yapmıştı.




0 Yorum - Yorum Yaz

Yazıcıoğlu kazasının sırrı Skymap'te mi?

Bir teknisyen titizliğiyle Yazıcıoğlu'nun düşen helikopterinin enkazından sökülen ARGUS 5000 CE markalı GPS ile SKYMAP II-IC cihazlarının kimde olduğu belirlenemedi. Kayıp cihazlar iddiaların üzerindeki sır perdesini aralayabilir.
 

Helikopterde can verenlerin kanlarında yüksek oranda karbonmonoksit çıktı. Bir yangın izinin olmaması ise "tablet mi vardı" sorusunu gündeme getirdi.

Enkazı korumak için bölgeye konuşlandırılan askeri birliğin, ısınmak için helikoper koltuklarını yakması delilleri yok etti.

Yeni Şafak gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi'nin Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası ile ilgili köşesine taşıdığı çarpıcı iddia ve sorular...

"Suikastı aydınlatacak cihaz kimde

Muhsin Yazıcıoğlu suikastı ile ilgili ortaya çıkan yeni bilgiler, daha bu işin başında olduğumuzu gösteriyor.

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporundan sonra, Muhsin Yazıcıoğlu dosyası yeniden açılmalı ve soruşturma süratle Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'na devredilmeli. Çünkü delillerin yok edilme tehlikesi var.

Yazıcıoğlu'nun ölümü artık, bir helikopter kazası olayından çıkıp, usta eller tarafından delillerin yok edildiği bir suikaste dönüştü.

Helikopter kazası ve sonrasında yaşananlarla ilgili kuşku verici noktalar var. Bilinenleri tekrarlamayacağım. Ancak ulaştığım bilgiler ışığında aydınlatılması gereken noktalar var. Bunlar neler? Sırayla gidelim.

1-Ölenlerin kanında karbonmonoksit gazının yüksek çıkması.

Muhsin Yazıcıoğlu'yla birlikte yaşamını yitiren 5 kişinin kan tahlili DDK'nın talebi üzerine ölümünden 1 yıl sonra yapıldı. Ve kanlarında yüksek oranda karbonmonoksit gazı tespit edildi. Ayrıntılı inceleme talep edildiğinde ise pilot Kaya İstektepe'nin kan örneğinin kalmadığı belirtildi. Özal ailesi merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın kan örneğinin incelenmesini talep ettiğinde kan örneğinin muhafaza edildiği şişenin kırıldığı bildirilmiş, önemli bir delil yok edilmişti

Karbonmonoksit gazının yüksek çıkmasına neyin sebep olduğu araştırılıyor. Bir yangın izi tespit edilemiyor.

Buradan hareketle helikopterin içine konulan bir tabletin neden olabileceği üzerinde duruluyor.

2-Sökülen cihaz kimde?

Enkaz bölgesine ulaşıldıktan sonra, çekilen ilk fotoğraflarda helikopterin uçuş yüksekliğini ve uçuş sırasında başka hava araçları olup olmadığını gösteren ARGUS 5000 CE markalı GPS ile SKYMAP IIIC cihazları bulunuyor.

Ancak daha sonra helikopterin üzerindeki cihazların söküldüğü ortaya çıkıyor. Cihazın söküldüğü yerde en ufak bir deformasyon olmaması ve kablo bağlantılarının bir "teknisyen" titizliğinde sökülmesi, usta bir elin işi olduğu kanaati uyandırıyor.

Bu arada bir Skorsky helikopter ile bölgeye gelen "kaza kırım ekibi" çalışmalarını yapıp, bölgeden ayrılıyor. Kaza kırım ekibi olay yerine geldiğinde bu cihazlar helikopterin üzerinde miydi değil miydi orasını bilinmiyor. Onlar teknik konularda uzman ekip olduğu için, cihazları orada görüp verileri almaları bundan sonraki sürece ışık tutabilir.

DDK raporunda kaza kırım ekibinin içinde heyetten olmayan kişilerin de bulunabileceği ihtimali üzerinde durulması da oldukça manidar. O nedenle, bu delil yok edilmeden cihazların bulunup, içindeki verilerin alınması gerekiyor.

3-Merhum Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü yerde yoğun bir hava trafiği dikkat çekiyor. Helikopter saat 15.00 ile 15.05 arasında düşüyor. Düşmeden önce yoğun bir hava trafiği var. Helikopter düştükten sonra tam 2 saat süreyle hava trafiği bıçak gibi kesiliyor. 2 saat sonra yine yoğun bir hava trafiği başlıyor.

Sivil radarda gözüküp, kaybolan uçaklar var. F-16 ve F-4 uçaklarına ilişkin bilgiler rapora girdi.

Genelkurmay askeri amaçlı bir uçuşun olmadığını bildirdi. Hava Kuvvetleri Komutanlığı uçaklara ilişkin haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Bu tür yalanlamaları çok duyduk. O nedenle açıklama yapmak yeterli değil. Kimseyi suçlama peşinde değilim. Ancak boru denilen, kağıt parçası olarak nitelendirilen şeylerin, darbe planları ve suikast silahları olduğunu gördük. Kamuoyu ikna edilmeli. Bu nedenle Hava Kuvvetleri'nin o bölgede yapılan uçuşlara ilişkin tüm, "kleransları" açıklaması gerekiyor.

4- Yangın. Ya da delillerin yok edilmesi operasyonu.

Enkaz bulunduktan sonra, enkazın muhafazası, delillerin yok edilmemesi için bir askeri birlik gece bölgede bırakılıyor. O günkü hava şartları hatırlandığında dondurucu bir soğuğun olduğu inkar edilemez bir gerçek. Zaten enkazı bulan köylüler de donmamak için bölgeden topladıkları çalıları yakmak suretiyle ısınıyorlar. Ancak enkazı korumak, delillerin yok edilmesini önlemek için bırakılan birlik gece donmamak için ateş yakıyor. Belki içlerinde neyin delil olup olmadığını bilen birileri vardı, ya da gereken özen gösterilmedi ama ısınmak için helikopterin koltukları da yakılıyor.

Başa dönersek, kan tahlilinde çıkan karbonmonoksit gazına neden olan bir tablet ya da başka bir maddeyle onun koltuğa bırakacağı bir iz ya da kazayı aydınlatabilecek bir delil parçası da varsa koltukla birlikte yanıp kül oluyor.

Tüm bunlar usta bir elin delilleri yok ettiğini göstermiyor mu?"




0 Yorum - Yorum Yaz

Erdoğan'ın konuşması Suriye medyasında

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında yaptığı, Mısır'daki olaylara geniş yer verdiği konuşması Suriye medyasında yer aldı.
 

Resmi haber ajansı SANA, konuşmaya ilişkin haberinde, Erdoğan'ın ''Türkiye zalimlerin karşısında, mazlumların yanındadır'' ifadesine yer vererek, ''Türkiye'nin komşusu olan ülkeleri önemsediği, onlar için istikrar, refah ve özgürlük temenni ettiği ve bu yönde çaba harcadığı'' yönünde konuştuğunu belirtti.

Erdoğan'ın, Mısır'daki sorunların en kısa sürede çözülmesi temennisinde bulunduğu ifade edilen haberde, şunlar kaydedildi:

''Türkiye Başbakanı, bölge halkları için istikrar istemeyenlerin hedeflerine ulaşamayacaklarını söyledi. Mısır'daki sorunların en kısa zamanda sona ermesini temenni eden Erdoğan, bunun ancak Mısır halkının isteklerine cevap vermekle olabileceğini söyledi.''

Champress internet sitesi ise konuşmayı, ''Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e halkın çığlıklarına kulak vermesi ve yeni bir reform dönemini müjdelemesi uyarısında bulundu'' başlığıyla duyurdu.

Haberde ''Türkiye'nin nihayet Mısır krizine ilişkin sessizliğini bozduğu ve Başbakan Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada bu konuya ağırlık verdiği'' belirtildi.

Erdoğan'ın Hüsnü Mübarek'e ''Güvenlik ve istikrarı kurmak için halkın taleplerini dinlemek zorundasın'', göstericilere ise, ''Herkes özgürlük için dövüşme hakkına sahiptir ancak şiddet uygulamadan'' dediği kaydedildi.

Haberde, Türkiye'nin İslam dünyasındaki tek demokratik ülke olduğu belirtildi.

Başbakan Erdoğan'ın konuşması, Suriye'de yayın yapan televizyon kanallarının haber bültenlerinde de yer aldı.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Mübarek konuştu

Mısır'da günlerdir süren isyanın ardından Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek yeniden aday olmayacağını açıkladı
 

Mübarek, istifa etmesi yönünde yapılan gösterilerin ardından yaptığı konuşmada, anayasal değişiklikler için çaba göstereceğini belirtti. İktidarının bundan sonraki birkaç ayını barışçıl bir iktidar değişikliğine ayıracağını ifade eden Mübarek, ''Mısır'da ölmeyi tercih ettiğini'' vurguladı.
El Cezire ve BBC gibi uluslararası kanallarda da canlı yayınlanan konuşmasında Mübarek, Meclis'in Eylül ayında yapılması beklenen seçimleri daha da öne alınmasını isteyeceğini belirtti. Önceliğinin milletin istikrarı ve iktidarın meşru yollarla devredilmesi olacağını kaydeden Mübarek "Ben bu ülkede doğdum, bu topraklarda öleceğim" dedi.
Bu arada, günlerdir devlet başkanının görevi bırakması için gösteri yapan Mısırlılar, Kahire ve diğer büyük şehirlerin meydanlarda bu açıklamayı sevinçle karşıladı.

Başkent Kahire'de bugün milyonlarca kişinin düzenlediği protesto gösterisinin ardından saat 23.00 sularında Devlet Televizyonu'nda bir konuşma yapan Hüsnü Mübarek, çok zor bir dönemde halkına seslendiğini, ülkenin zor bir dönemden geçtiğini belirtti. Yapılan eylemleri "Genç insanların barışçıl bir şekilde seslerini duyurup taleplerini dile getirdiği" şeklinde yorumlayan Mübarek, bu protestoların, siyasi güçler tarafından manipüle edildiğini iddia etti.
Hemen yeni önceliklere ve görevlere sahip bir hükümetin kurulması için çalışmalara başladığını aktaran Mübarek konuşmasında özetle şunları söyledi; "İlgili taraflarla birlikte çalışması ve siyasi reformları yerine getirmesi için yeni bir devlet başkan yardımcısı atadım. Amacımız yasal hakların yerine getirilmesi ve istikrarın bir an önce sağlanması.
Ben silahlı kuvvetlerde yetiştim. Ülkeme ne ihanet ederim ne de görevlerimi yerine getirmekten kaçınırım. Mevcut şartlardan bağımsız olarak bir sonraki seçimlerde aday olmayacağım. Hayatımı Mısır'a hizmetle tükettim. Ülkemin iyiliği için fedakarlık yapıyorum. Kalan son aylarımda iktidarın barışçıl bir şekilde el değiştirmesi için elimden geleni yapacağım.
Parlamento'nun devlet başkanlığına adaylık için gereken şartlara karar vermesini istiyorum. Bu tartışmalara bütün siyasi grupların katılması gerekiyor. Bu güvenlik felaketini yaratanların tutuklanacağı ve adaletin önüne çıkarılacağına yemin ederim.
Bugün sizlere hitap eden Hüsnü Mübarek, Mısır'a, anavatanına hizmet verme şerefini yaşamış bir insandır. Mısır topraklarında öleceğim ve beni tarih yargılayacak."

Önceki cumhurbaşkanı Enver Sedat'ın suikast sonucu öldürülmesiyle 1981 yılında devlet başkanı olan 82 yaşındaki Hüsnü Mübarek, üst üste beş dönemdir devlet başkanı görevini yürütüyor.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

''Türkiye bizim kutup yıldızımız''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün gerçekleştireceği Bişkek resmî ziyareti öncesi, Kırgızistan Başbakanı Almazbek Atambayev, Türkiye'yi örnek aldıklarını söyledi.
 

Türkiye'nin başarısından gurur duyduklarını ifade eden Atambayev, "Türkiye bizim kutup yıldızımız, o ne kadar büyür ve gelişirse bize örnek olur. Kardeşlerinin de önünü açar." dedi. Türkiye'den talep gelmesi halinde vizeleri kaldırabileceklerini belirten Kırgız Başbakan, ülkesindeki Türk okulları için de "Can-ı gönülden destekliyorum." ifadelerini kullandı.

Başbakan Erdoğan'ın Kırgızistan ziyaretinden beklentileriniz neler? Ziyaret iki ülke ilişkilerine nasıl katkı sağlar? Şeklindeki soruya Almazbek Atambayev;" Beklentimiz çok büyük. Erdoğan'ın Kırgızistan ziyareti, iki ülke arasındaki mevcut ilişkiye ivme kazandıracak. İlişkilerimiz daha da gelişecek. Zor bir süreçten geçen ülkeye böyle bir ziyaretin gerçekleşiyor olmasının iki ülke halklarını daha yakınlaştıracağı ve dostluğumuzu daha da pekiştireceği muhakkak. Erdoğan'ın yoğun mesaisine rağmen bize bir günlük bile ziyaret gerçekleştirmesi bizim açımızdan çok büyük anlam taşıyor. Özellikle parlamenter sisteme geçen Kırgızistan'a ilk ziyaretin Türkiye'den yapılması elbette çok önemli. Bu ziyareti, yeni kurulan hükümete ve Kırgız halkına destek olarak görüyoruz.

TÜRK İŞADAMLARINI BEKLİYORUZ

"Ülke ekonomisine katkı sağlayacak ve canlandıracak olan tüm sektörlere Türk işadamlarını bekliyoruz". diyen Kırgızistan Başbakanı, yatırımcının en çok denetlemelerden sıkıntı yaşadıklarını, önceliklerinin denetleme mekanizmasını tek elden yürütecek bir yapıyı hayata geçirmek olduğunu aktardı.

Kırgız Başbakanı Atambayev, Türkiye'nin aldığı tedbirler sayesinde ekonomik krizden en az etkilenen ülkelerden biri olduğunu hatırlatarak," Türkiye global krizden en az etkilenen ülkelerin başında geldi. Kitaplarda tarih boyunca aralarında sürekli savaş olmuş ve birbirine düşman gibi görünen Rusya ile bile bugün vizelerin kaldırılmasından bahsediliyor. Türkiye'nin Kırgızistan ile de vize muafiyeti konusunda adım atacağını düşünüyorum. Türkiye isterse iki ülke arasındaki vize sınırlamasını 3 aya çıkarabileceğimiz gibi tamamen de kaldırabiliriz. Kırgız devleti, kardeş ülke Türkiye'den gelen hiçbir talebe kayıtsız kalmayacak." dedi .
Başbakan seçildikten sonra Rusya'nın ardından hemen Türkiye'yi ziyaret ettiğini hatırlatan Atambayev, "Bunu sadece ekonomik ya da parasal sebeplere bağlamak doğru değil. Yetim bir çocuğa birisinin ağabeylik yapması gibi, en zor zamanımızda Türkiye bize ağabeylik yaptı. Yardım elini uzattı. Kırgızistan atavatan ise Türkiye de anavatanımızdır. Bu ilişki bundan sonra daha da ilerleyecek.

PARLAMENTER SİSTEM BİZE YABANCI DEĞİL
Kırgızistan'ın ilk olarak Orta Asya ülkelerinde parlamenter sistemi denediği, bu sistemin başarılı olup olamayacağı şeklinde soruya, " Aslına bakarsanız parlamenter sistem bize yabancı bir sistem değil. Atalarımız meclis sistemine benzer bir sistemle yönetmişler halkımızı. Kırgız milletinde hiçbir zaman sultan, emir olmamış. Her işlerini büyüklerimizin oluşturduğu Ak Sakallar Meclisi'nde görüşerek ve istişare ederek karar vermişler." Diyen Kırgız Başbakanı, Haziran ayındaki referandumda halkın parlamenter sistemi tercih ettiğini hatırlattı.

EĞİTİM FAALİYETLERİNİ CAN-I GÖNÜLDEN DESTEKLİYORUM
Kırgızistan'da eğitim alanında faaliyet gösteren Sebat Eğitim Kurumları'nın başarısından övgüyle söz eden Almazbek Atambayev," Ülkemizde Uluslararası Atatürk Alatoo Üniversitesi, Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi faaliyet göstermekte. Bu eğitim kurumlarının önemi ve iki ülke ilişkilerine katkısı büyük. Söz konusu eğitim kurumlarının yeri ve önemi şüphesiz tartışılmaz. Kırgızistan için olduğu kadar iki ülke ilişkileri için de ciddi katkıları var. İki ülkenin tarihi gibi inşallah geleceği de bir olacaktır. Bu aydınlık gelecekte en büyük rolü bu kurumlarda eğitim gören evlatlarımız üstlenecekler. Bu sebeple eğitim faaliyetlerini can-ı gönülden destekliyorum."

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Hangi il kaç vekil çıkaracak?

YSK'nın yeni nüfusa göre illerin milletvekili sayısını yeniden hesaplaması gerekiyor. Peki hangi illerin milletvekili sayısı artacak hangi illerinki azalacak?
 

TÜİK'in açıkladığı yeni nüfus oranları, siyasette liste hesaplarını alt üst etti. YSK'nın yeni nüfusa göre illerin milletvekili sayısını yeniden hesaplaması gerekiyor. Peki hangi illerin milletvekili sayısı artacak hangi illerinki azalacak?

Yeni nüfus sonuçlarına göre 28 ilde nüfus azaldı, 53 ilde arttı. YSK, yeni sonuçlara göre illerin milletvekili sayısını hesaplayacak. İlk hesaplara göre, İstanbul, Şanlıurfa, Bursa ve Antalya'da vekil sayısı birer artarken Mersin, Elazığ, Edirne ve Afyon'da azalacak.

Habertürk'te yer alan habere göre; TÜİK'in açıkladığı yeni nüfus oranları, siyasette liste hesaplarını alt üst etti. Yeni sonuçlara göre 28 ilde nüfus azaldı, 53 ilde arttı. Yüksek Seçim Kurulu'nun, değişen nüfusa göre illerin milletvekili sayısını yeniden hesaplayarak açıklaması gerekiyor. YSK'nın yeni listeyi şubat ayı sonunda açıklaması bekleniyor.

YSK, geçen yıl 6 Mart'ta yeni nüfus sayısı sonuçlarına göre illerin milletvekili sayısını hesaplamıştı. YSK'nın açıkladığı listede, 2007 Temmuz ayında yapılan seçim sonuçlarında milletvekili sayısı değişmişti. Bu arada seçim yapılmadığı için artık hükmü kalmayan bu liste, TÜİK'in yeni nüfus sonuçlarına göre yeniden düzenlenecek.

Siyasi parti yönetimleri, nüfusu azalan illerde liste hazırlarken daha ince eleyip sık dokumak zorunda kalacak. Buna karşın, adaylık için nüfusu artan büyük illere yönelik ilginin artması bekleniyor. Siyasi partiler, TÜİK'ten hangi ilin kaç milletvekili çıkaracağına ilişkin kesin listeyi bekliyor.

Alınan bilgilere göre TÜİK'in sonuçları resmen iletmesinden sonra YSK son nüfus verilerine göre hangi ilin kaç milletvekili çıkaracağını resmen açıklayacak. Siyasi parti yönetimleri, TÜİK'in yapacağı ayrıntılı açıklamayı dört gözle bekliyor.

Hangileri artacak, hangileri azalacak?

Resmi olmayan ilk hesaplamalara göre, İstanbul, Şanlıurfa, Bursa ve Antalya'da vekil sayısı 1'er artacak. Böylece İstanbul'un milletvekili sayısı 85, Şanlıurfa 12, Bursa 18, Antalya 14 milletvekili çıkaracak.

Buna karşın Mersin, Elazığ, Edirne ve Afyon'da vekil sayısı birer düşecek. Yeni dönemde Mersin 11, Elazığ 4, Edirne 3, Afyon ise 5 milletvekili ile Meclis'te temsil edilecek. Diğer illerde ise değişiklik yok.

Geçen yılın nüfus rakamlarına göre 25 ilin milletvekili sayısı düşerken, 12 ilin milletvekili sayısı artmıştı. Son verilere göre toplam nüfusun yüzde 18'inin yaşadığı (13 milyon 255 bin 685 kişi) İstanbul'da 70 olan milletvekili sayısı 84'e, 29 olan Ankara milletvekili sayısı da 31'e çıkarılmıştı.




0 Yorum - Yorum Yaz

Şeker hastalarına yeni umut!

Vücutta şekerin düzenlenmesinde rol oynayan bir hormonun etkisiz hale getirilmesi, şeker hastalığının belirtilerinin ortadan kalkmasını sağladı.
 

Teksas Üniversitesi'nden bilimadamları, fareler üzerinde yaptıkları araştırmada, pankreasın salgıladığı glükagon hormonunun etkisini ortadan kaldırdı ve insülin yokluğunun tip 1 diyabete neden olmadığını gördü.

"Diyabet" dergisinin gelecek ay yayımlanacak sayısında yer alan araştırmada, Dr. Roger Unger ve ekibi, "Hepimiz insülinin çok güçlü bir hormon olduğu ve onsuz yaşamın olamayacağı fikriyle yetiştirildik, ancak burada durum farklı" dedi.

Glükagon alıcıları ve insülin üreten hücrelerden yoksun bırakılan genleri değiştirilmiş farelerin, tip 1 diyabete yakalanmadığını belirten Unger, bu sonuçların, vücutta glükagon bulunmadığında ensüline ihtiyaç duyulmadığını gösterdiğini vurguladı.

Bilimadamları, gelecekte, insanlardaki glükagonun etkisini de durdurarak insülin iğnelerini azaltmayı hatta tamamen ortadan kaldırmayı umut ediyor.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Mısır'daki Türkler tahliye ediliyor

Yönetime karşı protesto gösterilerinin sürdüğü Mısır'daki Türklerin tahliyesine Pazar günü başlanacağı bildirildi.
 

Türkiye'nin Kahire Büyükelçiliği yetkililerinden edinilen bilgiye göre, Mısır'da bulunan Türkler, Pazar gününden itibaren tahliye edilecek.

Yetkililer, tahliyeyle ilgili çalışmaların sürdüğünü, çalışmaların tamamlanmasından itibaren Pazar günü THY ile Türklerin tahliyesine başlanacağını belirtti. AA




0 Yorum - Yorum Yaz

İzmir-Ankara karayolu ulaşıma kapandı

İzmir Ankara yolunun, Kula ilçe merkezinden geçen bölümünde yoğun kar yağışı sebebiyle yolun ulaşıma kapalı olduğu bildirildi.
 

Yoğun kar yağışı sonucunda, kar kalınlığının yarım metrenin üzerine çıktığı Kula ilçesinde, Kula Belediyesi tarafından hoparlör kanalıyla vatandaşlar uyarılarak trafiğe çıkmamaları isteniyor.

Öte yandan, trafik ekipleri tarafından Kula-Salihli ve Salihli-Kula arasında araçların yola çıkmalarına izin verilmiyor. Yolda bulunan araç sürücüleri trafik ekipleri tarafından benzin istasyonlarına yönlendiriliyor.

Manisa İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Selami Katran, AA muhabirine yaptığı açıklamada Salihli ilçesindeki toplam 4 greyderin Kula ilçesine yönlendirildiğini bildirdi.

Kar yağışı nedeniyle, Sarıgöl İlçesine bağlı Yeniköy Köy yolunun da kapandığı öğrenildi. Köy ile ilçe ve diğer köylere ulaşımın yapılamadığı, Sarıgöl-Denizli arası karayolunda ulaşım kontrollü olarak bildirildi.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

'Torba tasarı'nın birinci bölümü kabul edildi

TBMM Genel Kurulunda ''Torba Tasarı''nın birinci bölümü kabul edildi.
 

''Temel'' yasa olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan ve kabul edilen 28 maddeye göre, 31 Aralık 2010 tarihine kadar ödenmemiş vergiler ile bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları, idari para cezaları, gümrük vergileri, belediyelerin; beyannamelere ilişkin vergileri, 2010'da tahakkuk eden vergileri, ödenmemiş ücret, su kullanım, büyükşehir belediyelerinin su ve atık su bedeli alacaklarını kapsam içinde olacak.

Alacaklar, TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak yeniden hesaplanacak. Borcun ödenmesi halinde, vergi cezalarından ve buna bağlı gecikme zamlarının tahsilinden vazgeçilecek.

Belediyelerin su kullanım alacakları ile su ve kanalizasyon idarelerinin su ve atık su bedeli alacakları da TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak yeniden hesaplanacak. Borcun ödenmesi durumunda faizleri silinecek.

Uygulamadan yararlanmak isteyenlerin dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları gerekecek.

Yıllık gelir veya kurumlar vergilerini, gelir (stopaj) vergisi, kurumlar (stopaj) vergisi, KDV ve ÖTV için başvuruda bulunan mükellefler, taksit ödeme süresince, çok zor durum olmaksızın, herbir vergi türü itibarıyla bir takvim yılında ikiden fazla vadesinde ödemez ya da eksik öderse düzenlemeden yararlanamayacak.

-MATRAH ARTIRIMI-

Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri, yıllık beyannamelerinde vergiye esas alınan matrahlarını, tasarının kanunlaşıp yayımlandığı tarihi izleyen 2'nci ayın sonuna kadar; 2006 yılı için yüzde 30, 2007 için yüzde 25, 2008 için yüzde 20 ve 2009 için yüzde 15 oranlarından az olmamak üzere artırdıkları takdirde, bu yıllar için yıllık gelir ve kurumlar vergisi incelemesine tabi tutulmayacak, bu yıllara ilişkin olarak daha sonra tarhiyat yapılmayacak.

Gelir vergisi mükelleflerinin, zarar beyan edilmiş olması ya da hiç beyanname verilmemiş olması halinde, vergilendirmeye esas alınacak matrah ile artırdıkları matrahlar; işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerde, 2006 yılı için 6 bin 370 liradan, 2007 için 6 bin 880 liradan, 2008 için 7 bin 480 liradan, 2009 için 8 bin 150 liradan az olamayacak. Bilanço hesabına göre defter tutan mükellefler ile serbest meslek erbabı için ise sırasıyla 9 bin 550 lira, 10 bin 320 lira, 11 bin 220 lira ve 12 bin 230 liradan az olamayacak.

Kurumlar vergisi mükelleflerinde ise vergilendirmeye esas alınacak matrahlar; 2006 yılı için 19 bin 110 liradan, 2007 için 20 bin 650 liradan, 2008 için 22 bin 440 liradan, 2009 yılı için 24 bin 460 liradan az olamayacak.

Artırılan matrahlar, yüzde 20 vergilendirilecek ve ayrıca vergi ya da fon alınmayacak.

-KDV YÖNÜNDEN VERGİ İNCELEMESİ VE TARHİYATA TABİ TUTULMAYACAK-

KDV mükellefleri, beyannamelerinde hesaplanan KDV'nin yıllık toplamı üzerinden 2006 için yüzde 3, 2007 için yüzde 2,5, 2008 için yüzde 2 ve 2009 için yüzde 1,5 oranına göre belirlenecek KDV'yi, vergi artırımı olarak tasarının kanunlaşıp yayımını izleyen 2'nci ayın sonuna kadar beyan etmeleri halinde, KDV yönünden vergi incelemesi ve tarhiyata tabi tutulmayacak.

Hizmet erbabına ödenen ücretlerden vergi tevkifatı yapmaya mecbur olanların, her vergilendirme dönemi için verdikleri muhtasar beyannamelerinde yer alan ücret ödemelerine ilişkin gayrisafi tutarların yıllık toplamı üzerinden 2006 yılı için yüzde 5, 2007 için yüzde 4, 2008 için yüzde 3 ve 2009 için yüzde 2 oranında hesaplanacak gelir vergisini artırmayı kabul etmeleri halinde, gelir (stopaj) vergisi incelemesi ve tarhiyat yapılmayacak.

Gelir ve kurumlar vergisi artırımında bulunmak isteyenlerin, yıl içinde işe başlamaları ya da işi bırakmaları halinde, faaliyette bulunulan vergilendirme dönemleri için artırımda bulunulacak.

-KAYIT ALTINA ALINACAK-

Vergiler, belirtilen süre ve şekilde ödenmezse oranın bir kat fazlası olarak uygulanacak gecikme zammıyla birlikte tahsil edilecek. Bu vergilerde, indirim, mahsup ve iade olmayacak.

Daha önce vergi incelemesi yapılan mükellefler, vergi incelemesi yapılan yıllar için de artırımda bulunabilecek. Matrah veya vergi artırımda bulunulması, tasarının kanunlaştığı tarihten önce başlanılan vergi incelemelerine engel oluşturmayacak.

Adi, kollektif ve adi komandit şirketler dahil, gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri, işletmelerinde mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşları; kendilerince veya bağlı oldukları meslek kuruluşunca tespit edilecek rayiç bedelle, tasarının kanunlaşıp yayımlandığı tarihi izleyen 3'üncü ayın sonuna kadar bir envanter listesiyle vergi dairelerine bildirerek, defterlerine kaydedebilecek.

-ÖDEMELER-

Sigorta primi, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi, isteğe bağlı sigorta primi ve topluluk sigortası primi, damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitime katkı payı borç asılları ile bu alacaklara ödeme sürelerinin bitiminden itibaren TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın ödenmesi halinde, bu alacaklara uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammı alacaklarından vazgeçilecek.



Sosyal güvenlik destek primi ödemesi gerekenler de bu kapsama alınacak.

Yeniden yapılandırıldığı halde taksitlerini ödememeleri nedeniyle yeniden yapılandırma haklarını kaybedenlerden; yapılandırmaları 12 taksite kadar yapılmış olanların, ödenmemiş taksit sayısı 4'ten fazla olmayanların, yapılandırılmaları 24 taksite kadar yapılmış olanların, ödenmemiş taksit sayısı 8'den fazla olmayanların başvurmaları halinde, bozulan yeniden yapılandırmaları ihya edilecek. Ancak ödeme yükümlülükleri 3 aylık süre içinde tam olarak yerine getirilemezse, yeniden yapılandırma hakkı kaybedilecek, yapılandırma işlemi de iptal edilecek.

-ALACAKLARDAN VAZGEÇİLMESİ-

Tasarının kanunlaşıp yayımlandığı tarih itibarıyla tebliğ edilmemiş 120 TL'nin altında kalan idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilecek. Tütün mamulü tüketimiyle ilgili idari para cezaları, bu hükmün dışında tutulacak.

Tutarı 12 lira ve altında kalan geçiş ücretleri de tebliğ edilmeyecek, tebliğ edilmiş olanlar da tahsil edilmeyecek.

Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilen ve süresi 31 Aralık 2004 tarihinden önce olduğu halde ödenmemiş olan alacakların türü, dönemi, asılları ayrı ayrı dikkate alınmak suretiyle tutarı 100 lirayı aşmayan asli alacaklar ve feri alacaklar ile aslı ödenmiş feri alacaklardan tutarı 100 lirayı aşmayanlar tahsil edilmeyecek.

Gümrük Müsteşarlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilmekte olan, vadesi 31 Temmuz 2010 tarihinden önceki alacakların 50 lirayı aşmayanlarının da tahsilinden vazgeçiliyor.

65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında aldıkları aylıkları yüzde 50 fazlası ile geri alınması gerekenlerden, bu yüzde 50 fazlaya ilişkin tahsil edilmemiş tutarlar alınmayacak.

31 Aralık 2010'dan önce ödenmemiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi ve idari para cezası asılları toplamı 50 lirayı aşmayan alacaklar ile tutarına bakılmaksızın bu alacaklara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı gibi ferilerinin ve aslı ödenmiş olan feri alacaklardan tutarı 50 lirayı aşmayanlar tahsil edilmeyecek.

Kamu idarelerince ödenmesi gereken genel sağlık sigortalılarına ilişkin genel sağlık sigortası primleri ile İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanması gerekip de Türkiye İş Kurumu tarafından SGK'ya ödenmemiş sigorta primlerinin, gecikme cezası ve gecikme zamları silinecek.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna borçlarını ödeme taahhüdünü yerine getiremeyenler için de yeni bir hak getiriliyor.

-DİĞER ALACAKLAR-

Tasarıyla yeniden yapılandırılan diğer alacaklar ise şöyle:

-TRT'ye olan elektrik enerjisi satış bedeli payı ve bandrol ücretleri borçları

-KOSGEB alacakları, TEDAŞ veya bu şirketin hissedarı olduğu elektrik dağıtım şirketlerinin elektrik tüketiminden kaynaklanan alacakları

-Organize Sanayi Bölgelerinde faaliyet gösterenlerin elektrik, doğalgaz, su ve yönetim aidat borçları, afet kredileri hariç Geliştirme ve Destekleme Fonu kaynaklı alacaklar

-Çevre ve Orman Bakanlığınca orman köylülerince oluşturulan kooperatiflere kullandırılan krediler, sulama kooperatiflerinin borçları

-Kültür ve Turizm Bakanlığınca kültür varlıklarının korunması, bakım ve onarımı amacıyla kullandırılan krediler

-Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca tarımsal amaçlı kooperatiflere veya ortaklarına verilen kredi alacakları, ilgili kanunca arazi dağıtılanların ödemedikleri arazi bedelleri, sulama kooperatifleri ve sulama birliklerinin tarımsal sulama faaliyetlerinden kaynaklanan alacakları

-Hazine'nin özel mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlar hakkında yapılan kesin izin, kesin tahsis, kullandırma kararı, irtifak hakkı, kullanma izni ve kiralama işlemlerinden kaynaklanan ve vadesi 30 Kasım 2010'da geldiği halde ödenmemiş olan kullanım bedelleri ve hasılat, ticari kar payları, orman köylülerini kalkındırma geliri, arazi tahsis, ağaçlandırma, ağaçlandırma ve erozyon kontrol, yüzde 3 proje ve toprak bedelleri

-SGK'nın taşınmazlarının ödenmemiş kira bedeli, il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde 50'den fazlası bunlara ait şirketlerin mülkiyetlerinde bulunan taşınmazların kullanım bedelleri ve hasılat payları alacakları

-Vakıflar Genel Müdürlüğü ile mazbut vakıflara ait taşınmazların kira bedelleri, işveren ve üçüncü şahısların, iş kazası, meslek hastalığı, malullük, ölüm halleri ile genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere yönelik ödemekle yükümlü oldukları her türlü borçları

-Özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca ödenmeyen yıllık brüt reklam gelirlerinden alınan yüzde 5'lik pay ile eğitime katkı payı

-Her kademedeki askeri okullar ile Emniyet teşkilatında görevlendirilmek üzere her kademedeki eğitim kurumlarında okutulanlardan öğrencilikle ilişiği kesilenler, mezun olanlar, bunların dışındaki eğitim kurumlarında devlet hesabına okutulup da mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerin ödenmemiş öğrenim giderlerine ilişkin tazminat tutarları

-TMO tarafından FİSKOBİRLİK'e ödenmeyen alacaklar, kalkınma ajanslarının il özel idareleri, belediyeler ile sanayi ve ticaret odalarından olan alacakları, SGK'ca fazla veya yersiz ödendiği tespit edilen ve tahsil edilmesi gereken gelir ve aylıklara ilişkin borçlar.

-AİDAT BORÇLARINDA KOLAYLIK-

TOBB aidat borçları, esnaf ve sanatkarların üyesi oldukları odalara, odaların birlik üyesi oldukları federasyonlara, birlik ve federasyonların konfederasyonlara olan aidat ve katılma payı borçları, avukatların ve stajyer avukatların baro kesenekleri ile staj kredisi borçları, üyelerin odalara ve odaların Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğine olan aidat ve birlik payı borçları, ihracatçıların üyesi oldukları ihracatçı birliklerine olan üyelik aidat borçlarının tamamını ödemeleri halinde, faiz, gecikme faizi, gecikme zammı alınmayacak.

Borçlarını yapılandıran BAĞ-KUR'lulara genel sağlık sigortasından yararlanma imkanı getiriliyor. Bu kişilerin, yapılandırılan borç haricinde 60 günden fazla prim ve prime ilişkin borçlarının bulunmaması veya borcu bulunmakla birlikte ödeme yükümlülüklerini yerine getiriyor olmaları gerekecek.

Hazine Müsteşarlığınca düzenlenen yatırım teşvik belgelerine dayanarak inşa edilip, satın alınan gemi ve yatlara ilişkin harcamalar üzerinden yatırım indirimi istisnasından yararlanan mükelleflerden, tasarının yasalaşmasından önceki dönemler de dahil olmak üzere, bu kapsamda tarhiyat yapılmayacak, yapılanlardan, varsa açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçilecek.

Her kabahat için 145 liranın altında kalan idari para cezaları tebliğ edilmeyecek. Tebliğ edilmesi halinde, faiz, gecikme faizi ve zammı alınmayacak.

-18 TAKSİT-

Düzenlemeden yararlanmak isteyen borçlular; tasarının kanunlaşıp yayımlandığı tarihi izleyen 2. ayın sonuna kadar ilgili idarelere başvuracak.

Ödenecek tutarların ilk taksiti, kanunun yayım tarihini izleyen 3. aydan, SGK'ya bağlı tahsil dairelerine ödenecek tutarların ilk taksiti ise 4. aydan başlayacak. Ödemeler, 2'şer aylık dönemler halinde, azami 18 eşit taksitte ödenecek.

Böylece hem vergi hem de prim borcu olanlar bir ay birini diğer ay ötekini ödeyebilecek.

İl özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşlar, borçlarını 2'şer aylık dönemler halinde 36 eşit taksitte; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Futbol Federasyonu ve spor kulüpleri ise 2'şer aylık dönemler halinde 42 eşit taksitte ödeyebilecek.

Ödemeler kredi kartıyla da yapılabilecek. Ancak bunun için Maliye Bakanlığı ve SGK'ya bağlı tahsil dairelerine yapılacak ödemelerin ilgili kanuna göre uygun görülmesi gerekecek.

Sosyal güvenlik prim alacakları yapılandırmaları devam edenler hariç, tasarı kapsamına giren alacakların, ilgili kanunlar uyarınca tecil edilip de tecil şartlarına uygun olarak ödenmekte olanlarından, kalan taksit tutarları için borçlular, talep etmeleri halinde düzenlemeden yararlanabilecek.

-BAZI KANUNLARDAKİ PARA CEZALARI-

Askerlik Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu, Karayolları Trafik Kanunu, Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, Karayolu Taşıma Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu, Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda belirtilen idari para cezaları, fiilin işlendiği tarihi takip eden takvim yılının son gününe kadar tebliğ edilmediği takdirde idari yaptırım kararı verilemeyecek.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Danıştay'da bir ŞOK ses kaydı daha!

Yargıtay Üyesi Hamdi Yaever Aktan'a ait olduğu ileri sürülen “Onama mı istiyorsun, bozma mı, yaz şuraya” şeklindeki skandal ses kaydının ardından şimdi de Danıştay Üyesi Eren Sonbay'a ait olduğu iddia edilen şok bir ses kaydı internete düştü.
 

HABERVAKTİM ÖZEL- 

ŞOK SES KAYDINI DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Dailymotion'da yayına konulan ses kaydındaki kişilerin Danıştay Üyesi Eren Sonbay ile Safiye isimli Avukat olduğu iddia ediliyor.

BU EMEĞİN BİR BEDELİ VAR
İkili bir dosya üzerine konuşuyor. Danıştay Üyesi Sonbay olduğu ileri sürülen kişi “bu emeğin bir bedeli var” diyor. “Bu mesleğin bir rajonu var” gibi ifadeler sarf ediyor.

DANIŞTAY'DA BEN ELİMDEN GELENİ YAPARIM
Ardından da “Yani bak ben sana ben sana çok açık bir prim veriyorum. Ben başka yerleri bilemem adaleti bilmem neyi ama Rekabetten öğrenmek istediğiniz bir şey olursa Müfit abine git, burdan da (Danıştay'ı kastediyor) ben elimden geleni yaparım. Sen benim kız kardeşimsin” diyor.

Skandal kaydın dökümü şöyle: 
Eren Sonbay : Sonuçta bak şimdi bu arkadaşım dışında bi de şöyle bir olay var şimdi Müfit'i (Eren Sonbay'ın eşi, eski Hakim, eski Rekabet Kurulu Üyesi ve yeni avukat) çağırmışlar işte bir kahvaltı günleri var onların böyle 2 ayda bir falan bir kahvaltı ediyorlar, onun dışında o adamlar zaten işte oturmuşlar kahvaltı falan ederken demişler ki sevgili Müfit Beyciğim biz şimdiye kadar hiçbir şekilde çalıştığımız insanlara hiçbir şey söylemeyiz ama bir prestij konumuz var İdari Dava Dairelerinden çıktığında (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nda karara bağlanan dosya kastediliyor) ilk biz öğrenmek istiyoruz 3. bir şahıstan değil ilk biz, çünkü çok ciddi bir prestij konusu haline getirdi, ay şekerim Müfit buna bir baksın

Av. Safiye : Yaa

Eren Sonbay : Ben dedim ki ay bi de sen iyiki normal bir avukat değilsin

Av. Safiye : Değilsin işte

Eren Sonbay : Şöyle ama diyo ki ben dedim ki benden bir şey isteniyor ve benim onlara 2 satırın dışında yaptığım hiçbir şey yok ve benden ilk defa bir şey istendi ve bu saygın insanların (kim bunlar? Hangi locaya kayıtlı?) bunu söyleme biçimi öyle inan ben bunu yapmak zorundayım diye düşünüyorum. Şimdi düşünebiliyormusun bak ne kadar şeffaf olduğumu biliyorsun ben hayatımda yapmadığımı yaptım ve bir arkadaşıma dedimki kuruldan (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu) beni çaldıracaksın beni dedim çıkınca ben bunu bilcem eğer bunu bir 3. şahıslar yapıyorsa benim eşim ilk defa benden bir şey istedi çıktı diye şey yapacaksın dedim ya, bu emeğin bir bedeli var ya

Av. Safiye : Bedeli var

Eren Sonbay : Yani yapacaksın dedim

Av. Safiye : Bu iş için niye zor durumda kalır ki insan

Eren Sonbay : Sadece arkadaşa karşı değil yükümlülüğün bunu demek istiyorum Safiye

Av. Safiye : Tabi,tabi

Eren Sonbay : Bu mesleği yapıyorsan bu mesleğin bir rajonu var, rajonu var

Av. Safiye : Ya diyorum yani, tamam

Eren Sonbay : Tutup da ümüğüne basmak değil ama mesela ne bileyim ben şimdi bunu bir şekilde öğrendim bunu yapabiliyorsan yapacaksın bunun şeyi yok

Av. Safiye : Bunlar var ya Eren ablacığım işin oturup çalışırkenki harcadığın mesaiden daha önemli hale geliyor

Eren Sonbay : Geliyor tabi

Av. Safiye : Vallahi bak şimdi Nazmi danışmanlık yapıyor bütün yazım çizim yazım üstünde kendi yazıyor bütün şirketlerde de ha işte bir şey öğrendi diye o daha fazla prim çok iyi biliyor diye

Eren Sonbay : Böyle oluyor. Yani bak ben sana ben sana çok açık bir prim veriyorum. Ben başka yerleri bilemem adaleti bilmem neyi ama Rekabetten öğrenmek istediğiniz bir şey olursa Müfit abine git, burdan da (Danıştay'ı kastediyor) ben elimden geleni yaparım. Sen benim kız kardeşimsin.

Av. Safiye : İnan yani hiç sen olmasan

Eren Sonbay : Ben sana bir şey söyleyeyim, ben sana bir şey söyleyeyim ben bu işten hiç gocunmam niye gocunmam biliyor musun

Av. Safiye : Biliyorum, biliyorum

Eren Sonbay : Herkes biliyor beni

Av. Safiye : Evet, evet

Eren Sonbay : Rüştümü ispat etmişim ben burada (Danıştay'ı kastediyor) Şunu söyleyim sana umrum olmaz şunu söyleyeyim sana umrum olmaz yani

Av. Safiye : Şöyle

Eren Sonbay : Umrum olmaz çünkü yani bunu benim ya dostluk adına yapmışımdır ya bir söz vardır

Av. Safiye : Söz vardır

Eren Sonbay: Bu minvalde yapmışımdır, benim hayatım ortada çapım ortada ben zaten çok daha fazlasını elde edebilecekken benim ya onu bırak bak ben sana bir şey söyleyeyim şaşar kalırsın yani çok özel ama bu aramızda yani o kadar özel

Av. Safiye : Biliyorum Eren ablam benim

Eren Sonbay : Bak geçen gün görüşmeye geldiler ve çok ciddi bir olayları var ...




0 Yorum - Yorum Yaz

Hadis mailinize gelsin

www.alemlererahmet.net adlı internet sitesi, “Haftalık Hadis'i Şerif Grubu” oluşturdu. Gruba katılan herkese her hafta bir hadisi şerif gönderiliyor. Siz de katılan, her hafta bir hadisi şerif mailinize gelsin.
 

Bunun için siteye girerek, ilgili bölüme mail adresinizi yazmanız yeterli. Mailinize gelecek linki tıklayınca aktif oluyorsunuz. Böylelikle her hafta bir hadisi şerif mailinize geliyor. 

Katılım için TIKLAYIN 




0 Yorum - Yorum Yaz

Erdoğan: 2020'de kendi uçağımızı üreteceğiz

'Genç nüfusumuz var' diyoruz. Biz genç nüfusumuzla ekonomiye dinamizm verdiğimizi söylüyoruz. Nüfusun yaşlanmasından dertliler. G-20'de Medvedev ile konuşuyoruz. Ben üç çocuk tavsiye ediyorum. Bir de baktım Rusya'ya döndükten sonra o da üç çocuk istedi. Bunları da açıkladı. Fakat bunlar batıda var. Bunlar yapılıyor. Ekonomi ne demek biliyor musun? Ekonomide bazıları der ki, emek, sermaye... Ekonomi insandır, diğerleri insanın türevidir... Tüketim yine onunla var, yoksa yok...
 

Bir defa nüfus olarak en zengin ülkeler içinde totalde kim var? Çin, Hindistan var. Ama kişi başına düşen milli gelirde şöyledir, böyledir. Sayıldığında kimler sayılıyor, bunlar sayılıyor. Biz, yere sağlam basan bir anlayışla yürümek zorundayız. Kişi başına düşen milli gelirimiz de 12 yıl sonra 25 bin dolara ulaşacak. Dünyanın 17 büyük ekonomisi olan Türkiye, o gün dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alacak. Hep beraber bunu başaracağız.''

ATAK helikopterinin yapıldığını, test uçuşunun gerçekleştirildiğini anlatan Başbakan Erdoğan, 2013'de seri üretime başlanacağını belirtti.

Türkiye'nin yakalandığı ivmenin bozulmaması için azami bir hassasiyet içinde olduklarını vurgulayan Erdoğan, popülizmin istikrar ve güvenin en ciddi düşmanı olduğunu söyledi.

Bazılarının, ısrarla barajın iyice aşağı çekilmesi konusunu gündeme getirdiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

''Biz özellikle ülkemizin ekonomik yapısını bir tehdit altına sokmak istemiyoruz. Bakın bizim ülkemiz tek partili iktidarlarda hep tırmanmıştır. Koalisyon dönemlerinde de hep geri kalmıştır.

Bu bir koalisyon kültürü olarak sadece bize ait değil, batıda şu anda koalisyon kültürü içinde başarılı olduğunu söyleyenler, 'Biz yanlış yaptık' diyorlar. Görüşmelerimizde bunu bizzat söylüyorlar. Ve kaynağı belirsiz her popülist harcama faizlerin ve enflasyonun yükselmesinden yatırım ortamının bozulmasına, güvenin zedelenmesinden istikrarın kaybolmasına kadar son derece yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Bazıları vadediyor ya, 'Biz gelince şunu yapacağız, bunu vereceğiz'... Bunu söylediğin zaman insana sorarlar... 'Kaynağını nereden bulacaksın?' Şu cevap veriliyor. Hani diyorsunuz ya deniliyor, 'Dünyanın ilk 20 ülkesi arasındayız.' Değerli arkadaşlar, biz ilk 20 ülke arasına bu tür böyle sallaya sallaya gelmedik. Kuru sıkı atarak gelmedik. İşi sıkı tutarak geldik. 26. ülkeydik 17. ülke konumuna geldik. Kuru sıkı atarak buna devam edersek bir anda sen faizleri yine fırlatırsın, enflasyonu yine fırlatırsın ve elde ne var ne yok hepsi gider.

Bu ülkeye ihanet etmeyin, yazıktır günahtır buralara kolay gelmedik. Tüm gerçekler ortada, 8 yıl boyunca milletimize, işverenlerimize, girişimcilerimize böyle bir fatura ödetmekten hassasiyetle kaçındık. Başarıyı da bu disiplinin üzerine inşa ettik.''

Hükümet olarak ne seçim döneminde ne sonrasında bu disiplinden asla taviz vermeyeceklerini vurgulayan Erdoğan, Türkiye'nin yakaladığı bu büyüme ivmesinin geriye gitmesine asla müsaade etmeyeceklerini söyledi.

Aynı hassasiyeti iş adamlarından, girişimcilerden, yatırımcılardan da görmenin memnuniyeti içinde olduklarını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

''Popülist söylemlerinin iş çevrelerinde satın alınmadığını, dikkate alınmadığını, kale alınmadığını memnuniyetle müşahede ediyoruz. Ama en az popülizm kadar tehlikeli olan, en az popülizm kadar güven ve istikrar zeminini tehdit eden, iç politikayı dizayn etmeye yönelik tahriklere de sizlerin dikkatlerini çekmek isterim. Seçim öncesinde, seçmenin tercihini etkilemeye dönük, milli hassasiyetleri kaşıyarak iç politikayı dizayn etmeye dönük girişimler olduğunu görüyoruz. Terör örgütü ile o malum çetelerin işbirliği ve iletişim içinde seçim öncesinde yeniden taşeronluk yüklendiklerine dair işaretler alıyoruz. Elbette güvenlik güçlerimiz bu noktada üzerlerine düşeni yerine getireceklerdir ama milletimizin de hassasiyeti, inanıyorum ki iş dünyasının bu tezgahları görmesini ve bu tezgahların bozulması noktasında demokrasiye daha fazla omuz vermelerini özellikle rica ediyorum.

8 yıl boyunca biz şu anlayışla çok sık karşılaştık: 'AK Parti hükümetten uzaklaştırılsın da Türkiye'ye ne olursa olsun. Bu hükümet yıpransın da ekonomiye ne olursa olsun, AK Parti kaybetsin de Türkiye, vatandaş, iş adamı nasıl bir fatura öderse ödesin.' Bu çarpık anlayışın karşısında durmak eminim ki, en az benim kadar, hükümetimiz kadar, bu anlayış karşısında fatura ödemesi mukadder olan kesimlerin de sorumluluğudur.'' AA




0 Yorum - Yorum Yaz

"İyi ki Türkler fethetmiş"

Macaristan Cumhurbaşkanı'ndan tarihi itiraf: ''Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum.''
 

Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt, İspanyol ABC isimli günlük gazeteye verdiği demeçte, ''Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum'' dedi.

Macaristan'ın AB dönem başkanlığının yanı sıra çıkardığı yeni medya kanunu ile ilgili İspanyol gazetesine açıklamalarda bulunan Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt, Türkiye'nin AB üyeliği hakkında da konuştu.

Macar Cumhurbaşkanı, gazeteye yaptığı açıklamada, ''Türk siyasetçilerle sık sık bir araya gelerek Türkiye'nin AB üyeliği hakkında uzun görüşmeler yaptım. Yaklaşık 100 milyonluk Müslüman bir ülkenin AB'ye alınması için zaman gerekiyor'' ifadesini kullandı.

Schmitt, 1541-1686 yılları arasında Türkler tarafından idare edilen Macaristan'ın, çok şanslı olduğunu vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Schmitt, ''Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu'' dedi.

Kanuni Sultan Süleyman 1541 yılında Budin'i feth etmiş, Budin 1686 yılına kadar tam 145 yıl boyunca, Macaristan'ın bazı yerleri ise 160 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında kalmıştı.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

''Torba Tasarı'' yarın Genel Kurul'da

TBMM Genel Kurulunda, ''torba tasarının'' görüşmelerine yarın başlanacak.
 

Genel Kurulda, AK Parti'nin grup önerisi kabul edildi.

Buna göre, ağırlıklı olarak kamunun vergi ile sosyal güvenlik prim alacaklarını yeniden yapılandıran, çalışma hayatına ilişkin düzenlemeler içeren ve ''torba tasarı'' olarak adlandırılan tasarı ile yurtdışında yaşayanların 10 bin avro ödemeleri halinde askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacaklarını öngören teklif gündemin ön sıralarına alındı.

Temel kanun olarak görüşülecek torba tasarının görüşmelerine yarın başlanacak.

Genel Kurul bugün, ''İller Bankası Anonim Şirketi'' unvanı altında bir kalkınma ve yatırım bankası kurulmasını öngören İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışacak.

TBMM Genel Kurulu; 26 ve 27 Ocak ile 2, 3, 9, 10, 16, 17, 23 ve 24 Şubat Çarşamba ve Perşembe günleri saat 14.00'de toplanacak.

Yarın torba tasarının 1. bölümünün, 27 Ocak Perşembe günü 2. bölümünün, 28 Ocak Cuma günü 3. bölümünün, 1 Şubat Salı günü 4. bölümünün, 2 Şubat Çarşamba günü 5. bölümünün, 3 Şubat Perşembe günü 6. bölümünün, 4 Şubat Cuma günü 7. bölümünün, 8 Şubat Salı günü 8. bölümünün, 9 Şubat Çarşamba günü de torba tasarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışılacak. Gece 24.00'de günlük programların tamamlanamaması halinde programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilecek.

Genel Kurul; 10, 11, 15, 16, 17, 18, 22, 23, 24 ve 25 Şubat günleri ise saat 23.00'e kadar çalışacak.

TBMM Genel Kurulu, haftalık çalışma günlerinin dışında 28 Ocak ile 4, 11, 18 ve 25 Şubat Cuma günlerinde de saat 14.00'de toplanarak gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri görüşecek.

25 ve 26 Ocak ile 1, 2, 8, 9, 16 ve 23 Şubat Salı ve Çarşamba günlerindeki birleşimlerde sözlü sorular ve diğer denetim konuları, 15 ve 22 Şubat Salı günlerindeki birleşimlerde ise 1 saat sözlü sorulardan sonra diğer denetim konuları görüşülmeyecek. AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Vadi'den Almanya'ya cevap

Kurtlar Vadisi'nden Alman Film Kontrol Derneğine sert cevap geldi.
 

Almanya'da 27 Ocak Perşembe günü izleyiciyle buluşması planlanan ''Kurtlar Vadisi-Filistin'' filminin gösteriminin durdurulmasına ilişkin karar, yapımcı şirket Pana Film tarafından ''skandal'' olarak nitelendirildi.

Pana Filmden yapılan yazılı açıklamada, filmdeİsrailkarşıtı propaganda yapıldığı gerekçesiyle Alman Film Kontrol Derneğinin (FSK) filmin gösterimini durdurduğu belirtilerek, 'Alman Film Kontrol Derneğinin 'Kurtlar Vadisi-Filistin' filmiyle ilgili verdiği karar bir skandaldır. Bu karar karşısında hukuki haklarımızı sonuna kadar arayacağız'' denildi.

Alman yasalarına göre hiçbir filmin yasaklanamayacağı ve sansüre tabi tutulamayacağı vurgulanan açıklamada, FSK'nın bu kararıyla hukuku, demokrasiyi, fikir özgürlüğünü ve vicdanı ayaklar altına aldığı ve tarihe kara bir lekeyle imza attığı savunuldu.

Açıklamada, dernekçe filmde uygunsuz bulunanın ''Filistinliler'in çektiği acının perdeye yansıması, Filistin'de insanların siyonist ideoloji uğruna sistemli öldürülmesi, özgürlüklerinin ellerinden alınması, hukuka aykırı hapsedilmesi ve evlerinden yurtlarından atılması'' olduğuna şüphe bulunmadığı ifade edildi.

Açıklamada, ''Bu utanç verici kararı yine dünyanın tüm vicdan sahibi insanlarına havale ediyoruz. Suçumuz, masum insanların yanında yer almak, faşist-siyonist politikaların destekçisi olmamak. Eminiz ki milyonlarca vicdan sahibi bu filmi seyrederek bu suça ortak olacaktır'' sözlerine yer verildi.




0 Yorum - Yorum Yaz

Patlarsa ABD biter!

ABD'de bulunan dünyanın en büyük süper volkanı Yellowstone'un 2004'ten bu yana rekor oranda yükseldiği ve volkanın patlaması halinde ABD'nin üçte ikisinin yaşanmaz duruma gelebileceği belirtiliyor.
 

Daily Mail'deki habere göre, Wyoming parkındaki volkanın tabanının sadece son 3 yıldır, yılda 7,5 santimetre yükseldiği, bunun kayıt tutulmaya başlanan 1923'ten bu yana rekor bir oran olduğu belirtildi.

Süper volkanın 640 bin yıldan bu yana ilk kez patlaması, bilimadamlarının kabusu. Ancak bilimadamları, son 2,1 milyon yılda 3 kez patlayan volkanla ilgili bilgi eksikliği yüzünden, bir sonraki felaketin ne zaman olabileceği konusunda kesin birşey söyleyemiyorlar.

Ancak bir patlama olması halinde, geçen sene patlayan İzlanda'daki Eyjafjallajökull yanardağının yol açtıklarının, süper volkanınkinin yanında devede kulak kalacağı belirtiliyor.

ABD'nin en büyük volkanik sahasında bulunan Yellowston, doğanın en müthiş oluşumlarından biri olarak nitelendiriliyor.

640 bin yıl önceki büyük patlamadan sonra 30 küçük patlamanın olduğu, bu patlamaların sonuncusununsa 70 bin yıl önceye denk geldiği ifade ediliyor.

Süper yanardağlar dağ biçiminde değil, büyük çöküntüler biçiminde oluyorlar. Bunlar, "kaldera" denen çökmüş dev kraterler.

Yellowstone kalderası 10 km boyunda ve 30 km eninde. Yüzeyinin sekiz kilometre altında da dev bir magma odası bulunuyor.

Magma odasındaki basınç arttıkça yüzey yükseliyor ve ölçülebilir bir sıcaklık artışı oluyor.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Üniversite hastanelerinde hoca parasına son! 

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 1 Şubat itibariyle üniversite hastanelerinde özel muayene denilen vatandaşın cebinden para ödeyerek aldığı hizmet döneminin kapanacağını söyledi.
 

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Erişkin Endoskopi Merkezi'nin açılış törenine katıldı. Akdağ, burada yaptığı konuşmada Türkiye'nin sağlık insan gücünün kalitesi noktasında iyi bir yerde olduğunu söyledi.

Türkiye'de 100 bin kişiye düşen hekim sayısının 150 olduğuna dikkat çeken Akdağ, "Bu sayı Avrupa ortalamasında 350'dir. Küba'da bu sayı 800 civarında. Türkiye ise Bosna ve Arnavutluk ile birlikte Avrupa'da 53 ülke arasında sondan 3 ülke arasında." diye konuştu. Türkiye'de bir çocuk hekiminin günde ortalama 30-40 bazen 50 hastaya baktığını aktaran Akdağ, "Aile hekimliği ile bu sayı biraz azalmaya başladı." dedi. 
Bundan 10 sene öncesinde bir SSK hastanesinde çocuk hekiminin karşısına günde 100-150 hastanın geldiğini söyleyen Akdağ, "Bunun adına muayene falan denmez. Bunun adına hekimlik yapıyorum da denemez. Yapılan bir reçete yazılıp göndermekten ibaret kalıyor." diye konuştu.

Sağlık insan gücündeki sayısal eksikliğin çok iyi yetişmiş olan hekimlerin işini zorlaştırdığına dikkat çeken Akdağ, kaliteyi bozmadan sağlık personeli sayısını artıracak yolların açılması gerektiğini dile getirdi.
Tam gün yasası ile üniversiteler ve sağlık bakanlığı kuruluşlarının ortak çalışmasının önünün açıldığını hatırlatan Akdağ, "Bürokrasiden kurtarılmış bir biçimde, alanlar, hastaneler birlikte kullanılabilecek." ifadesini kullandı. Bu işbirliğinin tüm dünyada uygulandığını söyleyen Akdağ, "Bu bir anlamda tıp fakültelerine aktarılacak kaynağın da artması anlamına gelir." dedi.

Akadğ, 1 Şubat itibariyle üniversite hastanelerinde özel muayene, özel işlem, özel ameliyat denilen vatandaşın cebinden para ödeyerek aldığı hizmet döneminin kapanacağını anımsattı. Bu yolla üniversiteye gelen kaynağın, öğretim üyeleri arasında dağıtıldığını, üniversitenin diğer personeline dağıtılma şansının olmadığını kaydeden Akdağ, "Bir kısmı ile fakültenin ihtiyaçları karşılanıyor, (sistem böyle kurulmuştu), bir kısmı da hocaya kalıyordu. Üstelik vatandaştan alınan paranın hocaya kalan kısmı da zannedildiği kadar yüksek de değildi." diye kaydetti. Bu sistemin değiştiğini dile getiren Akdağ, YÖK'ün bir çerçeve yönetmelik hazırladığını belirtti. Bununla birlikte üniversitelere aktarılan parasal kaynağın da artırılması gerektiğine işaret eden Akdağ, "Dün Sayın Ali Babacan'ın başkanlığında bir toplantı yaptık. Bununla ilgili tedbirleri de almak durumundayız. Ayrıca burada yapısal bazı değişiklikleri de üniversite hastanelerimizin gerçekleştirmesi gerekecek." şeklinde konuştu.

Mevcut çarpık sistemin hastalardan gelen miktarın sadece hocalar arasında dağıtılmasına yol açan bir sistem olduğunu yineleyen Akdağ, "Şimdi bunu hem hocalarımızın emeklerini karşılayacak hem de diğer çalışanların, asistanların emeklerini karşılayacak bir sisteme dönüştürmemiz lazım. Bunun için de yeterli finansmanı getirmek lazım üniversite hastanelerine." ifadelerini kullandı.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Peyami Cinaz'ın bazı sarf malzemelerinin satın alma değerlerinden daha düşük bedelden ödendiği şeklindeki açıklamalarını da hatırlatan Akdağ, "Burada yöneticilerimiz ile Sağlık Bakanlığı aynı tarafta. Sağlık Bakanlığı hastaneleri de tıpkı tıp fakültesi hastaneleri gibi SGK tarafından verilen paralarla ayakta duruyor. Bu konuyu da birlikte SGK'ya götüreceğiz." diye aktardı.

Eski kodlamalarla ödeme döneminin de sona ereceğini sözlerine ekleyen Akdağ, "Bu sistem, örneğin bir safra taşı ameliyatını safra taşı ameliyatı olarak kodlamıyor. Eğer o hastada diyabet varsa, kalp problemi varsa onun ameliyatı daha zor olacaksa, daha fazla ödeme yapılmasını öngörüyor." dedi.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

"Televizyonu geneleve çevirdiniz''

İtalya'daki özel televizyon kanallarından La7'de dün gece yayımlanan "L'Infedele" (İmansız) adlı program, Başbakan Silvio Berlusconi ile gazeteci Gad Lerner arasında söz dalaşına sahne oldu.
 

Hakkında Milano Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılan fuhuş soruşturmasının ele alındığı programa telefonla canlı olarak bağlanan Berlusconi, "Berbat yönetilen, rezil, terbiyesiz, seviyesiz ve iğrenç bir program izliyorum. Televizyonu geneleve çevirdiniz" ifadesini kullandı.

Stüdyo konukları eşliğinde canlı olarak yayımlanan programın yöneticisi Lerner, başbakanın bu eleştirisini, "Yeterince hakaret ettiniz. Hakaret edeceğinize yargıya gidip ifade verin" sözleriyle yanıtladı.

Programın kapanışına yakın yapılan telefon bağlantısı, Berlusconi ve Lerner arasında ses tonlarının giderek yükselmesini de beraberinde getirdi. Lerner, kendisini "gerçekten uzak, çarpıtılmış ve asılsız iddialar üretmek"le suçlayan Berlusconi'ye, "Siz aynı zamanda benim de başbakanımsınız. Dolayısıyla sizi üslubunuzu yumuşatmaya davet ediyorum" karşılığını verdi.

Hakkındaki iddiaları yalanlayan Berlusconi'nin, yakın çevresindeki kadınlardan biri olan Milano Büyükşehir Belediyesi danışmanı Nicole Minetti'yi savunması da dikkati çekti. Berlusconi, fuhuş soruşturmasında 26 yaşındaki Minetti'ye yönelik fuhşa teşvikle suçlanmasını da "iftira" olarak niteleyerek, "Nicole Minetti, akıllı, ciddi, eğitimli ve harika bir insan. Okurken çalışmış, ama en yüksek notu alarak mezun olmuş biri. İngilizce'yi ana dili gibi konuşuyor" dedi.

Berlusconi, Lerner tarafından "Minetti'nin dediğiniz gibi olması hemen siyasete girebilmesi için yeterli miydi" sorusunun yöneltilmesine de sinirlendi.

Lerner ise Berlusconi'nin kendisini ve Minetti'yi fuhuşla suçlayan stüdyo konuklarını "o sözde hanımefendiler" diye nitelemesine, "Hanımefendiler için sözde diyemezsiniz. Onları sözde diye niteliyorsanız, siz de edepsizsiniz" diyerek karşılık verdi.

Berlusconi, stüdyoda kendisini savunan konuklardan biri olan milletvekili İva Zanicchi'ye de seslenerek, "Sayın Zanicchi'yi oradan kalkmaya, o genelev televizyonunu terk etmeye davet ediyorum" dedi. Ancak Zanicchi'nin programın son dakikalarında gelen bu çağrıya icabet etmeyerek, kapanışı beklemeyi tercih etmesi dikkati çekti.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Yoksa onlar mı öldürdü?

BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili kuşkular artarken Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu, gündeme damga vuracak bir rapor hazırladı.
 

BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili kuşkular artarken Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu, gündeme damga vuracak bir rapor hazırladı. DDK, helikopterin uçuşu sırasında bölgede çok sayıda hava aracının olduğunu belirledi. Sivil radarlarda tespit edilen hava araçlarına Genelkurmay Başkanlığı tarafından gönderilen radar raporlarında yer verilmemesine dikkat çekilirken helikopterin pilotu Kaya İstektepe'nin ağır hasta olduğuna ilişkin raporların gizlendiği belirlendi.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den helikopter kazasının araştırılmasını istemişti. Gül'ün talimatıyla DDK tarafından yapılan soruşturma sonucunda hazırlanan rapor açıklandı.

Meçhul uçaklar tespit edildi

Bölgede yoğun bir hava trafiği yaşandığına işaret edilen raporda "Helikopter kazasının olduğu günün sabahından itibaren kazanın olduğu bölge yakınlarında yoğun bir hava aracı hareketliliği olduğu, kaza anında da söz konusu hareketliliğin devam ettiği, ancak muhtemel kaza saatinden sonra iki saat kadar hava hareketliliği yaşanmadığı ve daha sonra yeniden bir hava hareketliliğinin görüldüğü tespit edilmiştir. Radar görüntü irtifasının daha altında uçan ve transponderini kapatan bazı hava araçlarının da bulunabileceği anlaşılmıştır" denildi.

Genelkurmay radarında yok!

Sivil radarlarda tespit edilen hava hareketliliğinin Genelkurmay tarafından gönderilen raporlarda yer almadığına dikkat çekildi. Raporda, "Söz konusu hava araçlarının sivil radarda bazı anlarda gözüküp kaybolması nedeniyle irtifa ve güzergahları net olarak tespit edileme mistir. Sivil radarlarda görülen mezkur uçakların, Genelkurmay Başkanlığınca gönderilen radar iz haritalannda yer al madiği görülmüştür" denildi.

Başsavcı incelemeli

Bölgede yaşanan yoğun hava hareketliliğinin mutlaka araştırılması is tendi. Savcılara şöyle çağrıda bulunuldu: "Bu itibarla, helikopterin çok yakınından geçen bir başka uçak nedeniyle savrulmuş veya düşmüş olabileceği iddiası araştırılmaya değer bulunmuştur. Radar görüntüleri izlenemeyen, ancak bölgede uçtukları yine sivil radar görüntülerinde zaman zaman görünüp kaybolmalarından anlaşılan diğer uçakların güzergah ve irtifalannın, uçaklarda bulunan kayıt dhazlanndan elde edilecek veriler çerçevesinde Cumhuriyet Başsavcılığınca incelenmesi ve bu konudaki tüm tereddütlerin giderilmesi önerilmektedir."

Helikopterin pilotu Kaya İstektepe'nin sağlık durumuyla ilgili de önemli bilgiler dile getirildi. Buna göre İstektepe ağır bir rahatsızlık geçiriyordu ancak bu sağlık kuruluşları ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünden gizlendi.

İkinci kişi yaşıyordu

Kazadan sonra İsmail'in Güneş'in yanısıra Yüksel Yancı'nın da yaşadığı tespit edildi. DDK raporunda "112 Acil Servisi tarafından gerçekleştirilen yedinci görüşmede Güneş'in yaralılardan birisine 'sıfır beş yüz kaç abi' diye sorduğu ve sonra 0-543'le başlayan numarayı yazdırmaya başladığı tespit edilmiştir. 0-543 ile başlayan bir tek Yancı'ya ait telefon hattı bulunduğundan, Yancı'nın yaşadığı değerlendirilmiştir" ifadelerine yer verildi.

Arama yanlış yerde yapıldı

DDK'nın arama faaliyetlerine yönelik tespitleri de oldukça çarpıcı. Raporda şöyle denildi:
"Arama kurtarma çalışmalarında eldeki imkanlar (Binlerce asker, sivil savunma ekibi, korucu ve diğer vatandaşlar) etkinlikle kullanılmamış olup eldeki tek bilimsel veri olan TİB'-den alınan bilgi ve bu bilgiye dayalı olarak oluşturulan haritalar, arama kurtarma çalışmalarında dikkate alınmamıştır. Bu bilgi ve haritalar il valisi ve içişleri bakanı ile paylaşılmamış ve aramalar büyük oranda görgü şahitlerince bildirilen ve doğruluğu yeterince araştırılmayan yanlış alan ve yerlerde yapılmıştır.

Bu esnada, helikopter enkazının Karayakup bölgesinde olduğuna ilişkin görgü şahitlerinin beyanları ile diğer görevlilerin ikazlarının da yeterince dikkate alınmadığı ve TİB verileri ile birlikte değerlendirmesinin yapılmadığı görülmüştür." Raporda jandarma ve emniyetin arama faaliyetleri konusunda ihmallerinin bulunduğu dile getirildi.

Cihazları Skorsky mi kaçırdı?

Raporda kaza mahallinde bazı parça ve atıkların yakıldığına dikkat çekilirken "Kaza mahallinde yakılarak kısmen yok edilen helikoptere ait bazı parça ve atıkların, 28.03.2009 günü bölgede bulunan DAK timi ve daha sonra oraya ulaşan ve gece orada kalan Ankara JOAK Dağcılık timi tarafından yakılmış olabileceği anlaşılmıştır" denildi. JOAK'ın, Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı'na bağlı dağcılık timi olduğu belirtiliyor.

Enkazda bulunamayan, ARGUS 5000 CE markalı GPS cihazı ile SKYMAP IIIC bilgilere yer verilirken bu cihazların kayıp olduğuna kaza kırım raporunda değinilmediği vurgulandı: "Cihazların 31.03.2009 günü öğle saatleri arasında yok olduğu/çalındığı anlaşılmıştır. Bölgede saat 17:00'ye kadar çalışmalarını sürdüren Kara Kuvvetleri'ne ait Skorsky helikopterin kaza kırım heyetinde yer alan bazı personelin TC-HEK işaretli helikopter enkazı üzerinde çalışma yaptıkları görülmüştür. Başta Skorsky helikopterin kaza kırım heyeti olmak üzere tüm şüpheliler hakkında Cumhuriyet Savcılığı'nca soruşturma yapılması önerilmektedir."

ELT cihazı hatalı monte edildi

Raporda helikopterde bulunan ELT cihazının hatalı monte edildiği belirtildi. Antenin kırılma sebebinin bundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının araştırılması talep edildi: "Esas Havacılık personeli teknisyen Mehmet Aytar'ın ELT antenini iki yönden hatalı monte ettiği tespit edilmiştir. Bunlardan ilki vidalama ve torklama işleminin hatalı yapılması, ikincisi ise en yakın antene uzaklığının en az 75 cm olacağı kuralına uyulmamış olmasıdır. KSK raporunda bu hususa hiç değinilmemiş olması bu yönde bir tespitin yapılamadığını göstermektedir. Antenin kırılma nedeninin hatalı montaj olup olmadığı ODTÜ'de yapılacak inceleme sonucu ortaya çıkacaktır."

BUGÜN




0 Yorum - Yorum Yaz

Yazıcıoğlu'nun helikopter kazası raporu

Devlet Denetleme Kurumu'nun 'Yazıcıoğlu'nun helikopter kazası' raporu açıklandı.
 

YAZICIOĞLU'NUN ÖLÜMÜ ŞÜPHELİ

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK), Büyük Birlik Partisi(BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin raporunu tamamladı. Raporda özellikle enkaz arama çalışmaları sırasındaki zafiyete dikkat çekilirken, "Enkazın bulunduğu en muhtemel yer olan Karayakup tepesinin hiç aranmadığı, amatör bir TRAC görevlisinininternetüzerinde 'muhtemel enkaz yeri' diye işaretlediği bölgenin dokuz kez aranmış olduğu, Ilıca, Hacıbudak, Kurucaova ile Sisne mezrasının güney bölgelerinde yüzlerce kilometre alanın gereksiz yere aranmış olduğu ve sonuçta enkazın "kendiliklerinden aramaya çıkan 17 köylü vatandaş" tarafından bulunduğu anlaşılmıştır.''denildi.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi tarafındanBBPGenel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının helikopter kazasına ilişkin DDK'nın yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verildi. DDK'nın kazanın ardından başlattığı soruşturmayı tamamladığı ifade edilirken, konuya ilişkin rapor hakkında da bilgi verildi. Buna göre, DDK tarafından hazırlanan raporun özeti şöyle:

''Çalışmada esas itibariyle üç temel husus üzerinde durulmuştur. Bunlardan ilki, kaza sonrasında yürütülen arama ve kurtarma faaliyetlerinin etkinliğinin değerlendirilmesi ve söz konusu faaliyetlerin yürütülmesi esnasında yaşanan sıkıntı ve gecikmelerin araştırılmasıdır. İkinci husus ise konunun uzmanlarından oluşacak teknik bir çalışma komisyonu marifetiyle bahsi geçen kazanın nedenlerinin belirlenmesi ile ilgili olarak yürütülen teknik inceleme ve çalışmaların yeterliliğinin araştırılmasıdır. Her iki hususun değerlendirilmesi sonucunda, bundan böyle benzer kazaların önlenmesi ve kaza sonrası yürütülen işlemler hususunda alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi de, işbu çalışmanın üçüncü ve tamamlayıcı boyutunu oluşturmaktadır. Özetle, gerek kaza nedeninin belirlenmesi gerekse arama-kurtarma faaliyetlerine ilişkin ülkemizin mevzuat, idari ve teknik kapasite ve yeteneklerinin uluslararası düzenlemeler ve uygulamalar karşısında yeterli olmadığı ve mevcut kaynakların da etkin bir şekilde örgütlendirelemediği/değerlendirilemediği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, özellikle arama-kurtarma boyutunda Devletin topyekun seferber olmasına rağmen, istenen netice alınamamış ve ağır bir kamu hizmet kusuru ortaya çıkmıştır. Her ne kadar arama-kurtarma çalışmaları çok zor hava ve coğrafi şartlarda gerçekleştirilmiş olsa da; arama-kurtarma faaliyetlerinin tasarımında mevcut olan sorunların bireysel hata ve eksiklikler ile birleşerek kamu yönetiminde önemli bir zaafiyete neden olduğu görülmüştür. Ulaştırma Bakanlığı Kaza Soruşturma Kurulu ve bu kapsamda diğer kuruluş/firmaların kullanmış oldukları inceleme metotları ve uyguladıkları test prosedürlerinin mevzuata ve teknik icaplara uygun olduğu değerlendirilmiş ve kaza araştırma raporu bünyesinde birtakım eksiklikler bulunmakla beraber; bu eksiklikler Devlet Denetleme Kurulu'nun çalışmaları ile büyük ölçüde giderildiğinden yeniden kaza araştırma kurulu oluşturulmasının ek bir fayda sağlamayacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Tahmini kaza anında, kaza mahallinde farklı hava olaylarına müsait ve ani olarak değişen meteorolojik koşullar mevcut olduğundan, söz konusu koşulların VFR (görerek uçuşlar) uçuşlar için muhtemel bir kaza nedeni oluşturabileceği anlaşılmıştır. Başka bir deyişle, TC-HEK helikopter kazasında; çevresel şartlara bağlı olarak pilotun oryantasyon kaybının muhtemel kaza nedeni olarak değerlendirilebileceği düşünülmektedir. Bu durum, KSK tarafından belirlenen muhtemel kaza nedeninin geçerliliğini devam ettirdiğini göstermektedir. Öte yandan, söz konusu muhtemel kaza nedeni yanı sıra; çalışma kapsamında ilk kez varlığı tespit edilen ve aşağıda ifade edilen ilave bazı husus ve bulguların da "muhtemel kaza nedeni" olarak değerlendirilmesi ve araştırılması gerektiği tespit edilmiştir.

"YENİ MUHTEMEL KAZA NEDENLERİNİN ARAŞTIRILMASI GEREKİYOR"

-Helikopter enkazından, helikopterin kaza öncesine ilişkin irtifa ve güzergah gibi kaza nedeninin belirlenmesine yardımcı olabilecek ilave uçuş bilgilerini sağlayabileceği değerlendirilen ARGUS 5000 CE ve SKYMAP IIIC GPS cihazlarının kaza mahallinden yok olması/çalınması,

-Pilot ve yolcuların kanlarında sebebi açıklanamayan yüksek oranlarda karbonmonoksit gazı bulunması ile adli tıp uygulamalarındaki bazı düzensizlikler ve pilotunsağlıkdurumu hakkında tespit edilen bazı yeni bilgiler,

-Transponderi açık olmayan veya alçaktan uçtuğu düşünülen bazı hava araçlarının kaza anı ve mahallindeki hareketliliklerinin varlığı ve yukarıda bahsedilen cihazların kaza mahallinden yok olması/çalınması. Söz konusu hususlar ile arama-kurtarma faaliyetlerinde yaşanan bilgi kirliliği ile TİB tarafından üretilen tek bilimsel veri çerçevesinde belirlenen kaza yerine ilişkin koordinatlarda hiç arama yapılmamasına ilişkin ciddi ihmal ve eksiklikler birlikte düşünüldüğünde, söz konusu hususlar arasında illiyet bağı olabileceği gözetilerek mutlaka Cumhuriyet Savcılığınca DDK'nin sahip olmadığı yetki ve yöntemlerle mezkur yeni muhtemel kaza nedenlerinin araştırılmasının gerektiği sonucuna varılmıştır.

TİB'DEN ALINAN BİLGİYE DAYALI OLARAK OLUŞTURULAN HARİTALAR DİKKATE ALINMAMIŞ

Arama-kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesi esnasında önemli eşgüdüm sorunları ile ciddi düzeyde ihmal ve eksiklikler belirlenmiştir. Bu kapsamda, yürürlükteki Türk Arama Kurtarma Yönetmeliğinin ihtiyacı karşılamadığı ve eşgüdüm sorunlarını çözemediği; aşırı dikey yapılanma nedeniyle yetki ve görev tanımlamalarında belirsizliklere yol açıldığı; böylece, eşgüdüm ve icra faaliyetlerinin içice girmesi nedeniyle hangi birimin hangi işlevi yerine getireceği hususunun netleştirilemediği ve buna uygun idari ve teknik kapasitelerin lüzumlu birimlerde oluşturulamadığı ve sivil ve askeri unsurların eşgüdüm içerisinde çalışmalarına olanak sağlayamadığı tespit edilmiştir. Bu durum, kazazedelerin telefon sinyallerinin kim tarafından değerlendirileceği, kaza yerinin kim tarafından belirleneceği ve nasıl değerlendirileceği, kazazedelerin portatif anten kullanımlarının nasıl sağlanacağı gibi en kritik hususların bile yapılamamasına ve arama-kurtarma faaliyetlerinde önemli ihmal ve eksikliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Arama kurtarma çalışmalarında eldeki imkanlar (Binlerce asker, sivil savunma ekibi, korucu ve diğer vatandaşlar) etkinlikle kullanılmamış olup eldeki tek bilimsel veri olan TİB'den alınan bilgi ve bu bilgiye dayalı olarak oluşturulan haritalar, arama kurtarma çalışmalarında dikkate alınmamıştır. Bu bilgi ve haritalar İl Valisi ve İçişleri Bakanı ile paylaşılmamış ve aramalar büyük oranda görgü şahitlerince bildirilen ve doğruluğu yeterince araştırılmayan yanlış alan ve yerlerde yapılmıştır. Bu esnada, helikopter enkazının Karayakup bölgesinde olduğuna ilişkin görgü şahitlerinin beyanları ile diğer görevlilerin ikazlarının da yeterince dikkate alınmadığı ve TİB verileri ile birlikte değerlendirmesinin yapılmadığı görülmüştür. 25.03.2009-27.03.2009 tarihleri arasındaki arama kurtarma çalışmaları birlikte değerlendirildiğinde; enkazın bulunduğu en muhtemel yer olan Karayakup tepesinin hiç aranmadığı; amatör bir TRAC görevlisinin internet üzerinde muhtemel enkaz yeri diye işaretlediği bölgenin dokuz kez aranmış olduğu; Ilıca, Hacıbudak, Kurucaova ile Sisne mezrasının güney bölgelerinde yüzlerce kilometre alanın gereksiz yere aranmış olduğu ve sonuçta enkazın "kendiliklerinden aramaya çıkan 17 köylü vatandaş" tarafından bulunduğu anlaşılmıştır.''

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Yazıcıoğlu'nun ölümünü şüpheli buldu!

Cumhurbaşkanı Gül'ün talimatıyla harekete geçen Devlet Denetleme Kurulu BBP lideri Yazıcıoğlu'nun ölümünü şüpheli buldu.
 

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK), BBPlideri Muhsin Yazıcıoğlu ve eski Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal'ın vefatlarıyla ilgili soruşturmasından şok sonuç çıktı. DDK, Turgut Özal'ın ölümünün “doğal” olduğunu tespit ederken, helikopter kazası sonucunu hayatını kaybeden Yazıcıoğlu'nun ölümünü ise şüpheli buldu. Köşk, helikopter kazasıyla ilgili raporunun özetini bu hafta açıklamayı planlıyor.

ÖZAL İÇİN BELGE YOK, İDDİA VAR
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatı üzerine harekete geçen DDK,Turgut Özalve Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü ile ilgili soruşturma başlatmıştı. Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili yaklaşık bir yıl önce başlatılan soruşturma tamamlandı. Raporu da Gül'e sunuldu. Rapor, işleme konulması için diğer kamu kurumlarına da gönderildi. Özal'ın ölümüyle ilgili başlatılan soruşturma ise, rapor yazım aşamasında bulunuyor. Soruşturma kapsamında, Özal'ın yakın çevresinin ve doktorların ifadelerine başvuruldu. Soruşturmada, Özal'ın “zehirlendiğine” yönelik bir bilgi ve belgeye ulaşılamadı. Bu iddia, sadece tanıkların ifadelerinde yer aldı. Bu nedenle, DDK'da yapılan soruşturma sonucunda Özal'ın ölümünün “doğal” olduğu yönünde görüş birliğine varıldı.

YENİ BİLGİ VE BELGELERE ULAŞILDI
Gül, 2010 yılı başında Muhsin Yazıcıoğlu'nun da aralarında bulunduğu 6 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasının araştırılması talimatını vermişti. Söz konusu araştırma tamamlandı. Kazayı, uzmanlardan oluşan bir ekiple inceleyen DDK, Yazıcıoğlu'nun ölümünü şüpheli buldu. Kazanın ardından, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kaza yeri incelemelerinde kazanın, “hava koşullarından” ve “pilotaj hatasından” kaynaklandığı tespit edilmişti. Köşk ise, kazanın oluşu konusunda, “bilinenlerin dışında” yeni bilgi ve belgelere ulaştı. Köşk kaynakları, kazayla ile ilgili elde edilen yeni bilgi ve belgelerin, helikopterin düşüşü konusunda yeni soru işaretlerini de gündeme getirdiğini bildirdiler. Kaynaklar, raporda yer alan bilgilerle birlikte, kaza için yeniden soruşturma açılmasının gündeme gelebileceğini kaydettiler.

MECLİS DE ŞÜPHELİ BULMUŞTU
Öte yandan, Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası için oluşturulan TBMM Araştırma Komisyonu da, kazayı şüpheli bulmuştu. Komisyonun hazırladığı raporda, kazanın olduğu yerin kazadan hemen sonra tespit edilmesine rağmen, olay yerinden 20 kilometre uzaklıktaki bir başka bölgenin 9 kez arandığı ifade edilmişti. Köşk'ün raporunda, kaza yerinin bulunamaması ile ilgili de ayrıntılı bilgilerin yer aldığı kaydedildi.

115 km uzakta bulundu
25 Mart 2009'da Kahramanmaraş mitinginden Yozgat-Yerköy mitingine katılmak için bindiği helikopter bilinmeyen bir sebepten dolayı düştü. Kazada Yazıcıoğlu'nun yanı sıra gazeteci İsmail Güneş, BBPSivasil Başkanı Erhan Üstündağ, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe hayatını kaybetti.Star




0 Yorum - Yorum Yaz

Yargıtay'da daire sayısı 38, Danıştay'da 15'e yükselecek

Yargıdaki iş yükünü çözmek için harekete geçen Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Danıştay'daki dairelerin sayılarını artırıyor.
 

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yasa Tasarısına göre Yargıtayda 32 olan daire sayısı 38'e yükselirken, Danıştay'daki sayı da 15'e çıkacak. Yargıtayın kadrosuna 137 yeni üye eklenerek üye sayısı 387'ye yükseltilirken Danıştaya da 61 yeni üye kadrosu veriliyor. Tasarının 26 Ocak Çarşamba günü Adalet Komisyonu'nda görüşülmesi bekleniyor. Danıştay ile ilgili olarak yapılması öngörülen değişiklikler şöyle: Danıştay'ın daire sayısı 2 artırılarak 13'ten 15'e çıkacak. Danıştay'a 61 yeni üye seçilmesi öngörülüyor. Her dairede yeteri kadar üye bulunması ve dairelerin heyetler halinde çalışabilmesi benimseniyor. Danıştaydaki dairelerin iş bölümü dağılımının kanunla yapılmasındaki sakıncaların giderilmesi amacıyla ise bu iş bölümü, belirli ilkeler çerçevesinde Danıştay Başkanlık Kurulunun teklifi üzerine Danıştay Genel Kurulu tarafından belirlenecek."

YARGITAY'A 137 YENİ ÜYE GELİYOR
Hazırlanan tasarıda Yargıtay'la ilgili olarak yapılması öngörülen değişiklikler ise şunlar: "Yargıtay'ın daire sayısı 6 artırılarak 32'den 38'e yükseltiliyor. Yargıtay'a 137 yeni üye seçilmesi öngörülüyor. Her dairede yeteri kadar üye bulunması ve dairelerin heyetler halinde çalışabilmesi benimseniyor. Yargıtay daireleri arasındaki iş bölümü dağılımının kanunla düzenlenmiş olmasındaki sakıncaların giderilmesi amacıyla, bu iş bölümü belirli ilkeler çerçevesinde Yargıtay Başkanlar Kurulunun teklifi üzerine Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından belirlenecek." Tasarıda Adli Tıp Kurumuyla ilgili olarak da değişiklikler yapılacak. Adli Tıp Kurumunun çalışmalarının hızlandırılması amacıyla başkan yardımcısı sayısı 2'den 5'e çıkartılıyor. Kurumda çalışan uzmanların özlük hakları iyileştirilerek kurumda çalışmanın cazip hale getirilmesi ve yaşanan uzman personel sorununun çözülmesi amaçlanıyor.

DAVALAR HAKİME DEĞİL DEVLETE KARŞI AÇILACAK
Hakim ve savcıların hukuki sorumluluğu ile ilgili olarak öngörülen değişiklikler şöyle: Parlamentoda oluşan mutabakat çerçevesinde kabul edilen temel kanunlar arasında yer alan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda, mukayeseli hukuk ve uluslararası belgelere uygun olarak hakim ve savcılara karşı tazminat davası açılması sisteminden vazgeçildi. Bu davaların devlete karşı açılması, kusurlu olan hakim ve savcıya Devletin rücu etmesi kabul edildi. Ancak, söz konusu Kanunun yürürlüğü 1 Ekim 2011 tarihine bırakıldı. Tasarıda bu sistemin bir an önce devreye sokulması amaçlanıyor. Ticaret mahkemelerinin oluşumuyla ilgili olarak öngörülen değişiklikler ise şöyle: Halen bir başkan ve iki üyeden oluşan ticaret mahkemeleri, tek hakimli mahkemeler haline dönüştürülüyor. Bununla ticaret mahkemelerinde çalışacak hakim sayısında tasarruf sağlanması ve heyet halinde çalışmanın davaları uzatmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Türkiye'nin ilk yerli insansız helikopteri

TAİ, insansız hava uçağı ANKA'nın göklere yükselmesinin hemen ardından, Türkiye için bir ‘sürpriz' ilke daha imza attı.
 

‘Sivrisinek' adı verilen, ‘silahlı ama insansız' helikopter, başarıyla uçuruldu.

HAVACILIK sektörüne F-16 montajı ile giren Türk Havacılık veUzaySanayii (TAI) bu alandaki tasarım çalışmalarına bir yenisini ekledi. İnsansız hava araçları üzerindeki çalışmalarıyla son günlerde adı sık sık gündeme gelen TAI, şimdi de silah taşıyan insansız helikopteri tasarladı ve uçurdu. “Sivrisinek” adı verilen helikopterin, motor ve bazı uçuş aksamı yurt dışından getirildi. Sivrisinek ilk uçuşunu 24 Aralık 2010 tarihinde TAI'nin Akıncı tesisinde yaptı.

8 km'den tam isabet

1,5 saat havada kalabilen Sivrisinek, helikopterlerin en önemli performans sorunlarından olan sıcak hava ve yüksek irtifada da görev yapabilecek. Sivrisinek 300 kilo azami kalkış ağırlığı ve 120 kilo faydalı yük kapasitesi ile bu büyüklükteki ilk helikopter. Sivrisinek'in taşıyabildiği Roketsan'ın 70 milimetre çaplı Cirit Füzesi, 8 kilometre uzaktan zırhlı bir hedefi imha edebiliyor. TAI, son olarak insansız uçak ANKA'nın ilk defa uçmasıyla gündeme gelmişti.

HÜRRİYET




0 Yorum - Yorum Yaz

Erdoğan'ı onlar mı durduracak?

12 Haziran'da gerçekleştirilecek genel seçimlerde Erdoğan'a rakip oldular.
 

12 Haziran'daki genel seçimlerde ilginç bir rekabet yaşanacak. Erdoğan'ın karşısına 11 yeni isim çıkıyor. Çiçeği burnunda genel başkanlar, partileriyle sahaya inecek, vatandaştan oy isteyecek.

Farklı bir yarışa sahne olacak.
12 Haziran'da yapılması planlanan seçimler, farklı bir yarışa da sahne olacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'milletvekilliği' için son kez aday olacağını açıkladığı seçimlerde 11 yeni isim de 'parti lideri' olarak ilk kez 'genel seçim' heyecanı yaşayacak. AK Parti'nin 2002 ve 2007'de elde ettiği başarılar, siyasetin kaygan zemini ve olağanüstü gelişmeler nedeniyle yaşanan hızlı dönüşüm, muhalefetin liderlerini değiştirdi. Deniz Baykal'dan Hüsamettin Cindoruk'a, Zeki Sezer'den Aydemir Güler'e kadar pek çok isim koltuğunu bırakmak durumunda kaldı. Artık Erdoğan'ın karşısında, Devlet Bahçeli,Necmettin Erbakan'ın da aralarında olduğu tecrübeli genel başkanlarla birlikte, 11 yeni isim var...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (CHP)
'Kaset' olayıyla başlayan ve Deniz Baykal'ın 'CHP Genel Başkanlığı'ndan istifasına kadar uzanan tartışmalar, 'Gandi'nin önünü açtı. Referandumda lider olarak ilk sandık deneyimini yaşayan Kılıçdaroğlu, bu yıl da ilk genel seçim tecrübesini yaşayacak.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (BDP)
DTP'nin kapatılmasının ardından kurulan BDP'nin 1 Şubat 2010'daki olağanüstü kongresinde göreve geldi. Onun da tek sınavı12 Eylülreferandumu oldu. BDP'nin yine bağımsız adaylarla mı, tek başına mı, ittifaklarla mı seçimlere gireceği netleşmedi. Ancak çıkacak sonuç, BDP kadar Demirtaş için de özel anlam taşıyor.

MASUM TÜRKER (DSP)
Yıllarca merhum Bülent Ecevit'in yanında görev alan Masum Türker, Zeki Sezer'le girdiği liderlik yarışından galip ayrılarak DSP Genel Başkanı oldu. 17 Mayıs 2009'daki kongrede, partisindeki Rahşan Ecevit etkisini de kıran Türker, ilk kez seçim deneyimi yaşayacak. DSP'nin 2007 seçimlerinde CHP'yle işbirliği nedeniyle bu kez kendi amblem ve ismiyle sandığa gitmesi gerekiyor.

ABDÜLLATİF ŞENER (TP)
AKP'nin kuruluşundan itibaren rol alan ve Başbakan Yardımcılığı yapan Abdüllatif Şener'in 2007 seçimlerinde aday olmaması da, 25 Mayıs 2009'da Türkiye Partisi'ni kuruşu da olay oldu.

ERKAN BAŞ (TKP)
Türkiye Komünist Partisi'nde Aydemir Güler'in yerine 1 Şubat 2009 günü henüz 29 yaşında Genel Başkan oldu. Erkan Baş, 31 yaşında da ilk genel seçim deneyimini yaşayacak.

OSMAN PAMUKOĞLU (HEPAR)
Teröre karşı başarısı ve 43 yıllık askerlik hayatının ardından siyasete atılan Pamukoğlu, 4 Eylül 2008'de partisini kurdu. İlk genel seçim tecrübesini yaşayacak.

ZİYA HALİS (EDP)
12 Mart 2010'da Eşitlik ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı olan eski Bakan Ziya Halis, Sosyal Demokrat Halk Partisi'nin de kendilerine katılmasıyla siyasete hareket getirme iddiasında.

ALPER TAŞ (ÖDP)
Ufuk Uras'ın bağımsız olarak milletvekili seçilmesi ve daha sonra Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nden ayrılarak BDP'de siyasete devam etmesi Alper Taş'ın önünü açtı. Lise geçmişinde, 'İmam hatip lisesi' de olması nedeniyle Taş 'imam hatipli devrimci' olarak anılıyor. 21 Haziran 2009'dan bu yana partisinin başında.

NAMIK KEMAL ZEYBEK (DP)
Liderler içinde en yenisi. 16 Ocak 2011'deki kurultayla görev geldi, Hüsamettin Cindoruk'un koltuğuna oturdu. Milliyetçi kimliğiyle tanınan Zeybek'in ilk seçim performansıyla AKP'den mi yoksa MHP'den mi daha çok oy alacağı merak konusu.

YALÇIN TOPÇU (BBP)
Büyük Birlik Partisi'nin kurucusu Muhsin Yazıcıoğlu 25 Mart 2009'da helikopter kazası geçirdiğinde partinin genel sekreteriydi. 24 Mayıs 2009'daki kurultayda da partinin başına geçti. Referandumda 'Evet' için çalışan Topçu, ilk genel seçim tecrübesini yaşayacak liderlerden.

NUMAN KURTULMUŞ (HAS PARTİ)
26 Ekim 2008 tarihinde Saadet Partisi Genel Başkanı seçilen Numan Kurtulmuş, ilk yerel seçimlerde partisinin oylarını yüzde 5.2'ye çıkararak dikkat çekmişti. Ancak, yeni politika ve yeni kadro söylemlerine Necmettin Erbakan geçit vermeyince Saadet'ten ayrılarak 1 Kasım 2010'da Has Parti'yi kurdu. Eğer YSK onay verir, partisi seçimlere girerse Kurtulmuş lider olarak 'ilk genel seçim' deneyimini yaşayacak.

AKŞAM




0 Yorum - Yorum Yaz

Türk Telekom'dan bir kampanya daha!

Türk Telekom pazarı büyütmek için attığı adımlara bir yenisini daha ekledi.
 

Türk Telekom pazarı büyütmek için attığı adımlara bir yenisini daha ekledi. Düzenlenen yeni kampanya ile serbest telekom hizmeti sağlayan alternatif operatörlere kademeli çağrı başlatma indirimi sunulmaya başlandı. Böylece alternatif operatörlerin toplam maliyetlerini düşürecek önemli bir destek sağlanmış oldu.

Türkiye'nin öncü iletişim ve yakınsama teknolojileri şirketi Türk Telekom, sabit telefon pazarını geliştirmek ve sektörel rekabete destek vermek amacı ile serbest telekom hizmeti (STH) işletmecileri için yüzde 20'den başlayıp yüzde 90'a varan Kademeli Çağrı Başlatma İndirimi sağlıyor.

1 Ocak 2011 itibari ile başlayan ve Mart ayı sonuna kadar geçerli olan bu kampanyayla operator başına 5 milyona varan bedava dakikalar sunuluyor. Yüzde 20, yüzde 55 ve yüzde 90 olarak kademelendirilmiş olarak sunulan indirim kampanyasından tüm operatörler faydalanabiliyor.

Mayıs 2010'da piyasaya sunulan Çağrı Başlatma İndirimi Kampanyası'nın güncelleştirilmesi ve indirim oranlarının artırılmasıyla oluşturulan bu yeni kampanya ile Türk Telekom toptan seviyede hizmet verdiği STH sağlayıcılarının toplam maliyetlerini düşürmeleri ve adil rekabet ortamının sağlanması için bir kez daha desteğini ortaya koymuş oluyor.




0 Yorum - Yorum Yaz

Facebook'ta çağrıda bulundu; 30 bin kişi yürüdü

Belçika'da 200 günden fazla süredir federal hükümetin kurulamaması binlerce kişiyi sokağa döktü.
 

Sosyal paylaşım sitesi Facebook'ta 'utanç' adında bir sayfa oluşturarak sağduyulu vatandaşları yürümeye çağıran beş genç, bugün başkent Brüksel'de on binlerce kişinin siyasi belirsizliği protesto etmesine öncülük etti. Facebook, Belçika'daki siyasi krizi protesto etmek isteyenlerin buluşma noktası oldu. Tunus'ta devlet başkanı Bin Ali'nin ülkeden ayrılmasına kadar varan süreçte Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinin ne kadar etkili olduğunun tartışıldığı şu günlerde Belçika'da da benzer bir biçimde kullanılan Facebook on binleri kanalize etmede başarılı oldu. Belçika'da öğlen saatlerinde bir araya gelen 34 bin kişi, ülkede var olan siyasi belirsizliği ve hükümetsizliği protesto etmek için bir yürüdü. Üniversiteli beş gencin öncülüğünde gerçekleşen protesto eylemine havanın soğuk oluşuna aldırmadan katılan binlerce Belçikalı, 'Didişmeye son verin', 'Hükümet istiyoruz', 'Utanın' şeklinde pankartlar açarak siyasilere bir an önce Federal Hükümetin kurulması için çağrıda bulundu. Nord İstasyonu'ndan başlayan yürüyüş, AB kurumlarının bulunduğu Schuman Meydanı'ndan geçerek Jubel Park'ta son buldu. Çok sayıda polisin görev aldığı yürüyüş güzergahında trafik araç trafiğine kapatılırken, yürüyüş olaysız bir şekilde konuşmaların ardından sona erdi. Öte yandan 'Hükümet kuramama dünya şampiyonu oluyoruz' adlı internet sitesi kuran Belçikalılar, 289 günle dünyada en uzun hükümet kurma süresini elinde bulunduran Irak'ın rekorunu kırmak için gün sayıyor. Sanal ortamda dünya ikincisi olan Belçika'ya ironi bir şekilde 'desteklenmesi' gerektiğini söyleyen site sahipleri, dünya rekorunu kırmak için siyasetçilerden 17 Şubat gününe kadar siyasi krizi sürdürmelerini istedi.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

''Namaz kılmamanın mazereti olmaz''

Antalya'nın Korkuteli ilçesinde "Aile ve Namaz" konulu konferansta konuşan gazeteci yazar Cemil Tokpınar, namaz kılmamak için bir mazeretin olmadığını belirterek "Namaz savaşta da olsa terk edilmez" dedi.
 

Sadakat Kültür Eğitim Derneği ve Nur Pastaneleri'nin sponsorluğunda düzenlenen programa Korkuteli halkı büyük ilgi gösterdi. Korkuteli Papir Düğün Salonu'nda gerçekleştirilen programa katılan konuşmacı gazeteci yazar Cemil Tokpınar, namaz kılmamanın mazeretinin olamayacağını ifade etti ve ekledi: "Namaz savaşta da olsa terk edilmez.

Peygamberimizi (SAS) ve sahabe efendilerimizi seviyorsak, onlara komşu olmak istiyorsak onların yaşadığı gibi yaşamalıyız. Ülkemizde yapılan anketler sonucu, halkın yüzde 70'inin beş vakit namaz kılmadığının yüzde otuzunun ise namazlarını huşu içinde kılmadığını belirten Tokpınar, "Günde kırk kere okuduğumuz Fatiha Suresi`nin anlamını bilmiyoruz. Namaz müminin miracı ve insanın, kendisini yaratan rabbine kulluğunun bir gereğidir."

Namazsız bir imanın sağlam olamayacağını ve namazın kulun aciz ve biçare olduğunu, günde beş defa haykırması olduğunu kaydeden Tokpınar, Peygamberimizin (SAS) savaşlarda bile cemaatle namaz kıldığını hatırlatarak, Hastayım, vaktim yok, işlerim çok sıkışık gibi bahanelerle namaz terk edilmez. Namaz dinin direğidir; namaz kılmayan dininin direğini yıkmış olur. Savaşların en kritik anında Allah Resulü (SAS) ve sahabe efendilerimiz namazı terk etmemişlerdir." şeklinde konuştu.

Konferans bitiminde gazeteci yazar Cemil Tokpınar, okurları ile buluşarak, Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?, Ömür Boyu Aşk 1-2, Peygamberimizin Diliyle Gençlik, Gençlik ve Aşk, Namaz Kahramanları, Risale-i Nur`u Okuma ve Anlama Teknikleri isimli kitaplarını imzaladı.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

''İnternet çocuklar için ciddi tehlike''

Ankara Ticaret Odasının (ATO) yaptığı araştırmaya göre, insanlık tarihinin en büyük buluşlarından biri olan internet, çocuklar için ciddi tehlikeler barındırıyor.
 

Ankara Ticaret Odasının (ATO), Türk Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın çocukları, aileleri ve eğitimcileri bilinçlendirmek amacıyla kurduğu ''www.guvenliweb.org.tr'' sitesinden yararlanılarak yaptığı ''Online Çocuklar'' araştırmasına göre, çocuklara internette ''popüler çizgi kahramanlar'' yoluyla porno tuzağı kuruluyor.

Pedofili hastalarının, interneti çocuklarla buluşmak için bir araç olarak kullandığına dikkat çeken araştırma, ''oyun sitesi'' görünümündeki pornografik içerikli bazı sitelerde çocukların, cinsel istismar, sanal seks ve kumar gibi tehlikelere maruz kaldığını ortaya koyuyor.

-13'Ü CİNSEL İÇERİKLİ FOTOĞRAF GÖRMÜŞ-

''Avrupa Çevrimiçi Çocuklar'' Projesi kapsamında 25 Avrupa ülkesinde yapılan bir araştırmaya göre, Türk çocukları interneti güvenli kullanma konusunda Avrupalı yaşıtlarının gerisinde kalıyor.

Türkiye'de, Mayıs-Haziran 2010 döneminde, kırsal ve kentsel bölgelerde yaşayan 9-16 yaş grubundaki bin 18 çocukla yüz yüze görüşmeler yapıldı. Görüşülen çocukların tamamının internet kullandığı belirlendi. Araştırmaya göre, internette cinsel içerikli fotoğraf gördüğünü belirten çocukların oranı yüzde 13 olurken, bu çocukların yüzde 46'sı gördükleri fotoğraflardan rahatsızlık duyduklarını dile getirdi.

Araştırmada, çocukların yüzde 12'sinin cinsel içerikli mesaj aldığı, yüzde 4'ünün de benzer içerikli mesajlar yolladığı, cinsel içerikli mesaj alan çocukların yüzde 50'sinin bu durumdan rahatsızlık duyduğu belirtildi.

Araştırma, çocuklarının yüzde 3'ünün siber zorbalığa maruz kaldığını da ortaya koydu.

-ÇOCUKLARIN TERCİHİ DE FACEBOOK-

Araştırmaya göre, sosyal paylaşım sitesi kullanan çocukların yüzde 85'i Facebook'u tercih ediyor. Bu tür ağlarda çocukları bekleyen en büyük tehlikenin kimliklerini açığa çıkaracak kişisel bilgileri vermeleri ve fotoğraflarını ekleyerek tamamen tanınır ve ulaşılabilir hale gelmeleri oluşturuyor.

Sosyal paylaşım sitelerini kullanan çocukların yüzde 19'u adres, yüzde 8'i telefon numaralarını profillerinde paylaşıyor. Ebeveynlerin yarısından çoğu, çocuklarının kişisel bilgilerini internette paylaşmasını yasaklamasına karşın, çocukların yüzde 42'si profillerinin ''herkese açık'' olduğunu, yüzde 65'i kendisini açıkça gösteren bir profil resmi kullandığını, yüzde 59'u da güvenlik ayarlarını nasıl değiştireceğini bilmediğini belirtti.

Çocukların bu tür bilgilerine erişilmesinin kötü ve çirkin mesajlar almalarına ya da fotoğraflarının istenmeyen şekilde internette dolaşmasına neden olabildiği uyarısında bulunulan araştırmada, daha büyük tehlikenin ise pedofili hastalarının çocukların kişisel bilgilerine ve fotoğraflarına erişmesi ve kendisini çocuk olarak tanıtıp onlarla iletişim kurması olduğuna dikkat çekildi.

Sosyal paylaşım sitelerine üye olma yaşının alt sınırı 13 olduğu halde araştırma bu sitelerde hesabı bulunan çocukların üçte birinin 13 yaşın altında olduğunu ortaya koydu.

-YABANCILARLA SOHBET EDİP BULUŞUYORLAR-

Araştırmaya göre, çocukların yüzde 14'ü hiç tanımadıkları kişilerle internet üzerinden sohbet ediyor. Bunların yüzde 2'si de tanımadıkları kişilerle daha sonra yüz yüze görüşüyor.

Fatih Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Özsoy'un yaptığı başka bir araştırma da internet kullanıcısı kız çocuklarının yüzde 63'ünün sanal ortamda tanımadıkları insanlarla diyaloğa geçtiğini gösteriyor.

Bilgisayarda veya internet ortamında oynanan oyunlar özellikle çocuklarda bağımlılık yapabiliyor. Oyun bağımlısı çocuklar sosyal hayattan koparak sanal dünyadaki arkadaşları ile daha fazla zaman geçirmeye başlıyor. Bu durumda çocuğun okul başarısı, ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkileri zayıflıyor.

-ANNE-BABALARIN ÇOĞU BİLİNÇSİZ-

''Avrupa Çevrimiçi Çocuklar''Projesi kapsamında Türkiye'de yapılan araştırmaya katılan çocukların yüzde 40'ı kendisine ait bilgisayarı olduğunu, yüzde 39'u da bilgisayarını aile fertleriyle paylaştığını ifade etti. Araştırmada, Ebeveynlerin sadece yüzde 29'unun internet kullandığı ortaya çıktı.

Araştırmaya göre, internet kullanımı konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan ebeveynler, çocuklarının teknoloji kullanımı sırasında elde edeceği olanakları ve karşılaşabilecekleri riskleri anlayamıyor. Ebeveynlerin sadece yüzde 36'sı çocuklarını rahatsız edici durumlarla karşılaştıklarında ne yapmaları gerektiği konusunda çocuklarıyla konuşuyor.

Ebeveynlerin üçte birinden daha azı, çocuklarının ziyaret ettiği internet sayfalarını takip ediyor.

Çocuklar, bu tür durumlarda istemek için ebeveynlerinden çok arkadaşlarına danışıyor. İnternet ortamında bir riksle karşılaşan çocukların yaklaşık yarısı bu durumu kimseyle paylaşmıyor.

Çocuklar internet kullanmaya 10 yaşında başlıyor ve günde ortalama 1-1,5 geçiriyor. Çocukların sadece yüzde 24'ünün kullandığı bilgisayar, evin ortak kullanım alanında bulunuyor.

Türkiye'de çocukların yüzde 60'ı okulda internete bağlanırken, yüzde 51'i internet kafeleri kullanıyor. Bu durumda ebeveynler çocuklarının internet kullanımını denetleyemiyor.

-UZMANLARDAN UYARILAR-

Okulda başarısı düşük, boş zaman değerlendirme faaliyeti olmayan, kendisini ifade etmekte zorlanan, ailesinin yeterli zaman ayırmadığı çocukların internete gereğinden fazla ilgi gösterdiğini belirten uzmanlar, internetin yol açabileceği tehlikeli durumlar konusunda ailelere çeşitli uyarılarda bulundu.

Ailelere çocuklarına zaman ayırmaları, onlarla dışarıda oyun oynamaları, spor yapmalarını, aileleri ve arkadaşlarıyla zaman geçirme, kitap okuma, müzik dinleme gibi alternatiflere yönlendirmeleri önerisinde bulunan uzmanlar, ailelerin okul başarısızlığı ve sınıf arkadaşlarıyla yaşadığı kişisel sorunların tespitini ustalıkla yapıp en kısa sürede müdahale etmeleri gerektiğini söyledi.

Bilgisayarın çocuğun odasında değil evin ortak kullanım alanlarında tutulması gerektiğine işaret eden uzmanlar, çocuğun hangi internet sitelerine girdiğinin düzenli aralıklarla kontrol edilmesi, internet başında geçireceği zamanın mutlaka sınırlanması ve internette karşılaştığı her şeye inanmaması konusunda çocuğun uyarılması gerektiğini vurguladı.

Çocukların, internetteki kullanıcı adı, şifreler ve kişisel tüm bilgilerin kendisine ait çok özel ve önemli bilgiler olduğu, telefon numarası, adres, okul adı gibi bilgileri hiç kimseyle paylaşmamaları gerektiği konusunda uyarılması, tanımadığı kişilerden gelen e-mailleri açmaması gerektiğinin öğretilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, ailelerin çocuklarıyla internette neler yaptığı, kimlerle iletişim kurduğu konusunda sürekli konuşması, onların sosyal ağ olarak adlandırılan arkadaşlık sitelerine üyeliklerini izlemesi gerektiğine dikkati çekti.

Uzmanlar, ailelere, uygunsuz içerikli, rahatsız edici siteleri ''www.ihbarweb.org.tr'' adresine ya da ''0 (312) 582 82 82'' numaralı telefona şikayet etmeleri önerisinde bulundu.


AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Yok böyle yetenek!

Küçükçekmece'nin genç yetenekleri, hünerlerini Cennet Bilgi Evi'nin düzenlediği yetenek yarışmasında sergiledi.
 

TV ekranlarındaki yetenek yarışmalarına benzer bir formatta hazırlanan programda sahneye çıkan Bilgi Evi öğrencileri, performanslarıyla göz doldurdu. Şiir, müzik ve yetenek dalında düzenlenen yarışmanın yıldızı teknodans gösterisi ile Ufuk Göçer ve müzik dalındaki başarılı yorumlarıyla Duhan Küçük ve Soner Şeylan ikilisi oldu.

Küçükçekmece Belediyesi Bilgi Evleri, eğitime yaptığı katkının yanı sıra öğrencilerin daha sağlıklı birer birey olabilmeleri için gerekli sosyal etkinlikler de düzenliyor. Bu kapsamda Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilen yetenek yarışması birçok hünerli genci bir araya getirdi. Yarışmada birbirinden yetenekli onlarca genç, şiir müzik ve yetenek dalında özenle hazırladıkları gösterilerle jüriyi etkilemeyi başardı. Bu hünerli gençleri arkadaşları ve aileleri de yalnız bırakmadı.

ÖĞRENCİLER EĞLENCEYE DOYDU

2008 yılından beri faaliyette olan Cennet Bilgi Evi'nin düzenlediği yarışma eğlenceli görüntülere sahne oldu. Öğrenciler şiirler okudu, şarkılar söyledi, birbirinden güzel performanslarla yeteneklerini sergiledi. Bilgi evi öğrencilerinden Ufuk Göçer'in tekno dans performansını ise katılımcılar büyük bir keyifle izledi. Öğrencilere arkadaşları tezahüratları ile destek verdi. Toplamda 20 gösterinin sergilendiği yarışmada tempo hiç düşmedi.

ÇOCUKLARA FIRSAT VERİN

Bilgi Evleri Eğitim Koordinatörü Yüksel Çetin, “Eğitim yuvalarımızda 27 bin üyeye ulaştık. 3 bilgi evi daha yapım aşamasında. Bilgi evleri olarak yükselişimize devam edeceğiz. Bu yarışmalarda derece alan çocuklarımızı başka yarışmalara da göndereceğiz. Yarışmaya öğrenciler 10 günde hazırlandı. Görüyoruz ki çocuklarımıza fırsat verdiğimizde yeteneklerini iyi bir şekilde gösteriyorlar ve kabiliyetlerini geliştiriyorlar. Çocuklarınızın arkasında durun, onlara destek olun.” diyerek ailelere tavsiyede bulundu.

Bilgi evi öğretmenlerinin jüri üyeliği yaptığı yarışmada; şiir dalında “Bilgi Evleri” şiiri ile Hande Acar, yetenek dalında tekno dans gösterisi ile Ufuk Göçer, müzik dalında ise sergiledikleri ikili performansları ile Duhan Küçük ve Soner Şeylan birinci oldu. Dereceye giren öğrencilere ödülleri Bilgi Evleri Koordinatörü Yüksel Çetin tarafından verildi.




0 Yorum - Yorum Yaz

'Osmanlı günümüzde dizilerde çarpıtılıyor'

 Tarihçi-Yazar Talha Uğurluel, Osmanlı'nın günümüzde dizilerde çarpıtıldığını, gerçek yönlerinin açıklanmadığını belirterek, ''Osmanlı, dizilerde sefaya düşkünmüş gibi lanse ediliyor.
 

Aslında bunun böyle olmadığı, Osmanlı sultanları ve hanımlarının yaptırdıkları eserlerle ispat ediliyor.'' dedi.

Manyas Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından organize edilen ''Tarihte Eğitime Gönül Verenler ''konulu konferans, belediye düğün salonunda gerçekleşti. Konferansa konuşmacı olarak katılan Tarihçi-Yazar Talha Uğurluel, Osmanlının eğitime verdiği önemi fotoğraflarla gösterdi.

Programın açılış konuşmasını yapan Manyas Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Serhat Kandemir, Türkiye'nin eğitim alanında dünyada bir marka olma yolunda olduğunu, bunun da dünyanın her ülkesinde açılan okullar tarafından ispat edildiğini söyledi. Kandemir, dernek olarak eğitime büyük önem verdiklerini ifade etti.

Talha Uğurluel, programda bir gencin aklına takılan ''Osmanlıyı bu kadar büyük yapan neydi'' sorusundan yola çıkarak, araştırma yapmasını slayt sunum şeklinde gösterdi. Uğurluel, Osmanlı sultanlarının sadece cami yapmadığını onun yanına okul, aşevi, sağlık ocağı, üniversite yaparak eğitime büyük önem verdiğini belirterek, ''Atalarımız insan yetiştirmenin önemini bilerek hareket etmişlerdir. Yaptıkları camilerin yanına hamam, kütüphane, aşevi, üniversite, sağlık ocağı yaparak insanların her türlü ihtiyacını gidermesini düşünmüşlerdir. En ücra köylerden zeki öğrencileri bularak özel eğitim vermişler ve büyük insanların yetişmesine neden olmuşlardır. Günümüzde de nesle bu şekilde sahip çıkılması gerekir. Eğitim her şeyin başıdır.'' dedi.

Osmanlı'nın, günümüzde dizilerde çarpıtıldığını, gerçek yönlerinin açıklamadığını vurgulayan Tarihçi-Yazar Uğurluel, sefaya düşkünmüş gibi lanse edildiğini ama aslında Osmanlı sultanlarının ve hanımlarının öyle olmadığını, çok yardımsever olduklarını, bunu da yaptıkları eserlerle ispat ettiklerini vurguladı. Osmanlı'da kölelere ne kadar değer verildiğini de anlatan Uğurluel, onların en güzel şekilde yetiştirildiğini sözlerine ekledi.

Osmanlı padişahlarının, 'Beni okulumun bahçesine defnediniz ki yattığım yerden talebelerimin seslerini duyabileyim.' dediğini anlatan Uğurluel, ''Eğitim ve öğretim çok önemliydi; kendini insanlığın yetiştirilmesine adayacak eğitim gönüllülerine ihtiyaç vardı. Bu kişiler o kadar kendilerinden geçmeliydiler ki onlara en sevimli gelen yer, okulları ve öğrencilerinin yanı olmalıydı. Ebedî istirahatgahları olarak akıllarına bir tek yer gelmeliydi; kendi okullarının bahçeleri. Şimdi yurt dışında eğitim yapan okulların bahçesinde yatan birçok eğitim gönüllüsünün olduğunu biliyoruz. Bunları gördükten sonra eğitim adına ümitsiz olmaya gerek yok. Günümüzde bunun birçok örneği yaşanıyor. Bu eğitim sevdalıları Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi Manyas'ta da var. Gönüllü bir şekilde karşılıksız olarak nesle sahip çıkıyorlar. Hepsini tebrik ediyorum.'' diye konuştu.

Program sonunda, Talha Uğurluel'e Manyas Belediye Başkanı Hasan Kahraman tarafından çiçek takdim edildi. Uğurluel'i konferans nedeniyle tebrik eden Başkan Kahraman, ''Manyas'a sık sık gelerek bizleri aydınlatıyor. Önümüzdeki günlerde yine bekliyor, Manyas Eğitim Gönüllüleri Derneği yetkililerini, bu tür etkinliklerden dolayı tebrik ediyorum.'' dedi.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Kayıp kızlar bağ evinde bulundu

Aydın'ın Nazilli ilçesinde 6 gündür kayıp olan 14 yaşındaki 2 kız, polis tarafından bir bağ evinde bulundu.
 

Nazilli Gazi Mustafa Kemal İlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencisi 14 yaşlarındaki M.G. ve Ü.T., pazartesi günü kaybolmuştu. Polis ekiplerinin 6 gün süren araştırmaları sonunda kızlar Nazilli Topandağ mevkiindeki bir bağ evinin bahçesinde bulundu.

Nazilli Devlet Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirilen çocukların, emniyette avukat nezaretinde alınan ifadelerinin ardından ailelerine teslim edileceği öğrenildi.

İlçeye 5 kilometre mesafedeki bir bağ evinin bahçesinde bulunan kızların ailelerine gitmek istemedikleri öğrenildi. 6 gün boyunca bağ evinin bahçesinde bir tentenin altında halıya sarılarak uyuyan kızların kaçmadan önce bıraktıkları mektupta, "aile içi hakaret ve şiddete maruz kaldıklarını" yazdıkları öğrenildi.




0 Yorum - Yorum Yaz

Bunu yapan insan olamaz!

Hatay'ın Hassa ilçesi Küreci beldesi çöplüğünde yeni doğmuş bebek cesedi bulundu.
 

Edinilen bilgilere göre, saat 19.00 sıralarında avlanmaya giden Ferhat Çalık (20) adlı genç, Küreci beldesinde belediyeye ait çöp dökme alanında geldiğinde beze sarılı olarak yeni doğmuş bebek buldu.

Bebeğin ölü olduğunu anlayan Çalık durumu Aktepe Jandarma Karakolu görevlilerine bildirdi. İhbarı alan jandarma timleri yaptıkları araştırmanın ardından ölü bebeğe ulaştı. Olay yerinde yapılan incelemenin ardından bebeğin cesedi savcılık tarafından Hassa Devlet Hastanesi morguna götürülürken, jandarma olayla ilgili soruşturma başlattı.




0 Yorum - Yorum Yaz

Kaybolan bir İslam ümmeti: İdil Ural Türkleri

Rus işgalinden kaçarak Japonya ve Kore'ye yerleşen İdil-Ural Türkleri'nin Uzakdoğu'daki var oluş mücadelesi ve yaptıkları İslami çalışmalar yürekleri burkuyor. Uzun yıllar boyunca Tokyo ve Seul'de Müslüman mahalleleri kurarak cemaat halinde yaşayan Müslümanlar, okullar, camiler ve matbaalar da kurmuşlar. İdil-Ural Türklerinin Uzakdoğu'da yaşadıkları ise günümüzde pek bilinmiyor.  
 

Rus işgaliyle birlikte daha Doğu'ya doğru göç etmek zorunda kalan İdil-Ural Türkleri'nin Uzakdoğu'daki var oluş mücadelesi yürek burkuyor. Göç ettikleri topraklarda “Mahalle-i İslamiye”ler kurarak gurbette birbirlerine sımsıkı sarılan İdil-Ural Türkleri okullar, camiler ve matbaalar kurmuşlar; kültürel faaliyetlerde bulunarak bir varoluş mücadelesi ortaya koymuşlar. Uzakdoğu'daki Tatar Türklerinin hikayesi ülkemizde pek bilinmemekle birlikte, o devir üzerine pek fazla araştırma da yapılmıyor. İdil-Ural Türklerinin ana yurtlarından dünyanın çeşitli bölgelerine göçleri ve özellikle Japonya'daki varoluş mücadeleleri Yedikıta Dergisinin son sayısında Ekrem Saltık tarafından ele alındı. İşte bütün detayları ile ele alınan Uzakdoğu'daki Tatarların bitmeyen mücadeleleri:

UZAKDOĞU'DA BİTEN HAYATLAR...

Rus devriminin ardından uzun süredir Rus işgali altındaki Asya topraklarında yaşayan İdil-Ural Türkleri Uzakdoğu'ya göç etmişlerdir. 1919'dan sonra da Japonya'ya özellikle de Yokohama, Tokyo, Nagoya ve Kobe'ye taşınan ve 19. yüzyıldan itibaren Tatar aydınlar tarafından temsil edilen İdil Ural Türkleri gittikleri yerlerde okullar, camiler ve matbaalar kurmuşlar; kültürel faaliyetlerde bulunarak bir varoluş mücadelesi ortaya koymuşlardır. Tokyo'nun Fuchu semtinde bulunan Türk-Tatar mezarlığındaki mezar taşları; Seul Belediyesi'nin arka sokağındaki binaların ketumluğu, Türklerin Uzakdoğu'daki geçmişlerinin bilinmeyen sayfalarını mırıldanıyor. “Hayatı nerde başladı, ömrü nerde bitti!” cümlesinden koparak yayılan hüzün, Türklerin başladığı yerden çok uzaklarda, Uzakdoğu'da biten yaşanmışlıklarını anlatan sayfaları açıyor.

ORTA ASYA'DAN UZAKDOĞU'YA GÖÇ ETTİLER

Türklerin Uzakdoğu'daki geçmişleri güvertesinde Halife-i Müslimin Sultan İkinci Abdülhamid'in Güney Asya halklarına gönderdiği selamı dalgalandıran Ertuğrul gemisinin Japonya'ya ulaştığı 1889 yılı ya da Güney Kore'de dünya güçlerinin siyasi hesapları uğruna savaşan Türk askerlerinin Pusan limanından ülkeye ayak bastıkları 1950 yılı ile sınırlı zannedilir. Oysa Türklerin, Uzakdoğu'yla ilk münasebetleri 13. yüzyılda Japonya'yı istila etmek isteyen Moğol ordularının saflarında bulunan Türklerin Japonya'ya gelişleri sırasındaydı. Moğolların Japonya siyasetinden vazgeçerek Çin'e yönelmesiyle Japonya'daki Türk varlığının ortaya çıkışı 19. yüzyıla kadar ertelenmiş olsa da Moğol hakimiyetine giren Kore'deki Türk varlığı 200 yıl sürmüş, Moğolların ardından bölgede kalan Türk soyları zamanla Korelileşmişti. Türklerin asırlar sonra ikinci defa Uzakdoğu'ya gelişleri ilk önce Ertuğrul gemisinin Yokohama limanına demirlemesiyle gerçekleşecek, ardından Rusya sömürgesi altında yaşayan Orta Asya Türkleri de kalabalık gruplar halinde Uzakdoğu'ya göç etmeye başlayacaklardı. Uzakdoğu'nun birçok ülkesine yerleşen Türklerin Mançurya, Kore ve Japonya gibi ülkelerdeki varlıkları bu defa uzun sürmemiş, bölgedeki siyasi çekişmeler yüzünden dünyanın farklı ülkelerine dağılmışlardı.

KORE VE JAPONYA'YA YERLEŞTİLER

Bolşevik ihtilali Rus sömürgesindeki Müslüman Türk halkları için fevkalade kötü sonuçlar doğurmuştu. Bolşeviklere karşı savaşan ve topraklarından edilen Türk-Tatarlar, Japonya'nın kontrolündeki Mançurya ve dünyanın çeşitli yerlerine göç etmek zorunda kalacaktı. 1920'li yılların başında özellikle Rusya'dan başlayarak Çin'e kadar uzanan bölgedeki liman şehirlerinde binlerce Türk-Tatar ailesi yerleşmiş durumdaydı. Uzakdoğu'daki Türk-Tatar topluluğunun öncüleri olan bu ilk kafileler, Doğu Çin Demiryolu İnşaatı için Mançurya bölgesine gelen işçi ve teknisyenlerden oluşuyordu. 1920'li yıllara gelindiğinde Japon Hükümeti, Mançurya'da bulunan Tatarların Japonya'nın sömürgesi olan Kore'ye yerleşmelerine izin veriyordu. Japon hükümetinin kararı üzerine Mançurya'dan gelen 600 kişilik bir Türk-Tatar topluluğu Japonya'ya iltica ederken 200 kişilik bir başka grup da Kore'ye yerleşecekti.

ESİR DÜŞEN OSMANLI ASKERLERİ DE BURAYA YERLEŞTİ

Birinci Dünya Savaşı sırasında zorla Rus ordusuna alınan ya da esir düşerek sürgüne gönderilen bazı Osmanlı askerlerinin de Sibirya'daki esaretten kurtulduktan sonra Mançurya üzerinden Kore'nin kuzeyindeki Pyongyang, Siniyju, Konan ve diğer şehirlerine yerleştikleri sanılmaktadır.

Sonraki dönemlerde Japonya ve Mançurya'da yaşayan birçok Türk-Tatar ailesi de Kore'ye gelerek ülkenin çeşitli yerlerine yerleşeceklerdi. 1926 yılının Ramazan Bayramı namazı sonrasında Seul'de açılan “Seul Dinî ve Milli Müslüman Cemiyeti”, Müslümanların dinî ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için kurulmuştu. Seul, Taegu ve Pusan şehirlerinde de Mahalle-i İslamiye toplulukları oluşturulmuştu. Seul Mahalle-i İslamiye cemaatinin çabaları ve Uzakdoğu Türk-Tatarlarının desteğiyle günümüzde yerinde yüksek binalar inşa edilmiş olan iki katlı bir bina, Türk-Tatar cemaatinin Seul'deki toplantı merkezi haline getirilmişti.

TİCARETLE UĞRAŞTILAR VE ZENGİNLEŞTİLER

Japonların da yaygın bir şekilde ticaretle uğraştığı Kore şehirlerinde yerli halkın pazarlık alışkanlığına rağmen pazarlığa yanaşmayan Japon tüccarların aksine Türk-Tatarlar az bir kar karşılığında -pazarlıkla- satış yaptıkları için yerli halkın Türk-Tatar mallarına rağbet etmesini sağlamışlardı. Türklerin, Kore şehirlerinde, 69 dükkanı olduğu sanılmaktadır.  Resmî rakamlara göre 1930'lu yıllardaki sayıları 70 civarında kaydedilen, ancak bu sayının 200-300 dolaylarında olduğu tahmin edilen, Türk-Tatarlarına ait dükkanlar, çoğu zaman -Baykal, Altay, Nur, Kama, Kazan gibi- dükkan sahibinin adını taşırdı. 1940'lı yıllara gelindiğinde bağımsızlığını yeniden kazanan Kore'nin siyasi ve sosyal hayatında değişiklikler yaşanmış, Türk-Tatar halkı dışlanmaya başlamıştı.  1950'li yıllara gelindiğinde ise Türk-Tatarlar giderek tehdide dönüşen gerginlik sebebiyle başta Türkiye olmak üzere ABD, Kanada ve Avustralya'ya göç etmiş durumdaydı.

MATBAA KURUP, KUR'AN BASTIRDILAR

Kore'deki Müslüman çocuklarının altı yıllık eğitimleri boyunca ihtiyaç duydukları ders kitapları, 1931 yılında Kurbanali tarafından Tokyo'da kurulan Matbaa-i İslamiye'den temin ediliyordu. “Seul Türk Müslüman Cemiyeti”yle “Tokyo Türk Müslüman Cemiyeti” arasındaki dayanışmanın bir sonucu olarak Matbaa-i İslamiye'de Kur'an-ı Kerîm ve Kur'an tefsirlerinin de basılması sağlanmış, ilki Arapça yapılan bu baskıdan bütün Uzakdoğu Türk Tatarları ve Müslümanlarına gönderilmişti. Seul'un dış mahallelerinde bulunan boş bir araziyi mezarlık haline getiren Müslümanlar, diğer Kore şehirlerindeki cenazelerinin de buraya gömülmesini sağlamışlardı. Kurulduğu yıllarda Seul dışında kalan Kore Türk-Tatar mezarlığı geçen yarım asrı aşkın sürede büyüyen şehirdeki yüksek binaların ve uğultulu otobanların arasında kaybolacaktı.

Mekteb-i İslamiye'yi inşa ettiler

Türk-Tatarların 1921'den itibaren buluşma yeri olarak kullandıkları Tokyo Oteli'nde, özellikle dinî gün ve bayramlarda toplantılar yapılıyor, otelin salonlarında Cuma namazları kılınıyordu. Bir süre sonra Tokyo'daki az sayıda Müslüman ailenin yaşadığı Shibuya semtinde birbirlerine yakın evler kiralayan Türk-Tatarlar, zamanla bu semtte baskın duruma geleceklerdi. Tokyo'da kurulan Mahalle-i İslamiye Cemiyeti, Türk-Tatar topluluğunun toplantı ve ibadetlerini yapabilmeleri için 1931 yılında Mekteb-i İslamiye'yi inşa ettirmişti. Sadece bir ibadethane olmayan Mekteb-i İslamiye'de eğitim-öğretim de yapılıyor, Japonya'daki Türk-Tatarların ihtiyaç duyduğu kitaplar, giriş katındaki küçük matbaada basılıyordu. Matbaa-i İslamiye'nin eski harf kalıpları, harf inkılabı yapılan Türkiye'deki bir gazeteden satın alınmış ve Uzakdoğu'daki basın faaliyetleri Arap harfleriyle yapılmıştı. Matbaa-i İslamiye'de Japon Muhbiri adında aylık bir mecmua basılmaktaydı. Çeşitli programlar da düzenlenen Mekteb-i İslamiye'de, Türkçe, Tatarca, İngilizce ve Rusça eğitim alan çocuklar ilkokul müfredatındaki dersleri Japonca okumaktaydılar.

Çeşitli şehirlerde büyük camiler yaptılar

Uzakdoğu'daki Türk-Tatarlar Tokyo'da büyük bir cami yaptırmış olmalarından evvel ilk olarak 1924'te Mançurya'da Minyıl Mescidi'ni inşa etmişler ve ardından Japonya'nın Kobe ve Nagoya gibi şehirlerinde de camiler inşa etmişlerdi. Nagoya Camii sonradan yıkılmış olduğu için yerinde aynı isimle sonradan yaptırılan bir cami inşa edilecekse de, Kobe Camii günümüze kadar ayakta kalmayı başaracaktı. 1935 yılında hizmete açılan ve inşaatı için Hint Müslümanlarının da maddi destek verdiği Kobe Camii, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki hava saldırıları ve sonraki deprem felaketlerinde yerle bir olan Kobe'de ayakta kalmayı başaran nadir yapılardan biriydi. Geleneksel Türk motifleri taşıyan caminin bodrumları 1939 yılında Japon Deniz Kuvvetleri tarafından depo olarak kullanılmıştı. Japonya'nın diğer şehirlerinde yaşanan bu gelişmelerin parantezinde Tokyo Camii'nin Ekim 1937'deki temel atma merasiminde hazır bulunan Türk-Tatarların her biri, temele koyulan tuğlalara adlarını kazıyarak toprağa gömmüşlerdi. Yapımı kısa sürede bitirilen Tokyo Camii'nin açılışı 12 Mayıs 1938 tarihinde gerçekleşmişti. İkinci Dünya Savaşı'ndaki hava saldırılarında fazla hasar görmeyen Tokyo Camii, 1950'lere kadar Japonya'daki Müslümanların buluşma noktası olmaya devam etmişti. 1950'li yıllardan itibaren başta Türkiye, Amerika ve Avustralya olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerine göç eden Türk-Tatarların ardından Japonya'daki hatıraları kendi hallerine terk edildi.

TÜRKİYE, TOKYO CAMİİ'Nİ YENİDEN İNŞA ETTİ

Türkiye'ye hibe edilen ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Tokyo Camii, 1983 yılında ibadete kapatılmış, yenisinin inşa edilebilmesi için Şubat 1986'da yıkılmasına karar verilmişti. İlk yapıldığı yerde, Türk mimarisine uygun ve önceki camiden kalan hatıraların sergilenebildiği bir yapıda Türkiye'nin öncülüğünde inşa edilen Tokyo Camii, 2000 yılı Haziran ayında yeniden ibadete açılmıştı.

Mustafa R. Özgür / Akit




0 Yorum - Yorum Yaz
Başbakan Erdoğan, TÜSİAD toplantısında "Babalar burda, kendi otomobilimizi yapalım" demişti. Peki bu projenin gerçekleşme maliyet ne kadar?
 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın TÜSİAD üyelerinden yerli marka bir otomobil üretmelerini istemesi sektörün bir süre önce tartışıp “Tren kaçtı” dediği konuyu yeniden gündeme getirdi. Sektör en az 1 milyar dolarlık yatırımla başlanacak olan marka yaratma projesinin 20 yılda olgunlaşacağını üretmenin kolay ama ürün yelpazesi oluşturup dünyaya satmak için yerine getirilmesi gereken şartların ağır olduğu konusunda birleşti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın TÜSİAD üyelerine, “Kendi otomobilimizi yapın” demesi, 40 yıllık tartışmayı yeniden alevlendirdi. Bu konuyu bu kadar açık biçimiyle ilk kez Nihat Ergün dile getirmiş, Türk otomotiv sanayiinin temsilcilerine seslenerek, “Türkiye'de yeni bir otomobil markası, modeli, tasarımına imkan ve ihtiyaç da vardır. İsterseniz bunu beraber bir araya gelip yapın, ister bireysel olarak yapın, isterseniz İtalyanlarla, Almanlarla, Japonlarla, Korelilerle ortak yapın, ama yapın” demişti. Bu çağrı bir süre tartışılmış ve ‘Tren kaçtı” diye özetlenebilecek yorumlar yapılmıştı. Başbakan'ın iş dünyasının üst düzeyine “Koç gibi kendi markamızı üretin” demesi konuyu yeniden gündeme getirdi.

Hyundai'nin üretici ortağı Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, “Yerli Üretim zor değil, Türkiye'de bu bilgi var” derken Türkiye'de bir otomobil üretecek birikimin bulunduğunu asıl önemli olanın pazar bulmak olduğunu ifade ediyordu. Tofaş CEO'su Ali Pandır da bu öneri ilk yapıldığında benzer bir tepki vermişti. Pandır Türkiye'nin kendi markasını yapmasının sorun olmadığını belirtip asıl sorunun bu yaratılacak markaya pazar bulmak olduğunu ifade etmişti.

‘MARKA YARATMANIN MALİYETİ EN AZ 1 MİLYAR DOLARDIR'
Marka yaratmanın en az 1 milyar dolara mal olacağını ifade eden Pandır, “Bunun yerine katma değeri yüksek ürünler için yan sanayi desteklensin” fikrini öne sürmüştü. Marka “küresel pazarlarda dolaşan ürün” olarak tanımlanırsa, bugün dünyada kendi otomobil markası olan ülke sayısı sadece 6 ile sınırlı kalıyor. Yani bugün bir çırpıda sayılıverecek otomobil markalarının dünyada sadece 6 sahibi var. 2009 yılında yaşanan ve otomotiv dünyasını derinden etkileyen krizden sonra da ortaya çıktı ki, dünyada bundan sonra varlığını yıllık üretimi 5 milyon ve üzerinde olanlarla çok satmasa bile ArGe'si çok güçlü veya katma değeri çok yüksek ürünleri olan markalar varlıklarını sürdürebilecekler.

‘MARKA ELBETTE OLUNUR AMA ŞARTLARI ÇOK AĞIR'
Önümüzdeki aylarda hayata geçirilmesi beklenen “Türkiye Otomotiv Sanayii Strateji Belgesi” otomotiv sanayiinin sürdürülebilir küresel rekabet gücünü artırmak ve üretimini ileri teknoloji kullanımının ağırlıklı olduğu katma değeri yüksek bir yapıya dönüşümünü sağlamayı amaçlıyor. Şirketlerin Ar-Ge altyapısındaki yetersizliklerle, tasarım, üretim, markalaşma beceri ve kapasitelerine ilişkin yetersizliklere dikkat çekilen belgede, yeni strateji ile Türk şirketlerinin küresel pazarda rekabetçi hale gelmelerinin hedeflendiği belirtiliyor.

Ancak sektörün ileri gelenleri otomotivde marka olmanın ürün gamını tamamlamakla mümkün olacağını, bugün dünya pazarlarında ürünleri satılan Güney Koreli markaların bile, Batılı tüketicilerin güven bariyerlerini aşmakta zorlandığını belirtiyorlar. Yani bugün Türkiye en az 1 milyar dolar yatırımla kendi markasını üretmeye başlasa, ürün gamını zenginleştirip, marka sayılabilmesi için 10-15 senenin geçmesi gerekiyor.

'YA PAZAR BÜYÜK YA DEMOKRASİ KÜÇÜK!'
Türkiye ile aynı dönemde otomobil üretimine başlayan ama 40 yıl içinde dünyanın sayılı otomobil üretici ülkelerden biri haline gelen Günüy Kore bu kadar başarılı olurken, Türkiye'nin nasıl olup da sadece başka markaların üreticisi olarak kaldığı ise hep tartışılan bir konu oldu. Oysa Güney Kore ile Türkiye tamamen farklı koşullara sahip ülkeler. Demokrasi kültürleri ve çalışma hayatları tamamen farklı olan bu iki ülke arasındaki en temel fark ise, G. Kore'nin ABD'nin himayesinde olduğu yıllarda savunma harcaması yapmak yerine, biri de otomotiv olmak üzere belli başlı büyük sektörlere yatırım yapmasıydı. Kendi markalarını üreten ve satan Çin, Hindistan ya da İran gibi ülkelerin en önemli farkları ise iç pazarlarının çok büyük olması ya da kapalı ekonomiler ve tartışmalı demokrasilere sahip olmaları.

1 ÇİNLİ CHERY 1997'DE KURULDU, İLK ARAÇ 1999'DA ÜRETİLDİ
Asya Krizi'nde doğdu, şimdi ABD de bile alıcı buluyor. Otomotiv sektörü hızla gelişen Çin ekonomisinin temel direklerinden biri durumunda bulunuyor. 2010'da yüzde 10.3 oranında büyüyen ekonomi sadece yabancı otomobil üreticileri için ucuz bir üretim merkezi olarak kalmadığı gibi kendi markalarını da geliştirmeye devam ediyor. Ülkenin otomotiv sektöründe en tanınmış markası ise Chery. Asya Krizi'nin patlak verdiği 1997 yılında temelleri atılan şirket tüm olumsuzluklara rağmen ayakta kalarak ilk aracını 1999 yılında üretti. İç talebin de verdiği destekle kısa sürede büyük miktarda üretime geçen şirket 2005 yılına gelindiğinde 200 bininci aracını üretim bandından çıkardı. Ancak şirketin satışlarını yalnızca Çin ile sınırlamaması markanın zamanla tüm dünyada tanınmasına neden oldu.

ÇİN'İN EN BÜYÜĞÜ
Markanın yılda toplam 19 milyon aracın satıldığı Çin'de büyük talep görmesi ise sektörün dev şirketlerinin dikkatinden kaçmadı. Önce Alman ardından ABD'li otomobil üreticileri Chery ile ortaklık yapabilmek için harekete geçti. Alman DaimlerChrysler 2006'da yaptığı duyuruda Chery ile küçük araç üretiminde ortaklık yapacağını açıkladı. Alman yetkililer Çin'de Chery olarak üretilen araçları ABD'de Dodge markası altında satmayı planladıklarını duyurdu. Diğer yandan Çinli şirket 2008'den itibaren Mısır'da da satış faaliyetlerine başladı. Rusya'da ise Vortex adı altında satılıyor.

2 TATA NANO BÜYÜK SÜKSE YAPTI
2 bin 500 $'lık Nano ile tüm dünyada tanındı 1945 yılında lokomotif üretimiyle hayata geçen Tata Engineering, 1954 yılında ilk ağır vasıta aracını üretti. Küçük araçlara olan talep nedeniyle binek oto üretimine de yönelen şirket 1961 yılında hem üretim hem de ihracata başladı. O dönemde Alman Mercedes firmasıyla yapılan ortaklıklar yardımıyla üretilen bu araçlar 1990'lı yıllara gelindiğinde tamamen Hintli mühendislerin imzasını taşımaya başladı. Şirketi dünyaya tanıtan model ise 2008 yılında üretilen ve 2 bin 500 dolarlık etiketle dünyanın en ucuz otomobili unvanını alan Nano oldu. Özellikle ülkede yaygın olarak kullanılan motosikletin yerini alması planlanan model kısa sürede büyük başarıya ulaştı. Halen 24 bin kişiye iş imkanı sağlayan Tata Motors'un yıllık cirosu ise 6.1 milyar doları aşmış durumda.

3 SAMAND İRANLI TÜKETİCİLERİN GÖZDESİ
Oto ithalatı yasaklanınca Samand doğdu İran'da 1979 yılında gerçekleşen devrimin ardından yasaklanan otomobil ithalatı ülkede yerli otomobil üretimini gündeme getirdi. Çok sayıda proje gerek finansman eksikliği ve gerekse teknolojik yetersizlik nedeniyle yarı yolda kaldı. 1996 yılında planlaması yapılan Samand Projesi ise önceki denemelere kıyasla daha başarılı oldu. 2000 yılına gelindiğinde ilk modelin test sürüşleri yapılmaya başlandı.

DOĞALGAZLI MODELİ YAPILDI
2002'ye gelindiğinde ise ilk Samand İran sokaklarında dolaşmaya başladı. Fransız Peugeot motoruyla çalışan araç ABS ve elektrikli camlar gibi özellikleriyle kısa sürede İranlı tüketicilerin gözdesi haline geldi. 2008 yılından itibaren ise aracın doğalgazla çalışan modelinin satışına başlandı.

Devrim ve Anadol devletin değil mühendislerindi

Devrim veya Anadol birkaç mühendisin hayali olmak yerine, bir devlet politikasının parçası olabilselerdi, bugün büyük ihtimalle bir marka arayışı içinde olmayacaktık.

Bugünden geçmişe bakan kimi otomotivciler, Devrim'in bir devlet projesi olmaktan çok, Türk mühendislerinin onur şavaşı olarak yorumluyorlar. Anadol'un bazı gazetelerde aleyhinde çıkan haberlerden ötürü değil, daha çok bir stratejisi olmadığı için sona ermek zorunda kaldığı iddiası da tartışılmalı. Devrim iki prototipten fazla üretilemeyince, 1967 yılı şubat ayında satışına başlanan Anadol'u ilk yerli otomobil olarak kabul etmek gerekiyor.

MARKA DEĞİL İSİM YERLİ
Anadol'un ilk modelleri İngiliz Reliant ve Ogle Design tarafından tasarlandı. Bütün modellerinin kaportası cam elyafı ve polyesterden yapılan Anadol'da motor Ford'tan alındı. İlk kullanılan da, Ford'un Cortina modelinin 1200 cc'lik Kent motoruydu. Anadol 1967 yılından 1984'e kadar çeşitli modelleriyle 104 bin adetin biraz üzerinde üretildi. Yerini Taunus'a bırakarak yoldan çekildi. 1971'de Türkiye'de iki uluslararası marka arka arkaya ilk otomobillerini piyasaya çıkardılar. Bunlar Türkiye'de Murat adını alan Fiat 124 ve Renault 12'ydi Murat Koç Grubu'nun yerli vurgusunu artırmak için bulduğu bir yoldu. Nilüfer, Ova, Koza ve Uludağ gibi isimler de tartışılmış, Murat da karar kılınmıştı.

EN BÜYÜK KAZANIM GÜÇLÜ YAN SANAYİ
Kapalı ekonomi döneminde güçlenen yan sanayi, 1990'lardan itibaren yatırım yapan Toyota, Honda, Hyundai gibi markaların Türkiye tercihlerinde önemli etkin oldu. OSD Genel Sekreteri Ercan Tezer'in her fırsatta söylediği gibi, kırk yıl içinde belki kendi markamız olmadı ama, bir ülkenin kendi markasının olabilmesi için gerekli olan “otomotiv kültürümüz” oluştu. Dünyanın önde gelen markalarının neredeyse tamamının 19. yüzyıldan günümüze geldiği düşünülürse, bu 40 yıllık kazanım, kendi markamızın olması için gerekli yarı yol kat ettiğimiz anlamına da gelebilir.

Habertürk





0 Yorum - Yorum Yaz

Muhammed Halis Emek Hocaefendi vefat etti

Erzurum'un manevi dinamiklerinden, emekli vaizlerden Muhammed Halis Emek Hocaefendi vefat etti.
 

Erzurum'un tanınmış ve sevilen simalarından Muhammed Halis Emek Hocaefendi (93) evinde yaşamını yitirdi. Emek Hocaefendi'nin kalp ve solunum yetmezliğine bağlı olarak vefat ettiği belirtildi. 

Muhammed Halis Emek Hocaefendi için yarın Lalapaşa Camii'nde tören düzenlenecek. İkindi namazının ardından Emek Hocaefendi'nin cenazesi Asri Mezarlık'ta toprağa verilecek. Emek Hocaefendi evli ve 10 çocuk babasıydı.

CİHAN

http://ekparayolu.com sitesi olarak kendisine Allah'dan Rahmet kederli ailesine baş sağlığı diliyoruz.




0 Yorum - Yorum Yaz

'Doğruları haykırdığı için Ramiz Ongun'u ihraç ettiler'

Çorum Bağımsız Ülkücü Hareket Platformu Başkanı Baki Karabıcak, referandumda 'evet' dediler diye nice il ve ilçe başkanının görevden alındığını, teşkilatların feshedildiğini belirtti.
 

Karabıcak, nice belediye başkanı, belediye ve il genel meclisi üyesi arkadaşlarının ihraç edildiğini ifade ederek, "Türk milletinin büyük ekseriyetinin ittifakla 'evet' dediği anayasa değişikliği referandumunda milletinin yanında olduğu için, doğruları haykırdığı için ülkü devi Ramiz Ongun'u MHP'den ihraç ettiler. Hem de bin bir dalavere ile. Ancak Türkiye genelinde 'hayır' oyları az çıkmasına rağmen, bu yanlış karardan sorumlu olan genel merkez yöneticileri istifayı akıllarından bile geçirmediler." dedi. MHP'nin, referandumdaki tutumunu şiddetle kınadığını belirten Karabıcak, şöyle devam etti: "MHP genel merkezinin talimatıyla bu zulmü ülküdaşımıza reva görmekten zerrece utanmayanları ibretle kınıyoruz. Tarih ve ülkücü camia onları hiçbir zaman affetmeyecek, şehitlerimizin, gazilerimizin elleri iki cihanda yakalarında olacaktır, bunu bilesiniz. Bağımsız Ülkücüler olarak bizler başladığımız yerdeyiz. Ya ekseni kayanlar, rotası şaşanlar, vicdanı kararanlar, ülküsü ve ilkesi yok olanlar sizler neredesiniz. Neye ve kime hizmet ediyorsunuz her iki dünyada da şehitlerimizin, gazilerimizin ve biz Bağımsız Ülkücülerin elleri yakanızda olacağını unutmayın diye konuştu."

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

CHP'den Silivri'ye yeşil ışık!

CHP'nin güçlü isimlerinden Onur Öymen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Bursa gezisi sırasında 'olabilir' dediği Ergenekon davası sanıklarının milletvekili olacağı iddialarını yalanlamadı.
 

Onur Öymen, "Yasalar çerçevesinde aday olmaya hak kazanmış insanların adaylığına kimse karışamaz. Geçmişte örnekleri vardır. O bakımdan hiç kimse vatandaşlarımızın yasal haklarını engellemeye kalkışmamalı." dedi. Partisinin Bursa İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Onur Öymen, hükümeti Lübnan'ın içişlerine karışmakla suçladı.

Türkiye'nin dış politikasını sert dille eleştiren Öymen, Türkiye'nin artık demokratik ülkeler arasında olmadığını söyledi. Öymen, uluslar arası kurumlar tarafından yapılan demokratikleşme sıralamasında Türkiye'nin 89. sırada yer aldığını ifade etti. CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, bir gazetecinin 'Ergenekon davası sanıklarının CHP'den adaylığı gündemde, bu konu partide konuşuluyor mu?' sorusuna ilginç açıklamalarda bulundu. Bu yönde kendisine bilgi ulaşmamasına rağmen kimlerin aday olabileceğinin yasalarda belirlendiğini anlatan Öymen şöyle devam etti: "Adayların nasıl gösterileceği konusunda netlik yoktur, ön seçimi olacaktır. Milletvekili adaylarının nasıl yöntemle belirleneceği net değildir. Yasalar çerçevesinde aday olmaya hak kazanmış insanların adaylığına kimse bir şey söyleyemez. Yasalar o insanın aday olmasına izin veriyorsa o insan ön seçime katılarak veya merkez yoklamasıyla aday olursa kimse hukuken karşı çıkamız. Bunun geçmişte örnekleri görülmüştür. O bakımdan hiç kimse vatandaşlarımızın yasal haklarını engellemeye kalkışmamalı."

"BAŞARIMIZ İKTİDAR PARTİSİNİN OYUNUN DÜŞMESİYLE DE ORANTILI"
CHP'nin önümüzdeki Haziran'da yapılacak seçimlerde başarı kriterinin ne olduğu yönündeki soruyu da cevaplandıran Öymen, başarının sadece kendilerinin alacağı oy oranıyla değil, iktidar partisinin oyunun düşmesiyle de orantılı olduğunu söyledi. Öymen, "Sadece biz ne kadar oy alacağız diye düşünürsek yanılırız. Bizim rakibimiz olan iktidar partisi ne kadar oy alacak o önemli. Bu partinin yanlışlarını, eksiklerini kamuoyuna anlatıyoruz. Ne kadar anlatıyoruz, kendi aldığımız oyun dışında halkın iktidara desteğinin azalması olur. Oyumuz yüzde 28'in üzerine çıkmıştır. İktidar partisi yüzde 32'inin altına inmiştir.

İktidar partisinin yanlışları; açılım, Habur skandalı halkımıza iyi şekilde anlattık. İktidara halk desteği azalmıştır. Göreceğiz seçimlerde hakikaten o zaman becerdiğimiz gibi iktidar partisinin oylarını yüzde 30'lara çekebilecek miyiz, kendi oylarımızı artırabilecek miyiz? Sadece aldığımız oy değil, bize oy veren insanların desteğini sürdürmek de önemli. 9,5 milyon insan oy veriyor bize, niçin oy veriyor partimizin ilkelerini Atatürk'ün ilkelerini savunduğumuz için." diye konuştu.

ARAP ATA SÖZÜYLE CEVAP VERDİ
Bir gazetecinin 'Yeniden aday olacak mısınız?' şeklindeki soruya, makam sevdalısı olmadığını söyleyerek cevap veren Öymen, şöyle dedi: "Devlete hizmet herkes için önemlidir. Benim için makamlar bir hizmet aracıdır. Kişisel durumunuz ne olursa olsun devlete hizmet hepimizin ortak sorumluluğudur, boynumuzun borcudur. Bir Arap atasözü der ki, 'Bir insanı insan yapan makamları değildir, bir makamı makam yapan oradaki insandır.' Önemli olan makam sahibi olmak değil, bulunduğu makamın gereğini yerine getirmektir."

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Kanser tümörünü yok ediyor!

Bayburt'lu Lokman Hekim Münir Bozkurt'tan iddialı sözler.. Lokman Hekim geleneğinin günümüz temsilcilerinden Münir Bozkurt, alternatif tıp alanında yaptığı 24 yıllık çalışmanın sonunda, kanser tümörünü yok eden bir formül bulduğunu iddia ediyor. Hastalarından son derece olumlu sonuçlar aldığını söyleyen Bozkurt, “Ballı bitkisel karışım ile kanser tümörü ya küçülüyor, ya da yok oluyor” diyor.
 

HABERVAKTİM.COM 

“Alternatif Tıp” alanında 24 yıldır çalışmalar yapan Bayburtlu Lokman Hekim Münir Bozkurt, “kansere doğal çözüm” bulduğunu iddia ediyor.

Mürşidi Bayburtlu Hacı Şaban Efendi Hazretleri'nin işaretini emir telakki ettiğini belirten Bozkurt, 1986 yılında akciğer hastalıklarına başta Astım / Bronşit olmak üzere iyi gelen bal ve karışımın üzerinde çalışmalara başladığını söylüyor. Yıllar içerisinde “kalıtımsal / kronik” hastalıklara faydalı olup, hastaların iyileşmesine katkı sağlayan yüzde yüz doğal karışımları formüle eden çalışmalar yaptığını kaydediyor.

Bozkurt; astım, alerjik astım, bronşit, faranjit, zatürree gibi modern tıbbi imkanlarla kesin tedavisi zor olan hastalıkların iyileşmesine katkı sunan bala, “balın içine hiçbir şey katmaksızın, balda bulunan maddelerden bazılarını zenginleştirerek” elde ettiği formülün Almanlar tarafından incelendiğini, araştırıldığını ve kendilerine iyi bir para karşılığı verilmesini talep ettiklerini belirtiyor.

“BU BULUŞLAR ÜLKEME AİT OLMALI”
Daha sonra üzerinde çalışmalar yaptığı amansız hastalık kanser için hazırladığı karışımın da Avusturyalılar tarafından “kapsüle dönüştürülmek için toz olarak” talep edildiğini kaydeden Bozkurt, “Her iki talebi de reddettim. Çünkü bu buluşlar ülkeme ait olmalıydı” diyor.

Sağlık Bakanlığı bünyesinde bulunan çok önemli bir kurum tarafından Ankara'ya çağırıldığını söyleyen Münir Bozkurt; başkanlığın kanser için formüle ettiği karışımı inceleyeceğini; fiziki ve hukuki altyapı çalışmalarını hazırlayıp bitirmesi gerektiğinin bildirildiğini ifade ediyor.

Tesis kurma aşamasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın tanıdığı 275 bin Türk Lirası hibeyi, “kul hakkı” sayarak reddettiğini belirten Bozkurt, mütevazı bir üretim tesisi kurduğuna dikkat çekiyor.

HER DERDE DEVA
‘Lokman hekim geleneği'nin günümüz temsilcilerinden Bayburtlu Münir Bozkurt'un, karaciğer büyümesi, karaciğer yağlanması, Hepatit B, C ve siroz hastalarının kullandığı gıda takviyeleri de bulunmakta. Bozkurt; mide ülseri, gastrit, reflü ve basur için hazırladığı gıda takviyelerinin üretim iznini de almış durumda.

Üretimi Bayburt'ta olan, dağıtımı ise Trabzon'da yapılan Münir Bozkurt'un her derde deva olan doğal karışımlarının, www.munirsultanmacunu.com ve www.sultanmacunu.com adlı internet siteleri de bulunuyor.

Sorusu olanlar; 0532 688 80 92 ve 0506 755 51 72 nolu telefonlardan Münir Bozkurt'a ulaşabilirler.

BAKANLIK İZNİ VAR
Münir Bozkurt, şimdi daha rahat üretim yapıyor... Çünkü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan hem çalışma izni, hem de gıda üretim izin belgesi var.

‘TÜMÖR YOK OLUYOR'
Bozkurt, hastalarından gelen olumlu haberlerle ilgili şunları söylüyor: “Kanser hastalarının ‘gıda takviyesi' olarak kullandıkları ballı bitkisel formülasyon, kullananların tamamına yakınında bağışıklık sistemini güçlendirip direnç artırmakta. Bazı hastalar tümörün durduğunu söylemekte, bazı hastalar tümörün küçüldüğünü, bazıları ise tümörün tamamen yok olduğunu söylemekteler. Tüm bu etkiler 27 gün kullanılan bir ‘KÜR' sonucunda, yani çok kısa bir sürede gerçekleşmektedir.”
“Formülasyon”larına Bakanlıklardan gerekli tüm izinleri alan Bozkurt, karışımlarına “gıda takviyesi” olarak izin alarak seri üretime Bayburt'ta başladı. 2.5 yıl sonra tamamladığı çalışmalarının tüm belgelerini Ankara'daki kuruma teslim eden Lokman Hekim Münir Bozkurt, kanserle ilgili karışımının incelemeye alındığını ve şu an bu sürecin devam ettiğini söylüyor.




0 Yorum - Yorum Yaz

İşte partilerin son oy durumu

Bu pazar seçim olsa partilerin oy oranları ne durumda? İşte son anketten çıkan sonuç:
 

Konsensus Araştırma ve Danışmanlık Şirketi'nin yaptığı araştırmanın sonuçları belli oldu. Konsensus, “Türkiye Gündemi-Aralık 2010” başlıklı anket çalışması için 4-10 Ocak tarihleri arasında 81 ilin hem kentsel, hem de kırsal kesimlerinde, seçmen nüfusunu temsil etme yeteneğine sahip 17 yaş üstü 707'si erkek, 793'ü kadın toplam 1500 kişiyle telefon anketi yöntemiyle görüştü. 17 yaş üstü kişilerle görüşme nedeni, bu yaş grubundaki gençlerin 2011 genel seçimlerinde oy kullanabilecek olmaları olarak gösterildi.

AK Parti'nin oyları arttı,MHPdüşüşe geçti
Aralık ayında, AK Parti'nin oylarında 5.1 puanlık bir artış yaşandı.AK Partiböylece oylarını yüzde 46'ya taşıyarak referandumun yapıldığı eylül ayındaki oyunu yakaladı.CHPoylarını geçen aya oranla binde 5 artırarak 26.5'e yükseltti. MHP'nin ise aralık ayında oyları bir önceki aya oranla 1.7 puan geriledi ve 12.5'e düştü.



Araştırmaya katılanlara “Şu anda sandık başında olsanız hangi partiye mührü basarsınız?” sorusu yöneltildi. “Kararsızım” diyenlerin oranı geçen ay 6.3 iken bu oran aralık ayında yaklaşık iki katına çıktı ve yüzde 11.5'e tırmandı. Ankete katılanların yüzde 9.9'u “Boş oy atarım” derken, yüzde 1.3'ü de “Cevap yok” demeyi tercih etti.

HABERTÜRK




0 Yorum - Yorum Yaz

Zeybek'ten ilk mesaj: Menderes kahpece öldürüldü

Demokrat Parti'nin Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek oldu.
 

Zeybek, toplam üç adayın yarıştığı 3. tur oylamasında 566 oy alarak genel başkanlık koltuğuna oturdu. Diğer iki aday Rıfat Serdaroğlu 19, Adnan Dağıstanlı ise 1 oy aldı. Seçimin ardından teşekkür konuşması için platforma çıkan Zeybek, Merhum Adnan Menderes'e övgüler yağdırdı. Menderes'in kahpece öldürüldüğünü söyledi. DP'nin 10. Olağan Büyük Kongresi Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonu'nda gerçekleşti. Kongrede toplam 6 aday yarıştı. Son derece sönük geçen ve divan başkanın sık sık delegelerin ayrılmaması için ricada bulunduğu kongrenin ilk turunda Namık Kemal Zeybek 575, Rıfat Serdaroğlu 139, Salih Uzun 134 Tekin Enerem 42, Ahmet Özal 11 ve Adnan Dağıstanlı 4 oy aldı. İlk turda salt çoğunluk sağlanamadığı için genel başkan adayı seçilmezken ikinci tur seçimlerine geçildi. İkinci tur seçimlerine geçilirken Enerem, Ahmet Özal ve DP Genel Başkan Yardımcısı Salih Uzun adaylıktan çekildi. Toplam 702 delegenin oy kullandığı bu turda Namık Kemal Zeybek 624, Rıfat Serdaroğlu 66 ve Adnan Dağıstanlı 3 oy aldı. Ancak bu turda Bin 325 delegenin salt çoğunluğu olan 628 oy alınamadığı için üçüncü tura geçildi. Toplam 594 delegenin oy kullandığı 3. tur 8 oy boş çıkarken Namık Kemal Zeybek 566 oy alarak DP'nin yeni genel başkanı oldu. Diğer adaylar Rıfat Serdaroğlu 19, Adnan Dağıstanlı ise 1 oy aldı.

"TÜRKİYE, DP SAYESİNDE COŞMAYA BAŞLAYACAK"
Seçimin ardından teşekkür konuşması için platforma çıkan Zeybek, Merhum Adnan Menderes'e övgüler yağdırdı. Menderes'in kahpece öldürüldüğünü söyledi. Zeybek, tüm partililere teşekkür ederken, yapacakları çok iş olduğunu kendilerine rahatı değil zoru önerdiğini ifade etti. Zeybek, DP'nin ana damar olduğunu yan damarların geleceğini söyledi. Zeybek, Türkiye'nin bir süredir fetret devri yaşadığını ancak bundan sonra DP sayesinde coşmaya başlayacağını kaydetti.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz
MHP ile yollarını ayırma aşamasında olan ve parti yönetimi tarafından ihraç istemiyle disiplin kuruluna verilen Ramiz Ongun AK Parti'ye geçmeye hazırlanıyor.
 

Başbakan Erdoğan'la da görüşen Ramiz Ongun, Erdoğan'ın saflarımıza katıl teklifine ‘evet' diyecek.Başbakan Erdoğanülkücü geleneğin önemli ve etkili isimlerinden Ramiz Ongun'aAK Partirozetini törenle takacak.

Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapan, uzun yıllar Alparslan Türkeş ile omuz omuza çalışan Ramiz Ongun'u ölümünden bir ay önce (1 Mart 1997), Türkeş tarafından MHPkadrolarını yeniden canlandırmakla görevlendirildi. Ongun, üç kez genel başkanlığa aday oldu, seçilemedi.

Ongun, referandumda ‘evet' diyen Ülkücü camianın öncülüğünü de yaptı.

samanyoluhaber.com




0 Yorum - Yorum Yaz
Hollanda Gizli Servisi (AIVD) tarafından yayınlanan bir raporda, yasaklı olmasına rağmen terör örgütü PKK'nın Hollanda'da yürüttüğü faaliyetlerle Irak'ın kuzeyindeki kamplarda bulunan teröristleri finanse ettiği ortaya konularak, bakanlıklar ve yerel makamlar uyarıldı.
 

Hollanda Gizli Servisi'nin (AIVD) hazırladığı ''Terörizm Raporu''nun terör örgütü ile ilgili bölümünde, PKK'nın, 2001 yılından itibaren Avrupa Birliği'nin terör örgütü listesinde yer aldığı belirtilerek, PKK'nın, 2007 yılında Hollanda'da tüm faaliyetleri yasaklanmasına rağmen, ''kültür'', ''spor'' maskesi adı altında oluşturduğu dernekler aracılığıyla kadro temini ve finansman sağlamaya çalıştığı ifade edildi. Raporda, ülkede bulunan işyeri sahibi Kürtlerden de ''vergi'', ''bağış'' adı altında haraç alındığına da dikkat çekildi.

AIVD'nin Terörizm Raporu'nda, PKK'nın, Hollanda'da toplanan yüklü miktardaki paranın büyük bölümünü terör örgütünün televizyon masrafları için kullanırken, ayrıca Hollanda'dan Irak'ın kuzeyindeki örgüt kamplarına teröristlerin ilaç, giyim, yiyecek gibi ihtiyaçlarını karşılayacak malzemelerin gönderildiği kaydedildi.

Hollanda Ticaret Odası'nın (KVK) resmi kayıtlarına göre, ülke genelinde ''Kürt'' ya da ''Kürdistan'' ibaresi adı altında faaliyet gösteren 100 civarında vakıf, dernek ve şirket bulunuyor.

Yıllık Terörizm Raporu'nda ayrıca, AIVD tarafından terör örgütü PKK'nın Hollanda'daki kadro ve finansman faaliyetlerine karşı ilgili Bakanlık ve yerel makamların uyarıldığı belirtildi.

Finansman ve kadro temini açısından Hollanda'yı üs olarak kullanan ve mafya yöntemlerine başvuran PKK'nın, geçen ay başkent Lahey'deki siyasi uzantısı derneğin yeni taşındığı binasına ruhsat alabilmenin gerekli şartlarını sağlamak için derneğin çevresindeki işyeri sahiplerini ölümle tehdit ettiği ortaya çıkmıştı.

Avrupa Birliği Polis Teşkilatı tarafından yayınlanan ''Avrupa Birliği Terörizm Durum ve Eğilimler'' başlıklı raporda, PKK'nın, uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, sahtecilik, haraç alma gibi organize suç faaliyetlerinden elde ettiği milyonlarca avroyu silah alımı ve terör eylemlerinin finansmanı için kullandığı belirtilerek, PKK'nın Avrupa ülkeleri için ''en tehlikeli mafya örgütlenmesi'' olduğuna dikkat çekilmişti.




0 Yorum - Yorum Yaz

Elektronik tebliğat yolu açıldı!

TBMM Genel Kurulunda, elektronik yolla da tebligat yapılmasını öngören kanun tasarısı kabul edilerek, yasalaştı.
 

Tebligat Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanundan, iktidar ve muhalefet milletvekillerinin ortak önergeleriyle bazı maddeler çıkarılırken, iki yeni madde eklendi.

Bir suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma kapsamında adli sicil ve arşiv kayıtlarında; mahkeme, hakim, askeri hakim, Cumhuriyet başsavcılığı ve askeri savcılığın doğrudan doğruya sorgulama yapabilmesine; kolluk ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, görev ve yetkileri kapsamında ihtiyaç duydukları adli sicil ve arşiv kayıtlarını, Adalet Bakanının izniyle Adli Sicil ve Arşiv Kaydı Paylaşım Sistemi'nden sorgulamasını öngören maddeler metinden çıkarıldı.

Kabul edilen yasaya göre, isteyene elektronik yolla da tebligat yapılabilecek.

Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunlu olacak. Elektronik yolla tebligat, zorunlu bir nedenle yapılamazsa, diğer usullere göre tebligat gerçekleştirilecek. Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacak.

Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilecek ve tebligat buraya yapılacak. Gösterilen adres, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine, zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edecek ve ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştıracak. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılacak. Adreste bulunmama sebebi mazbataya yazılacak.

-YURT DIŞINDAKİLERE TEBLİGAT-

Yasa, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına yapılacak tebligatı da yeniden düzenleniyor. Bugüne kadar Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapılan tebligat, ilgili temsilciliğe yapılacak. Buna göre, yetkili merciler tarafından çıkarılacak tebligatta, tebliğ evrakı doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderilebilecek.

İlanen tebligat, gazetenin yanı sıra elektronik ortamda da yapılacak. Adresini değiştiren kimse, yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilmediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir örneği eski adrese ait binanın kapısına asılacak ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılacak. Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmi kayıtlardaki adresleri esas alınacak.

Daha önce yurt dışındaki adresinde tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışındaki adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran merciye bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilmezse; bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği ve Konsolosluğunca gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren 30 gün sonra tebliğ yapılmış sayılacak.

Sadece celse esnasında doğrudan tebligat, mahkeme, savcılık kalemlerinde ve icra dairelerinde de yapılacak.

Tapuda kayıtlı veya miras, istimlak, cebri icra veya mahkeme ilamıyla, iktisapta bulunan hak sahipleri, adreslerini ve değiştirdikleri takdirde yenisini, bulundukları yerin tapu idaresine bildirmeye mecbur olacak. Davetiyle veya tebliğ evrakı, bu suretle bilinen son adrese gönderilecek. Hak sahiplerinin adresi bildirmemeleri halinde, adres kayıt sistemindeki adresleri, tebligat adresi olarak kabul edilecek.

PTT Genel Müdürlüğü, elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin her türlü teknik altyapıyı, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç 1 yıl içinde kurarak faaliyete geçirecek.

-YARGILAMA GİDERİ ALINMAYACAK-

İşleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların karıştığı trafik kazalarında oluşan zararlara ilişkin davalara adli yargıda bakılacak.

''Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının veya sigorta sözleşmesini yapan acentanın bulunduğu yer mahkemelerinden birinde ya da kazanın olduğu yer mahkemesinde de açılabileceğine'' ilişkin hüküm; yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve askeri yüksek idare mahkemesinde açılan davalara uygulanmayacak.

Kanun, Kadastro Kanununa madde ekliyor. Kadastro işlemiyle oluşan tespit ve kayıtların iptali için devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı, kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda, davalı aleyhine vekalet ücreti dahil yargılama giderleri alınmayacak.

''Tarafların her birinin dava harcını, dinlenmesini talep ettiği tanık ve bilirkişi ücretini ve diğer yargılama giderlerini karşılamak zorunda olduğuna'' dair hüküm, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekalet ücreti dahil, yargılama giderleri için de uygulanacak.

Elektronik ortamda tebligata ilişkin hüküm yürürlük tarihinden 1 yıl sonra, sermaye şirketlerine elektronik yolla tebligat yapılması zorunluluğunu getiren hüküm ise 2 yıl sonra yürürlüğe girecek.

 TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, tasarının kabul edilmesinin ardından, yarın saat 13.00'de toplanmak üzere birleşimi kapattı.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

KELİMELER YETERSİZ…

Ocak 10, 2011 YAHYALI HABERLERİ

BÜYÜK ACI-KELİMELER YETERSİZ…

Yahyalı”da soba faciası: Bir aile yok oldu

Yahyalı”da okula gitmeyen öğrencilerin durumundan şüphelenen öğretmen polise haber verdi. Çocukların evine giden polis, anne ve 3 çocuğunun cansız bedeniyle karşılaştı. Babanın ise Rusya’da çalıştığı belirlendi.

Kayseri’nin Yahyalı ilçesinde, anne ve 3 çocuğu sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek hayatını kaybetti.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Yüzüncü Yıl Mahallesi Kömürcüler Sokak’ta oturan Karagöz ailesinin çocukları Ayşenur ve Rabia okula gitmeyince, öğretmenleri durumdan şüphelendi. Öğretmenler ve komşuların polise haber vermesi üzerine evin kapısı açıldı.

Evde, anne Gülseren Karagöz (30) ile çocukları Ayşenur (10), Rabia (9) ve Ecrin Sema Karagöz’ün (2) cansız bedenleri bulundu. Anne ile çocuklarının sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek öldükleri belirlendi.

Cenazeler, otopsi yapılmak üzere Yahyalı Devlet Hastanesi Morgu’na kaldırıldı. Karagöz ailesinin komşuları ve haber alarak eve gelen yakınları sinir krizi geçirdi.

Öte yandan baba Mehmet Karagöz’ün Rusya’da çalıştığı ve olanlardan henüz haberinin olmadığı öğrenildi.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

KAYSERİ’nin Yahyalı İlçesi’nde, 4 kişi sobadan çıkan karbonmonoksit gazından yaşamını yitirdi. Yaşamlarını yitiren anne ile 3 çocuğunun cesetleri Kayseri’de Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Hastanesi morguna kaldırıldı.

Olay, bu sabah Yüzüncü Yıl Mahallesi Kömürcüler Sokak’ta meydana geldi. Karagöz ailesinin çocukları Ayşenur ve Rabia, Ali Elmacı İlköğretim Okulu’na gitmeyince öğretmenleri meraklandı. Öğretmenler, ailenin yakınlarına ulaşarak durumu haber verdi. Bunun üzerine ev sahibi Gülseren ve Kemal Çelebi zili çaldı. Ayakkabıları kapıda olduğu halde çocukların okula gitmemesinden şüphelenen ev sahibi Kemal Çelebi, kapıyı kırarak içeri girdiğinde, anne Gülseren Karagöz (30), çocukları Ayşenur (10), Rabia (9) ve Ecrin Sema Karagöz’ün (2) cesetleriyle karşılaştı.

Ev sahibi Çelebi, “Kapıyı açıp girdiğimde yatak odasında anne ve çocukların cesediyle karşılaştım. Anne Gülseren, kapıyı açmak için uzanmış yerde yatıyordu. Çocuklar da yataklarındaydı” dedi . Yapılan ilk belirlemede, anne ile 3 çocuğunun söndürmeden yaktıkları sobadan çıkan gazdan zehirlenerek öldükleri belirlendi. Ali Elmacı İlköğretim Okulu 4’üncü sınıf öğrencisi Ayşenur ve 3’üncü sınıf öğrencisi Rabia’nın çok başarılı olduğu öğrenildi.

Cesetler, önce otopsi yapılmak üzere Yahyalı Devlet Hastanesi Morgu’na ardından da Erciyes üniversitesi Tıp Fakültesi Gevher Nesibe Hastanesi morguna konuldu. Baba Mehmet Karagöz’ün Dağıstan’da inşaat işçisi olarak çalıştığı bildirildi.

Keşif Yolcusu




0 Yorum - Yorum Yaz

MHP'de şaşırtan ihraç!

Anayasa değişiklikleri sürecinde referandumda "evet" oyu vereceğini açıklayan Ülkü Ocakları Kurucu Genel Başkanı Ramiz Ongun MHP'den ihraç ediliyor.
 

Referandum sürecinde üyesi olduğuMHPyönetiminin aldığı "hayır" kararına karşı çıkarak "evet" oyu vereceğini açıklayan ve bugünkü MHP yönetimini eleştiren, ülkücü camianın en eski isimlerinden Ramiz Ongun, kesin ihraç talebiyle Disiplin Kurulu'na sevk edildi. Disiplin Kurulu Ongun'a bu talebi tebliğ ederek görüşlerini sordu. Ongun, MHP ile geldiği yol ayrımında siyasi tarihe geçecek, iki sayfalık sert bir mektup ile ihraç talebine cevap verdi.

Yönetimi eleştirmişti
Ongun referandum sürecinde "evet" oyu vereceğini açıklarken de parti yönetimini "MHP'nin hayır tercihi çok patolojik bir durum, normal değil. Devlet Bey'in kafasının arkasındaki, şuur altındakiCHPkompleksine ve özentisine bağlıyorum. Bizim MHP camiasında CHP çarpıklığı tahrip edici etkisini çok açık şekilde hissettiriyor. Devlet Bey, o gün DTP'li, bugün BDP'li Hasip Kaplan'dan esirgemediği muhabbeti, ülkücülerden esirgedi. MHP, bazen sağ, bazen bir sol partinin peşine takılan uydu siyasi parti haline getirildi" sözleri ile eleştirmişti.

Bahçeli'yi desteklemişti!
Türkeş'in vefatının ardından yapılan 18 Mayıs 1997'deki olaylı kongrede Tuğrul Türkeş'e karşı ikinci turda Devlet Bahçeli'yi destekleyerek Bahçelinin genel başkan seçilmesinde önemli bir paya sahip olan Ongun referandum sürecinde verdiği bu destekle ilgili de ilk kez bir değerlendirmede bulunarak, "Siyaseten yanlış bir hadiseydi ama ahlaken doğru, dostluk adına, ülkücülük adına doğruydu. Bunlar adına şimdi de doğru görüyorum. Siyaseten yanlış olduğu Devlet Bey'in tavrından anlaşıldı, şimdi 'yanlışmış' eliyoruz" demişti.

Referandum sürecinde "evet" oyu vereceğini açıklayan MHP Trabzon eski Milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu da daha önce partiden ihraç edilmişti.

BUGÜN GAZETESİ




0 Yorum - Yorum Yaz

Genelkurmay: 5 asker şehit oldu

Genelkurmay Başkanlığı, Kara Havacılık Okul Komutanlığına ait bir helikopterin düşmesi sonucu 5 kara pilot subayının şehit olduğunu bildirdi.
 

Genelkurmay Başkanlığının internet sitesindeki basın açıklamasında şöyle denildi:

''Kara Havacılık Okul Komutanlığına ait, gece eğitimi için uçuşa çıkan UH-1 tipi bir helikopterin henüz bilinmeyen bir nedenle Ankara'nın Tuluntaş Köyü civarına düşmesi sonucu beş kara pilot subayımız şehit olmuştur.

Kaza ile ilgili inceleme ve araştırma faaliyetleri devam etmektedir.''

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

MHP'li il başkanı gözaltına alındı!

Milliyetçi Hareket Partisi Muğla İl Başkanı Mehmet Korkmaz “Elektrik hırsızlığı” suçlamasıyla gözaltına alındı.
 

Suçlamaya ilişkin yakalama kararını Bilecik Mahkemesi'nin verdiği öğrenildi. 

2009 / 900 sayılı kararda MHP Muğla İl Başkanı Mehmet Korkmaz “Elektrik hırsızlığı” ile suçlanıyor. Öğle saatlerinde Muğla polisi tarafından gözaltına alınan Korkmaz adliyeye sevk edildi.




0 Yorum - Yorum Yaz

Yazıcıoğlu'na büyük saygısızlık!

Tekirdağ'ın Çorlu ilçe belediyesi 2011 Ocak ayı olağan meclis toplantısında, Büyük Birlik Partisi (BBP) eski Genel Başkanı merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun isminin Çorlu'da bir park veya sokağa verilmesini reddetti.
 

Belediyenin Ocak 2011 olağan toplantısında oylamaya sunulan Muhsin Yazıcıoğlu'nun isminin bir park veya sokağa verilmesi 17 CHP'li meclis üyesinin ret oyu vermesi üzerine oy çokluğu ile reddedildi. Oylamada 8 AKP'li meclis üyesi ise olumlu yönde oy kullandı. BBP Çorlu İlçe Başkanı İsmail Ceylan alınan karar sonrasında yaptığı açıklamada ''Bir ay önce liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun isminin bir park veya sokağa verilmesini talep etmiştik. Yapılan belediye meclis toplantısında bu talebimiz oy çokluğu ile reddedildi. Ret kararı camia olarak bizi derinden yaraladı. Bu konudaki mücadelemizi bırakmayacağız. Gerekirse imza kampanyası başlatacağız'' dedi. Öte yandan toplantı sonrasında belediyeden basına gönderilen bilgilendirme mailinde bu konuya hiç değinilmedi. Basına gönderilen bilgilendirme mailinde 'Cadde ve Sokak İsimlerinin Belirlenmesi Konusu Görüşüldü' başlığı altında şu açıklama yapıldı. ''Yeni yapılan cadde ve sokaklarının isimlerinin belirlenmesi hususu, cadde ve sokak isimleri belirleme komisyonuna havale edildi. Terörist saldırı sonucunda şehit olan Mehmet Zeki Erden'in, isminin Çorlu'da bir cadde veya sokağa verilmesiyle ilgili teklif belediye meclisince kabul edildi'' açıklaması yapıldı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun isminin Çorlu'da bir park veya sokağa verilmesinin reddedildiği konusu açıklamada yer almadı.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

İstanbul'da büyük operasyon!

İstanbul Gümrüğü'nde rüşvet ve yolsuzluk iddialarına ilişkin düzenlenen operasyonda, 2'si gümrük muhafaza müdürü, gümrük memuru ve müşavirlerin de aralarında bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı.
 

Gözaltına alınan gümrük görevlilerinin, yurda kaçak sigara sokulmasına ve tanesi 1200 dolar olan 530 adet Sony LS marka fotoğraf makinelerinin tanesinin 120 dolar gösterilerek yurda girişine göz yumdukları ileri sürüldü.

İstanbul Mali Şube Müdürlüğü Kaçakçılık Bürosu ekipleri, geçtiğimiz hafta Ambarlı Gümrüğü'ne düzenlediği operasyonda, 50 milyon TL değerinde bir konteyner dolusu kaçak sigara ele geçirdi. Soruşturma kapsamında yapılan teknik ve fiziki takipler sırasında şebeke üyeleriyle bazı gümrük çalışanları arasında rüşvet ilişkisi olduğu tespit edildi.

300 BİN DOLAR DEĞERİNDE FOTOĞRAF MAKİNESİNİ YURDA KAÇAK SOKTULAR
Kaçakçılık şebekesiyle ilişki kuran gümrük çalışanlarını yakın takibe alan polis, gümrük çalışanlarının tanesi 1200 dolar olan son model Sony SL marka 532 adet fotoğraf makinesinin, tanesi 120 dolar olarak yurda giriş yaptırdıklarını belirledi. Bunun üzerine polis geriye dönük yaptığı incelemede birçok şirket ve firmanın yurda soktuğu yüksek vergili bazı ürünleri düşük vergi tarifesinden yurda soktuklarını ve devleti vergi kaybına uğrattıkları belirlendi.

GÜMRÜK BAŞMÜDÜRLÜĞÜ'NDE ARAMA
Mali Polis, Karaköy'de bulunan İstanbul Gümrük Başmüdürlüğü'nde de arama yaptı. Gümrük Muhafaza Müdürü Coşkun C. ile Atatürk Havalimanı Kargo Gümrük Müdürü Hayrettin E.'nin de aralarında bulunduğu gümrük memuru ve gümrük müşavirlerinden oluşan 20 kişi gözaltına alındı. Polisin, elde ettiği veriler doğrultusunda, gümrük memurlarıyla ilişki kurarak kaçakçılık yapan firma ve yetkililerine de operasyon düzenleyeceği öğrenildi.

Bu arada Çin ve Mısır üzerinden getirilen kaçak sigaraların yakalanmasının ardından kaçakçıların bu kez kendilerine Çin ve Dubai üzerinden sigara getirmeye başladıkları belirtildi. Polisin bu hattı da deşifre etmesinden sonra kaçakçıların gümrüklerde bağlantı kurduğu kamu görevlilerinin yakın takibe alındığı öğrenildi.

habertürk




0 Yorum - Yorum Yaz

'Muhteşem rezalet'e muhteşem cevap!

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisiyle ilgili, ''endişe ve üzüntü içinde'' olduğunu belirterek, ''Şikayetleri süratle dikkate alacağız ve kanun çerçevesinde gereğini yapacağız'' dedi.
 

TBMM Genel Kurulunda RTÜK Yasa Tasarısı'nın ikinci bölümü üzerindeki görüşmelere başlandı.

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, ''Yandaş medyanın muhalefet milletvekillerinin şeref ve haysiyetiyle oynadığını, yalan haber yayınladığını'' ifade ederek, ''Müstehcen yayın nedir yasada tanımlayın. Hakimin takdir yetkisine bırakmayın. Bir hanımın elini öpmek ya da öpüşmek müstehcen mi?'' diye sordu.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Manisa Celal Bayar Üniversitesini ziyarete gittiğini anımsatan Genç, ''Rektörün öğrencilere ne dediğini hep beraber gördük. Daha gençlerin ne söyleyeceği belli değil. Bu dikta rejimi mi? Bülent Bey gidip onu güzel güzel tebrik etti. Demokrasi ve insana değer veren bir zihniyeti taşıyan bakan, o rektör tebrik edebilir mi? Öğrencileri susturmaya çalışıyorsunuz. Ben ODTÜ'ye gittim, 500 öğrenci beni alkışladı. Öğrencilerin sevgisini kazanmak lazım'' diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır da medyanın, seçimlerde yayın yasaklarının başlayacağı saate kadar siyasi parti ve adayların reklamlarını yayınlayabilmesine olanak sağlayan maddeyi eleştirdi.

-''MUHTEŞEM YÜZYIL'' DİZİSİ-

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, tasarının 2. bölümü üzerinde soruları yanıtladı.

Bir televizyon kanalında başlayan ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisiyle ilgili tepkiler olduğunun anımsatılması üzerine Arınç, bunun kamuoyunda da büyük bir yankı bulduğunu söyledi.

''Ben de şahsen endişe ve üzüntü içindeyim'' diyen Arınç, şunları kaydetti:

''Kanuni Sultan Süleyman gibi bütün dünyada ve Osmanlı döneminde büyüklüğü bilinen ve 'Muhteşem Süleyman' olarak tanıtılan bir insanın harem, içki düşkünü, hatta bazı sahnelerinde söylemeye dilim varmayan bir ilişki içerisinde göstermeye matuf... Fragmanlarından böyle anlaşıldığı düşünülebiliyor. Böyle büyük bir masraflarla dizinin çekilmiş olması ve gösterilmeye bir kaç gün önce başlanmış olmasından üzüntü duyuyorum. Ancak RTÜK yayına giren ve yayın sırasında yayın ilkelerine aykırı olduğu itirazıyla, şikayetiyle önüne gelen konular hakkında karar verebilmektedir. Önleyici bir imkanımız bulunmamaktadır. Önleyici imkanımız sadece tasarının 7. maddesinde kabul edilmiş olan milli menfaatler veya bu konudaki olağanüstü günlerde alınması gereken tedbirleri içermektedir. Kamuoyunun tepkilerini dikkate alarak televizyonun bunu kendiliğinden kaldırması belki düşünülebilir. Ancak bu tür yapımların reyting ve kar amacıyla yapıldığını hepimiz bilmekteyiz. Bu diziyi ilginç kılmak için senaryosunda farklı argümanlar kullanılmıştır. Sadece Atatürk ile ilgili hatırasına alenen hakareti suç sayan bir kanun yürürlüktedir. Bunu diğer tarihi şahsiyetler için de geçerli kılmak herhalde mümkün değil.

Ancak gönlümüzden geçen, aklımızdan düşünebildiğimiz, tarihimizin önemli şahsiyetlerini olduğundan başka türlü görerek küçültmeye, aşağılamaya çalışan ne olursa olsun karşılığını bulmalıdır. Diziyle ilgili şikayetleri süratle dikkate alacağımızı ve kanun çerçevesinde gereğini yapacağımızı söyleyebilirim.''

Arınç, CHP Tunceli Milletvekili Genç'in bir sorusu üzerine de ''Sayın Genç'in bana yapıldığı iddia edilen suikast ile ilgili merak ve endişesini hayranlıkla karşılıyorum. Bu konu sanıyorum yakın zamanda bir şekilde doğru veya yanlış, olumlu veya olumsuz ortaya çıkar'' dedi.

Arınç, müstehcenliğin tanımının TCK ve Yargıtay içtihatlarında olduğunu ve hukukçu olan Kamer Genç'in bunu daha iyi bileceğini kaydetti.

-''GURUR DUYDUM''-

Genç'in, Manisa Celal Bayar Üniversitesi ziyaretinde, ''rektörünü tavrıyla'' ilgili soru üzerine Arınç, rektörün, kendisinin yanında öğrenci veya öğrenci kisvesiyle hareketi yapmaya çalışan kişilere bir tavır ya da davranış içerisinde bulunmadığını söyledi.

Arınç, ''Onu yorumlamak konusunda ben bir şey söylemeyeceğim. Size ODTÜ'lü öğrencilerin ne kadar sevgi gösterdiklerini gıptayla, imrenerek dinledim. Herkese aynı tavır gösterilmiyor olabilir. Ben sizin öğrenciler tarafında bu şekilde karşılanmanızdan bir milletvekili olarak gurur duydum'' diye konuştu.

Bazı raporlara göre basın özgürlüğü endeksinde Türkiye'nin geride olduğunun söylendiğini belirten Arınç, bunun ne kadar sağlıklı verilere dayandığı konusunda endişeli olduğunu ifade etti.

Arınç, ''Bunu ihtiyatla karşılayalım. Ola ki belli amaçlar doğrultusunda hazırlanmış olabilir'' dedi.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Çaldıkları motosikletleri, sahiplerine satınca yakalandılar

İzmir'de çaldıkları yarış motosikletlerini daha sonra sahiplerine para karşılığı geri sattıkları iddia edilen 2 kişi ile bu kişilere yardım ettiği ileri sürülen 1 kişi yakalandı.
 

Motosiklet hırsızlıklarının artması üzerine çalışma başlatan Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliği ve Güven Timleri, Konak ilçesi Cennetçeşme semtinde D.K.'ya ait olduğu belirlenen bir depoya baskın düzenledi. Depoda çalıntı olduğu belirlenen 35 CVD 24 plakalı bir motosiklet, farklı dönemlerde çalınan motosikletlere ait parçalar ele geçirildi. Operasyonda olayla bağlantıları bulundukları ileri sürülen depo sahibi D.K. (28), M.K. (27) ve M.K. (26) gözaltına alındı. Ele geçirilen motosiklet ve motosiklet aksesuarlarından yola çıkan polis, malzemelerin farklı dönemlerde çalınan 3 ayrı yarış motosikletine ait olduğunu tespit etti. Bu motosikletlerden ikisinin çalındıktan sonra sahipleri tarafından bulunduğunu ve şikayetlerin geri çekildiğini belirleyen polis, bu kişelerin tekrar ifadesine başvurdu. Motosiklet sahiplerinin, internetteki motosiklet fan sitelerinde tanıştıkları bir kişinin, çalınan motosikletlerini bulabileceğini söyleyerek kendileriyle irtibat kurduğunu, birlikte bazı kişilerle görüşmeye gittiklerini ve hırsızlardan 6 bin TL ödeyerek motosikletleri geri aldıklarını anlattı. Motor sahipleri, yakalanan zanlıların motorun iadesinde aracı olan M.K. ve D.K. olduğunu teşhis etti. Emniyet yetkilileri, zanlıların çaldıkları motorları sahipleriyle irtibat kurarak, ''aracı'' rolünde para karşılığı iade ettiklerinin tespit edildiğini, bazı motosikletlerin de kamyonlara yüklenerek İstanbul'a gönderildiği yönünde bilgiler elde ettiklerini bildirdi. Aracılık yapan M.K. ile çok sayıda suçtan kaydı bulunan D.K. ve M.K. sorgularının ardından adliyeye sevk edildi.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Gül, Ergin ile görüştü

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i kabul etti.
 

Çankaya Köşkü'nde basına kapalı gerçekleşen kabul, yaklaşık 1 saat sürdü.

Cumhurbaşkanı Gül'ün Adalet Bakanı Ergin ile görüşmesinin ardından İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ı da kabul edeceği bildirildi.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

'İnternetten alışveriş yaparken dikkatli olun'

Bursa Tüketiciler Derneği Başkanı Sıtkı Yılmaz, internetten bilinçli alışveriş yapmanın püf noktalarını anlattı.
 

Atatürk Kongre Kültür Merkezi'nde (Merinos AKKM) gerçekleştirilen toplantıya, Bursa Tüketiciler Derneği (TÜDEF) Genel Başkanı Sıtkı Yılmaz, konuşmacı olarak katıldı . Yılmaz, internet üzerinden yapılan alışverişlerde vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirtti. İnternetin ışıklı dünyasına kapılarak alınan ürünlerde bazen hüsran yaşandığını ifade eden Yılmaz, tüketicilere, satın alacakları mal ve hizmetle ilgili bilgileri içeren yazılı onayı almadan sözleşme imzalamamalarını tavsiye etti. Son dönemde tur şirketleri tarafından düzenlenen 'paket turlar' hakkında çok sayıda şikayet aldıklarını vurgulayan Yılmaz, "Paket turlara katılanlar, gittikleri otelin söylenen otel olmadığı veya ziyaret etmeleri gereken yerlerin sayısının azaltıldığı yönünde şikayetlerde bulunuyor. Vatandaşlarımız paket turlara katılırken mutlaka broşürlerden almalıdırlar. Çünkü broşür, tur sahibi için bağlayıcıdır. İleride herhangi bir sorunda tüketicinin elinde bir kanıttır." diye konuştu. İnsanların alışverişteki hukuki haklarını öğrenmeleri gerektiğine de işaret eden Yılmaz, toplantının sonunda katılımcıların sorularını cevaplandırdı.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Sadıkoğlu'ndan çarpıcı açıklamalar

Fehmi Koru'nun ABD Büyükelçisi Edelman'la 1 Mert tezkeresi için yazar pazarlığı yaptığı iddiası çok tartışıldı. O dönem Yeni Şafak'ın başında olan Selahattin Sadıkoğlu, dönemin ABD Büyükelçisi Edelman ile görüştüğünü, gördüğü baskıyı anlatırken, şok itiraflarda bulundu.
 

Sadıkoğlu, Amerika'nın uyarıları sonucunda Yeni Şafak yazarlarının yazılarında sansür uyguladıklarını hatta aynı sebeple Hüsnü Mahalli'nin yazılarına son verildiğini açıkladı. 

Sadıkoğlu “İbrahim Karagül'ü defalarca uyardım. Fehmi Koru, Taha Kıvanç'ı uyardım. O da çok sert yazılar yazıyordu. “Aman ağabey biraz daha dikkat etmekte fayda var” dedim. Hüsnü Mahalli'nin, Mustafa İslamoğlu'nun yazılarına müdahale ettim. Evet, sansür uyguladım. Hüsnü Mahalli'nin ayrılmasına ben sebep oldum” dedi.

Nursel Tozkoporan'ın röportajı

Yıl 1994… Tıfıl bir televizyoncu olarak iş başvurusunda bulundum.

Öğrendim ki haber merkezinde elemana ihtiyaç var. Haberin başında da Selahattin Sadıkoğlu...

Birkaç soru sordu bana. Tam da sınavı geçtiğimi düşünürken bir soru daha geldi.”Montaj biliyor musun” dedi.”Hayır” cevabımla çok önemli bir cümle söyledi… Belki de mesleki ilk dersimi almış oldum.”Bize bu işi bütünüyle yapacak elemana ihtiyaç var” dedi. O zaman boynum bükülmüştü belki ama 17 yıldır dik. Çünkü televizyonculuğun sadece bir bölümünde değil, bütün alanlarında bulundum. İşimi bir bütün olarak yapmayı öğrendim. Başarımın ilk basamağında Selahattin Ağabeyin çok önemli bir yeri var.

Selahattin Sadıkoğlu ile sohbet ayrı güzeldir. Uzun yıllar medyanın içinde üstelik birçok safında olduğu için anlatacağı çok şeyler vardır.

Bu sohbetimiz de öyle oldu. Türk medyasının dününü bugününü konuştuk.

Ak Parti iktidarının medya üzerinde etkisi var mı?
Türk Medyası nereye gidiyor?
Merkez medya etkisini neden kaybetti? Sorularına cevap aradık.
ABD Büyükelçisi Edelman ile olan görüşmeleri,
1 Mart Tezkeresinin tartışıldığı dönem ve iş dünyasından, siyasilerden aldığı uyarılar,
Baskılar sonucunda işine son verdiği gazeteci ve sansürlediği yazarlar…

Hepsini ve detaylarını bu sohbette bulacaksınız…

TÜRK MEDYASI UMUT VERMİYOR

Türk medyasının fotoğrafını çekseniz nasıl bir resimle karşılaşırsınız?
Net değil, fulü bir resim.Türk medyasının şu andaki görüntüsü gelecek için bir umut vermiyor. Gazetecilik hayatım boyunca bu denli dengesiz bir yayın çizgisiyle karşılaşmadım. Türkiye'de her görüşün organları olduğu gibi, karşıtı da görülmüştür. Ancak muhalefet veya desteklemede de bir seviye vardı.

Seviyeden kastınız nedir?
Çok partili hayatta dikkat çeken iki yayın organı vardı. Ulus Gazetesi CHP'nin, Son Havadis'te Adalet Partisi'nin sözcüsü idi. O tarihlerde Çetin Altan, İlhami Soysal ve Altan Öymen'in yazdığı Akşam Gazetesi de en muhalif gazete olarak dikkat çekmiştir. Birçok sol dergi dışında diğer gazeteler dengeli bir politika izlediler. Burada Günaydın Gazetesi'nin Demirel ailesine yönelik yayınlarını da not etmekte yarar vardır. O yayınlarda hasmane bir izlenim uyandırdı.

TERCÜMAN SAĞIN SİLAHŞÖRÜYDÜ
Abdi İpekçi'nin Milliyet Gazetesi sol içerikli bir gazeteydi ama zaman zaman dengeli bir politika izliyordu. O dönemde Adalet Partisi'nin yanında yer alan Tercümen Gazetesi vardı bir de. Milliyetçi, muhafazakar kesimin en çok okuduğu gazeteydi. Tercüman Gazetesi bir nevi sağın silahşoruydu. Başka küçük gazeteler de vardı ama etkin değillerdi. Tiraj ve etkinlik açısından Tercüman çok önemli bir gazeteydi.

HÜRRİYET GAZETESİ SON YILLARDA ESKİ ETKİNLİĞİNİ KAYBETTİ

O dönemlerde de gazeteciler köşelerinden kavga ederler miydi?
İnanın o dönem yayıncılık daha seviyeliydi. Yine yazarlar köşelerinden tartışırlardı kavga ederlerdi ama bir seviye vardı. Bugün seviye yok demiyorum ama aynı kulvarda ve aynı inanç çizgisinde olanların dahi birbirine girdiği bir medya ortamındayız. Geçmişte daha çok karşıt fikirlerin, düşüncelerin ve inançların çatıştığı bir dönemden geliyoruz.

Bugünkü gibi bir linç kampanyası yoktu anladığım kadarıyla…
Linç kampanyası olup olmadığını hatırlamıyorum. O dönemde zaten sağ - sol vardı. Liberaller fazla suya sabuna dokunmayan bir kesimdi. Sağın kalesi Tercüman'ın yanında, solun da Cumhuriyet Gazetesi vardı, hala da var. Cumhuriyet; Türkiye'nin çizgisini değiştirmeyen tek gazetesidir. Belli bir tirajı tutturmuştur belli bir kesimin sesi olmuştur. Merkez medyaya baktığımızda en etkin gazetelerden biri Hürriyet Gazetesiydi. Ama bana göre son yıllarda o eski etkinliğini kaybetti. Çünkü taraf oldu. 28 Şubat'a taraf, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinde taraf, 27 Nisan E-Muhtırası'nda taraf, 367 rezaletinde taraf, Ak Parti'nin kapatılma davasında taraf olan bir gazete. Böyle olunca da eski havasını, popülaritesini ve etkinliğini kaybetti bana göre.1 milyon olan tirajı sonra hep 400 – 500 bin civarında kaldı. Ama Türkiye'de kar eden tek gazetedir.

GAZETECİ KÖKENLİ PATRONLAR ORTADAN KAYBOLUNCA RESİM FULÜLAŞMAYA BAŞLADI

Peki, neden Hürriyet Gazetesi taraf oldu? Türk medyası niye bu hale geldi?
Hürriyet'e devlet gazetesi damgası vuruldu. Doğru ya da yanlış bu damgayı yiyen gazetenin patronu ve yönetim kadrosu kendilerini devletin en güçlü bir kurumu olarak gördüler ve müesses nizamım koruyucu ve kollayıcı rolünü üslenince olanlar oldu. Türk medyasının bu hale gelişinin en önemli sebebi gazeteci kökenli patronlar ortadan kaybolunca resim fulülaşmaya başladı. Sanayiciler, müteahhitler ve bankacılar patron oldu.

PATRON ÇIKARLARI İÇİN YAYINLAR ÖN PLANA ÇIKMAYA BAŞLADI

Tabii ki; siyasi kadrolarla içli-dışlı olup ihale kapma ve devlet olanaklarını çıkarlarına kullanma dönemiyle birlikte editoryal bağımsızlık kendiliğinden zayıflamaya ve patron çıkarları doğrultusunda yayınlar ön plana çıkmaya başladı. Bu olunca da medya da gerileme dönemine girildi. Artık her şey patronların dediği gibi olmaya başladı.

Bu resmin netleşeceğinden umutlu musunuz? Türk medyası nereye gidiyor?
Böyle gitmez tabii ama Türk medyasında mutlaka bir rötuş gerekiyor. Her yayın kurumu öncelikle özeleştiri yapmak zorundadır. Gelişen teknoloji ve internet çağına ayak uyduracak atılımlar gerçekleştirmek zorunda. Benim gazetem neden satmıyor ya da televizyonum neden izlenmiyor, nasıl yeniden kuvvetlerin içinde yer alabilirim soruların cevabı bu öz eleştiride bulmak lazım.

Gazeteler arasında bir kamplaşma var dolayısıyla gazeteciler arasında da bir çeteleşme oluştu. Maalesef birbirleriyle savaşmaya başladılar… Bu duruma ne diyorsunuz?
Buna çeteleşme diyorlar ama ben pek doğru bulmuyorum. Eskiden de vardı. Evet, çetelerden söz edeceksek 27 Mayıs'ta Yassı Ada'da yalan şahitlik yapan gazeteciler çetesinde ve 1974'te gazeteciler cemiyetini ziyarete gelen dönemin başbakanı Sayın Ecevit'i sloganlarla karşılayan amigo gazetecileri ve 12 Eylül darbe lideri Kenan Evren'in elini öpen gazetecileri de anımsamak gerekmez mi? Çete ise alın size çeteler. Hiçbir meslektaşımız geçmişi irdelemiyor, araştırmıyor, sorgulamıyor. Gazetelerin yazı işleri o dönemde hangi siyasi kadroların tasallutu altında idi. Kaç muhafazakar eleman vardı: Geçelim bunları.

TÜRK MEDYASININ PİMİ 28 ŞUBATTA ÇEKİLDİ

Bence Türk medyasının pimi 28 Şubat'ta çekildi. Herkesin kafası allak bullak oldu, talimatlarla haber yazdırıldı. Yazarlar, andıçlandı, işlerinden oldular. Hem de bir telefon talimatıyla. Ben de bunlardan biriyim, talimatla işten atıldım. Bütün bunlar 28 Şubat'ın ürünüdür. Türk medyası bugün çeteleşmişse, etkinliğini kaybetmişse ve seviye düşüklüğü varsa bunun temeli 28 Şubat'ta atılmıştır. O günkü zihniyete teslim olanlar maalesef medyayı da teslim ettiler. Medya 28 Şubat'a direnip demokratik tavrını ortaya koyamamıştır. Hiç bir dönemde başbakanların, iş adamlarının talimatıyla gazetecilerin atıldığı görülmemiştir. Eskiden talimatla atılsa bile dile getirilmezdi. Ama 28 Şubat'ta açık açık; “işten atacaksın” dediler. “Şu yazar susturulacak” denilmiştir ve susturulmuştur. O zihniyet nasıl can çekişiyorsa, o zihniyete kapılan Türk medyası da bana göre bugün can çekişiyor.

AK Parti iktidarı medyayı nasıl etkiledi?
Ak partiyi okuyamayanlar ve yönetimini tanıyamayanlar sıkıntı yaşamışlardır. Bu bir realitedir. Tayyip Erdoğan'a “Köy muhtarı bile olamaz” diyen bu medya değil mi? Böyle manşet atanlar Tayyip Erdoğan'ın başbakan olmasını bir türlü hazmedemedi. O kadroların iktidara gelmesini de kabullenemedi. Sıkıntının ana kaynağı bu. Hazmedemezseniz kafanız allak bullak olur. Sonra da yanlışlıklar yapmaya başlarsınız. “411 el kaosa kalktı” gibi manşetler kafa karışıklığının tezahürüdür.

PATRONLAR FIRSAT GÖRDÜLER

Başbakan Erdoğan'ın medya üzerinde etkinliği var mı sizce? Mesela Doğan Grubu'ndaki bazı gazetecilerin işten ayrılma sebebi olarak Başbakan gösterildi…
Sözünü ettiğiniz yazarların işlerinden olması hoş değil. Ancak, Çölaşan'ın ayrılması olayına farklı bakmak lazım. Benim tanıdığım başbakan Erdoğan çıkıp Aydın Doğan'a; “Bu adamı işten atın” diyen biri değildir. Başbakan Erdoğan böyle bir şeye tevessül ve tenezzül bile etmez. Ama eleştirir. “Doğru yazın” diyor. Aleyhinde atılan seviyesiz “ manşetleri yanlıştır” diye eleştiriyor. Bu da bir başbakanın en tabii hakkıdır. Bunlar siyasi kadrolara çok ağır darbeler indirmeye kalktılar. Bence patronlar bunu bir fırsat olarak gördüler. Ve istemediklerinden kurtulmak için işlerine son verdiler. Aydın Doğan'a “28 Şubat'ta Necmettin Erbakan iki memur gönderdi. Ben de açık açık düğmeye bastım” diyor. Bir yerde bir yanlışlık, hukuksuzluk varsa devletin memuru görevini yapmayacak mı?

YENİ ŞAFAK ABD DÜŞMANLIĞINI KÖRÜKLÜYOR İDDİASI

1 Mart tezkeresinin konuşulduğu döneme geri dönmek istiyorum. O dönemin tek tanığı sizsiniz. Eski Amerika Büyükelçisi Eric Edelman'dan baskı gördünüz mü?
Gördük tabii. Görmedik dersek yalan söylemiş oluruz. Ziyaretime geldi iki saat odamda görüştük. Daha önce danışmanları geliyordu, sık sık onlarla görüşüyorduk. Başkonsolos iki defa beni ofisine ve iftara davet etmişti. Bir gazete yöneticisi olarak çağırıyorlardı. O iftarlarda başka gazete yöneticileri de vardı. Ama o zaman çok kritik bir dönemdi. 1 Mart tezkeresiyle başlayan bir süreçtir. O süreci çok iyi irdelemek lazım. O süreci Mehmet Ocaktan, Yusuf Ziya Cömert, Fehmi Koru, Mustafa Karaalioğlu, Mehmet Atalay ve diğer arkadaşlarla birebir yaşadık. Bunlarla biz kader biriliği yapmıştık. İbrahim Karagül ve bütün yazarlar vardı. Sanırım 1 Mart tezkeresinin ikinci günüydü. Ekranlarda bir tartışma oldu ve Yeni Şafak Gazetesi'nin yazarlarının baskılarıyla tezkerenin çıkmadığı söylendi. Bunu bana Edelman da söyledi. “Sizin yazarlarınız çok etkinler ve onların etkisiyle 1 Mart tezkeresi çıkmadı” diye bir ima da bulundu. Yeni Şafak iktidarın sözcüsü, orada çıkan her haber çok önemli, çizgisi Türk – Amerikan ilişkilerini çok etkiliyor, Yeni Şafak'ın yayınları Türkiye'deki Amerika düşmanlığını körüklüyor gibi iddialar vardı. Bunu bana zaten hep söylüyorlardı.

Edelman ile görüşmenizde neler konuştunuz?
Daha çok ben konuştum. Ortadoğu'yu anlatıp örnekler verdim. “Siz Irak'ı işgal ettiniz” dedim. O bölgede uzun yıllar muhabirlik yaptığımı söyledim ve deneyimlerimi anlattım. O ara bizim yayınlarımızdan duydukları memnuniyetsizliği ifade etti.

Sadece ikiniz mi vardınız bu görüşmede?
Ben, Edelman, danışmanı ve bir de tercüman vardı. Daha önce diplomatlar geldiği zaman ben bizim arkadaşları da çağırırdım. Sağdan, soldan, iş dünyasından çok baskı görüyordum. “Aman Amerika ile iyi geçinin!” diye sık sık mesajlar geliyordu. O dönemde siyasi kadrolardan da mesajlar alıyordum. Edelman benimle tek başına daha rahat konuşacağını düşündüm. Tek başıma odamda oturduk. Sadece onun yanında danışmanı ve tercümanı vardı.

HABERLERİMİZİN ARKASINDAYIZ

“Memnuniyetsizliklerini ifade ettiler” dediniz. Sizin cevabınız ne oldu?
Haberlerimizin yanlış olduğunu söylediler. Kaynakların ne olduğunu sordular. Kaynakların yalan olduğunu anlattılar. Ben de kaynaklarımızın doğru olduğunu söyledim. “Haberlerimizin arkasındayız. Bu konuda hiçbir endişem, tereddüdüm yoktur. Eğer bir endişem olsaydı yayınlamazdım “ dedim. Arap dünyasında, Ortadoğu ve Irak'ta birçok dostlarımızın, tanıdıklarımızın olduğunu söyledim. “Bu haberleri bize e-mail atıyorlar” dedim. O sırada posta yoluyla bana bir kaç tane fotoğraf gelmişti. Zarfın içinde 3 tane fotoğraf vardı. Onlara gösterdim ve işte “Bu bir kaynaktır” dedim.

Fotoğraflarda ne vardı?
Amerikan askerlerinin yaptığı işkenceler vardı. Bir kadının kafasına silah dayamışlardı. Kendisine; “işte bu işkence değil mi?” diye sordum.

Edelman fotoğrafları görünce tepkisi ne oldu?
Fotomontaj olduğunu söyledi. Kabullenmedi ve öyle kaldı.

Edelman ile görüşmenizde gazetenizin yazarlarından herhangi birinin ismini zikretti mi?
O konuşmada hiç bir yazarımızın adı geçmedi. “Genel olarak yazarlarınız ve gazeteniz” dedi. Görüşmede daha çok ben konuştum. En sonunda ayağa kalktı ve “Dersimi aldım gidiyorum” dedi. Son sözü bu oldu. Ben de kapıya kadar gidip onu yolcu ettim. Sonra tesadüfen Ankara'da karşılaştık. Edelman ile bir görüşmem daha oldu. Yanında çok iyi Türkçe bilen ve ticari bir ateşe olduğunu söyleyen bir Amerikalı vardı. Amerikalı bana; “Sayın Edelman sizden çok şikayetçi” dedi. Ben görüştüğümü ve şikayetinin olmadığı söyledim. O da hala devam ettiğini ve şikayetçi olduklarını ifade etti. Neticede siz bir yöneticisiniz ve bir sorumluluğunuz var. Gelen de Amerika'yı temsil ediyor, devleti temsilen geliyor. Burada gayet nazik ve kibar olmak zorundasınız. Hem o hem de ben üslubumuza çok dikkat ettik. Ama biraz küstah bir tavırla gelip oturdu, ayaklarını uzattı falan. Bana bir üstünlük sağlamaya kalktı. Ben de aynı şekilde ayaklarımı uzattım. Öyle oturup sohbet ettik.

İş dünyasından da mesaj aldığınızı söylediniz... Peki, hükümetten uyarı aldınız mı?
Özellikle Amerikalılarla iş yapan iş dünyasından çok mesajlar aldım. Evet, siyasi kadrolardan da aldım. Daha dikkatli olmamız konusunda uyardılar. Yalan söyleyecek durumda değilim.

Hangi düzeydeki siyasi kadrolardı peki?
Onu söylemeyeyim. Dışişlerinden de geldi, üst düzey kadrolardan da geldi. Sonuçta hepsi yakın dostlarım o yüzden isim vermek istemem.

FEHMİ KORU, TAHA KIVANÇ'I UYARDIM

Aldığınız uyarılardan sonra yayın politikanızı yumuşattınız mı?
Biraz yumuşatmaya çalıştım. En son Başbakan Erdoğan'ın Amerika seyahati gündeme gelmişti. O dönemde politikayı biraz daha yumuşatmak için çabaladım. İbrahim Karagül'ü defalarca uyardım. Fehmi Koru, Taha Kıvanç'ı uyardım. O da çok sert yazılar yazıyordu. “Aman ağabey biraz daha dikkat etmekte fayda var” dedim. Hüsnü Mahalli'nin, Mustafa İslamoğlu'nun yazılarına müdahale ettim. Evet, sansür uyguladım. Hüsnü Mahalli'nin ayrılmasına ben sebep oldum.

HÜSNÜ MAHALLİ'YE YAZI YAZDIRAN DA BENİM GÖNDEREN DE BENİM

Yeni Şafak Gazetesi patronları buna nasıl izin verdi?
Hüsnü Mahalli'ye yazı yazdıran de benim, gönderen de benim. Kimseye bu konuda hesap vermek zorunda değilim. Kimse de bana hesap sorma hakkına sahip değil. Hüsnü Bey'i; “Gel bizde yaz” diye ben çağırdım. Onu köşe yazarı yaptım. Sonra da; “Kardeşim kusura bakma güle güle” dedim.

Sizi bu kadar öfkelendiren ne oldu? Hüsnü Mahalli'nin hangi yazısından dolayı bu kararı aldınız?
Hüsnü Mahalli bir kaç defa sıkıntılar olduğunu söyledi. “Yazı yazmamayım” dedi. Ben de yazmasını söyledim. Sonra da; “Madem ayrılmak istiyor o zaman ben keseyim “dedim. Hüsnü Mahalli'ye; “Yazılarını kesiyoruz ama sen bizde kalmaya devam et. Dizi yazılar hazırla. Git Ortadoğu'da dolaş, röportajlar yap” dedik. O da; “Siz yazlarımı kestiniz ben artık burada kalmam” dedi.

ALBAYRAKLARIN ZOR GÜNLERDE DİK DURDUKLARINI ÇOK İYİ BİLİRİM

Daha sonra siz de Yeni Şafak'tan ayrıldınız? Siz neden ayrıldınız?
Ben kendi isteğimle ayrıldım. Patronlarla bir sorunum yoktu. Ben sorun çıkaran değil sorunları çözen bir adam oldum. Ayrılmam gerekiyordu o yüzden ayrıldım. Kimseye kırgın değilim. Hala patronlarla görüşüyorum. Albayrakların zor günlerde dik durduklarını ben çok iyi biliyorum.

BU KRİZ İYİ YÖNETİLMEDİ

Neden Fehmi Koru noktasında dik durmadılar?
Onu ben bilemem tabii. Sadece iki kelime söylemek istiyorum. Kurumlar marka ile markalaşırlar. Yeni Şafak öyle kolay kolay markalaşmadı. Büyük sıkıntılar, ızdıraplar yaşanmış, patronları işkenceler görmüşlerdir. Evleri, işyerleri basılmış, çoluk çocukları rehin alınmış bir aile. Böyle bir ailenin Fehmi Bey'in arkasında neden dik durmadığını doğrusu çözmekte çok zorlanıyorum. Ama galiba bu kriz iyi yönetilmedi.

“YENİ ŞAFAĞI SUSTURUN” DİYE YAZILAR YAZDIRILDI
Tekrar o döneme geri dönmek istiyorum. Yeni Şafak Gazetesi, Amerika için korku mu ifade ediyordu?
Amerika gazetelerinde; “Yeni Şafak'ı susturun” diye yazılar yazdırıldı. Bir akşam beni bir zat aradı telefonla; “Ya Selahattin siz bu Edelman hakkında istenmeyen adam kampanyası başlatıyormuşsunuz” dedi. Öyle bir şey olmadığını söyledim. “Amerika'dan bana öyle bir duyum geldi” dedi.

Bu zat bir siyasi miydi?
Evet. Şok oldum. Ben de; “Allah Allah büyük bir iftira, bize ne Edelman'dan, ben sizi zor duruma düşürecek bir şey yapmam. ” dedim. Ahmet Albayarak'a gidip bir zatın beni aradığını ve söylediklerini anlattım. Ahmet Bey; “O nereden çıktı?” dedi. Amerika'dan duyum aldıklarını söyledim. Bu belgeler ortaya çıktığında öğrendik ki o tarihte Edelman Amerika'ya bir bilgi notu geçmiş olacak sanırım. “Bu Yeni Şafak denilen gazete beni burada istenmeyen adam ilan edecek” diye bir mesaj geçti ki oradan bizimkileri arıyorlar. “Aman Amerika Dışişleri harekete geçiyor, siz ne yapıyorsunuz?” falan... Hiç aklımızdan bile geçmeyen bir olay. Bizim Edelman ile ne işimiz var? Niye kampanya başlatacağız? Niye istenmeyen adam ilan edeceğiz? Ben hala bunu anlamış değilim. Bizim Edelman ile kişisel bir problemimiz yok. Bizim Amerikalıların Irak'ta yaptıkları işkencelerle işimiz var. Orayı takip ediyoruz.

İbrahim Karagül, Fehmi Koru'nun gazeteden ayrılışı ile ilgili daha sonra hiç konuşmadı. Siz kendisi ile konuştunuz mu?
Yazıyı yazdığı gün aradım. “İbrahim çok acele etmişsin keşke biraz bekleseydin. Belki daha ciddi belgeler ortaya çıkardı” dedim. “İşte ben yazdım. Oturup konuşalım” dedi. “Her şeyi ben yaşadım keşke yazmadan önce bir sorsaydın” dedim. O zaman bir yere gidip sohbet etmek istedi.

OLGUN DAVA ADAMLARI BİRBİRLERİNİ EN İYİ ANLAYANLARDIR

Umur Talu “ Gülü seven dikenine katlanır” diye bir başlık attı. Dolayısıyla Fehmi Koru'nun gazeteden ayrılışını Gül ve Erdoğan çatışmasına bağladı. Böyle bir çatışma var mı sizce?
Abdullah Bey'i iyi tanıyorum. Fehmi Koru ile de 1970'lerden beri beraberdik. Benim en iyi tanıdığım iki kişiden biri Abdullah Bey biri de Fehmi Koru. Tayyip Erdoğan'ı ben daha sonra tanıdım. Arardım, görüşürdüm. 1991 seçimlerinde gidip yanında yer aldım. Gittim kahveleri dolaştım. İyi tanıdığım iki isim arasında sürtüşme olduğuna inanmıyorum. Olabileceğine de ihtimal vermiyorum. İnançlı insanlar bunlar. Olgun dava adamları birbirlerini en iyi anlayanlardır.

Yani Fehmi Koru, Gül'ü sevdiği için dikenine katlanmıyor…
Fehmi Bey Abdullah Gül'ün arkadaşı. Milli Türk Talebe Biriliğinde ve İngiltere'ye beraber gittiler daha sonra aynı yerde beraber kaldılar. Yıllardan beri birilerini tanırlar, ailece evlerine giderler. Hala da öyleler. İstediği zaman Fehmi Bey Abdullah Bey'i arar ve eşini alıp gider. Çankaya'da oturup sohbet ederler. Ama bunun bu noktaya gelmesini ben anlamıyorum doğrusu. Benim tanıdığım Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan böyle bir şeye girmezler. Şimdi Fehmi Koru bunlar için kurban oldu demelerinde biraz art niyet görüyorum.

Bundan sonra Fehmi Koru'nun ne yapacağına dair bir fikriniz var mı? Yazı yazacak mı?
Fehmi Koru kısa sürede bir yerde yazar. Adresini bilmiyorum ama bir yerde yazar. Onu boş bırakmazlar. Fehmi Koru bir marka. Marka olmak öyle kolay değil.

Merkez medyada yani Doğan Grubu'nda olabilir mi?
Sanmıyorum. Bilmiyorum tabii ama öyle bir ihtimal vermiyorum

DTK TASLAĞI DİKTE EDİLİYOR

Demokratik Toplum Kongresi'nin taslağını okudunuz mu? Bu taslak konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizi ürkütüyor mu? Ülke bölünüyor mu?
Özetle okudum. 2011 seçimlerini çok önemsiyorum. Çünkü bana göre Cumhuriyet tarihinin en kritik ve en önemli seçimidir. Bu seçimden sonra artık parlamento Cumhurbaşkanı seçmeyecektir. Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecektir. Anayasanın yeniden elden geçirilmesi ve Cumhurbaşkanının yetkilerinin yeniden belirlenmesi gerekiyor. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Çankaya'daki Cumhurbaşkanının pozisyonu değişiyor. Çünkü halk tarafından seçiliyor. Müesses nizamın kurucu ve kollayıcıları bu dönemde bütün varlıklarını ortaya koymak zorundalar. Burada herkesin dikkatli ve uyanık olması lazım. Şimdi Türklerin de Kürtlerin de çok aklı başında hareket etmesi gerekiyor. Mutlaka gündem değiştirilmeye çalışılacaktır. Ak Parti'nin tek başına iktidara gelmesini engellemeye çalışacaklardır. Bu taslağın ben bu müesses nizamın kurucu ve kollayıcıları tarafından dikte edildiğini düşünüyorum.

KÜRTLERİN AYRI BİR DEVLET, AYRI BİR BAYRAK İSTEDİĞİNE İNANMIYORUM

İki dil, iki bayrak meselesi çok tartışılıyor. Demokratik özerlik konusundaki kanaatiniz nedir?
Atatürk'ün bir vasiyetnamesinden söz ediliyor. Ve o vasiyetnamenin Genelkurmayın arşivinde olduğu söyleniyor. Bence şu vasiyetin ortaya çıkmasında yarar vardır. Kürtlere özerklik konusunun orada yazılı olduğu iddia ediliyor. Bu iddiaya cevap verecek olan mekanizmaların harekete geçmesi lazım. “Atatürk'ün bize verdiği hakları verin” demeye getiriyorlar. O hakların ne olduğunun bilinmesi lazım. Bu topraklarda ben Kürtlerin ayrı bir devlet, ayrı bir bayrak istediğine inanmıyorum. Belli bir kesim isteyebilir ama çoğunluğun istediğine inanmıyorum. Nereye bayrak asacaklar? İstanbul'a mı? İzmir'e mi? Ankara'ya mı, Mersin'e mi? En büyük Kürt nüfusu bu bölgelerde; İstanbul, İzmir Ankara, Adana, Mersin…

KÜRTÇEYİ YASAKLAYAN ZİHNİYET BAYRAK ORTAYA ÇIKARTTI

Bence 12 Eylülde Kürtçenin yasaklanmasıyla en büyük ihanet yapılmıştır. Bayrak o gün ayrılmıştır bugün değil. Kürtçeyi yasaklayan zihniyet bayrak ortaya çıkarttı. Bunların tartışılmasında yarar vardır. Özgürlüklerin genişletilmesi gerekiyor. Maalesef yıllarca Kürtlere eşit muamele yapılmadı. Biz onu yaşadık, ben o bölgenin çocuğuyum.

Kürt açılımı ile ilgili adeta kıyameti kopartan bir yazı yazmıştınız…
Evet. Yazının 11 maddesi vardı. Bir tanesinde şunu dedim: “Kürtlerin manevi lideri kabul ettikleri Şeyh Sait ile Alevi Kürtlerin manevi lider kabul ettikleri Seyyid Rıza'nın mezarlarının yerini ailelerine gösterin”. Hatta Şeyh Sait'in mezarının olduğu bölgeye bir cami bir külliye yaptırın. Seyid Rıza'nın mezarının olduğu bölgeye bir cem evi yaptırın. Bunu da devlet yaptırsın” dedim. Ben bunu yazınca CHP ayaklandı. Onur Öymen Meclis'te soru önergesi verdi. “Nasıl oluyor da devletin gazetesinde böyle yazılar çıkıyor?” diye. Arkasında Meclis'te bir konuşma yaptı. “Siz bunlara iade-i itibar sağlıyorsunuz” dedi. Yazımı geçen sene Ağustos ayında vermiştim. Olay Gazetesi, TMSF'de olduğu için soru önergesi verildi. Yani devlet bir yanlışlık yapmışsa telafi etmelidir.

YASAKÇI BİR ZİHNİYET OLDUĞU MÜDDETÇE NORMAL KARŞILAYACAKSINIZ
Şeyh Sait ve arkadaşlarını o günkü yasayla idam ettiniz. Kimse neden ettiniz? diye sormuyor, sorgulamıyor. Ailesi; “Dedemin mezarını gösterin” diyor. 47 kişi idam edilmiş hepsinin ailesi dedelerinin mezarlarının nerede olduğunu soruyor. Seyyid Rıza'nın ailesi; “Tamam dedemi götürüp kurşuna dizdiniz. Mezarını nerede yaptınız? Bize gösterin” diyor. O bile yasaklanıyor. Şimdi böyle yasakçı bir zihniyet olduğu sürece makul çıkışları da normal karşılayacaksınız, dil konusundaki çıkışı da normal karşılayacaksınız. O zaman bunları suçlamayacaksınız. Devlet önce kendi görevini yapacak. Dağ başından adam kaçırtıp öldürtünüz. Niye öldürttüğünüzün cevabını veremiyorsunuz hala. Kaç tane faili meçhul cinayet var? 3 bin mi, 7 bin mi? Hala sayısı bilinmiyor. Geçen yıl bir televizyonda izledim. Birisi Diyor ki; “Benim kardeşimi polis götürdü. Bir daha haber alamadık.”




0 Yorum - Yorum Yaz

İstifa dilekçesi MHP'de!

Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zihni Aldırmaz'ın MHP'den istifası resmileşti.
 

MHP İl Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zihni Aldırmaz'ın istifa dilekçesi teşkilatımıza ulaşmış ve gerekli işlem yapılmıştır. Kamuoyunda dillendirildiği gibi Aldırmaz'ın Milliyetçi Hareket Partisi'ne geri dönüşü gibi bir durum söz konusu değildir." denildi. 

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Seçim olsa 4 partinin son durumu

Türkiye seçim atmosferine girmeye başladı. Başbakan Erdoğan yüzde 50 oy hedefliyor. CHP'li Gürsel Tekin ise tek başına iktdar için 'bize yüzde 37 yeter' diyor. Son anket göre AK Parti, CHP, MHP ve BDP'nin oyunu ortaya koydu.
 

Prof. Özer Sencar'ın başkanlığında Metropoll araştırma şirketinin son çalışması yayınlandı. Sabah Gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak'ın bugünkü köşe yazısında yer verdiği araştırmada "Bugün seçim olsa hangi partiye oy verileceği?"sorusunu da cevap aranmış. 

Metropoll'ün son araştırmasına göre, kararsızlar dağıtıldıktan sonra, dört partinin oy oranları şöyle: AK Parti yüzde 45.3, CHP yüzde 30.7, MHP yüzde 13.8, BDP ise yüzde 6.5.

Metropoll'ün eski kamuoyu araştırmalarıyla mukayese edildiğinde, AK Parti'nin bir miktar gerilediğini, CHP'nin ise ilerlediğini kaydeden Nazlı Ilıcak'ın ankete ilişkin yorumu şöyle:

"CHP'nin, Kemal Kılıçdaroğlu'yla, eskisine göre daha iyi bir çizgi yakaladığını da söyleyebiliriz. Deniz Baykal'a güvenenler % 10-15 civarındayken, Kılıçdaroğlu'na güven % 22.5. Tayyip Erdoğan ise, mevcut siyasi parti liderleri arasında en çok güvenilen politikacı olma özelliğini, % 40.6 destek ile sürdürüyor."




0 Yorum - Yorum Yaz

'Görme engelli' polis yankesicilerin korkulu rüyası!

Suçluya anında müdahale amacıyla çeşitli kılıklarda sokaklarda görev yapan Güven Timleri, bu uygulamayı gerçekleştirdikleri tatbikatla pekiştirdi. Bursa'daki tatbikatta, elindeki bastonla görme engelli gibi davranan polis, vatandaşın cebinden telefon çaldıktan sonra kaçmaya çalışan yankesiciyi anında yakaladı. Yapılan başarılı tatbikat vatandaşlarca alkışlandı.
 

Kestaneci, simitçi, biletçi gibi seyyar satıcı rollerinde sokaklarda çalışan Güven Timleri, yeni tiplemelerle kendini belli etmeden toplum içine karışıyor. Görme engelli, sakat, koltuk değnekli ve hatta deli rolleri yaparak dolaşan polisler, sık sık tiyatro eğitiminden geçiriliyor. Bursa Emniyet Müdürlüğü, Devlet Tiyatrosu Müdürü Halil Balkanlı ile birlikte, sayıları 90'ı bulan Güven Timleri için 3 ay süren tiyatro eğitimi düzenledi.

Eğitimlerin ardından sokağa çıkan timler, öğrendiklerini uygulamaya koydu. Vatandaşlar, polislerin gerçeğini aratmayan ilginç tatbikatını, meraklı gözlerle izledi. Kapkaççıya görme engelli bir polisin müdahale ettiği operasyon gerçeğini aratmadı. Kentin en kalabalık bölgelerinden Uzun Çarşı'da gerçekleştirilen uygulamalı eğitimde, farklı kıyafetlerdeki polisler yankesicileri izlemeye başladı. Alanda simitçi, bilet satıcısı ve görme engelli kılığında bulunan güven timleri, hem satış yaptı hem de çevreyi gözetledi. Bu sırada, kapkaççı kılığındaki polis, meydanda alışveriş yapan bir başka polise yaklaşarak montunun cebinden cep telefonunu çaldı.

Olayı takip eden görme engelli polis ise kapkaçın gerçekleşmesinin ardından uzaklaşmakta olan hırsıza yetişerek yakaladı. Alandaki diğer arkadaşlarının gelmesiyle yankesici kelepçelenerek emniyete götürüldü.

Tüm bu olayları şaşkınlıkla izleyen vatandaşlar ise bunun sadece bir gösteri olduğunu anlayınca rahat bir nefes aldı. Çarşı esnafı, başarılı operasyon sebebiyle güven timlerini alkışladı.

Eğitim çalışmaları hakkında bilgi veren Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü Arif Bozdemir, Güven Timlerini, suçlularla daha etkin bir mücadele ve suçlu olduğundan şüphelenilen insanların hissettirilmeden izlenmesi amacıyla kurulduğunu hatırlattı. Timlerin hareket kabiliyetlerini daha da artırmak amacıyla 3 ay süren bir eğitim verdiklerini belirten Bozdemir, "90 Güven Timimiz var. Bunlar 2010 yılında 690 olaya müdahale ettiler. Biz 2010 yılında alınan eğitimlerle bu arkadaşlarımızın daha başarılı olmaları adına gerekli desteği kendilerine veriyoruz." dedi.

Devlet Tiyatroları Müdürü Halil Balkanlı ise Güven Timleri'nin beden dillerini daha iyi kullanmaları ve reflekslerini geliştirmeleri amacıyla yaptıkları eğitimin çok başarılı geçtiğini kaydetti. Yapılan uygulamalı eğitimde kalabalık alışveriş merkezlerinde, halkın yoğun olduğu yerlerdeki yan kesicilik olaylarında polisin nasıl çalıştığını ortaya koyduklarını anlatan Balkanlı, "Onlar tiyatro yapmıyorlar. Onlar hayatın içinde yaşananları dramatize ediyorlar. Gerçekten yetenekliler. Çok özverili zor bir meslek icra ediyorlar." diye konuştu.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

MHP bu tarihte seçim istiyor!

MHP, milletvekili seçiminin 12 Haziranda yapılması için kanun teklifi verdi.
 

Teklif, MHP Grup Başkanvekilleri Oktay Vural ve Mehmet Şandır ile 22 arkadaşının imzasıyla TBMM Başkanlığına sunuldu.

Teklife göre, TBMM 24. Dönem Milletvekili Seçim gününün 12 Haziran 2011 olması öngörülüyor.

Teklifin gerekçesinde, hükümetin uyguladığı politikalar eleştirilerek, ''tüm sektörlerde yabancılaşmanın arttığı, tarımsal çöküş yaşandığı, sosyal kesimlerin ekonomik yük altında ezildiği, sanayi kesiminin rekabet gücünün azaldığı'' öne sürülerek, ''AKP iktidarı dış politikada da teslimiyetçi politikaların uygulayıcısı olmuştur. Türkiye, uluslararası alanlarda mücadele verdiği hemen her konuda geri adım atmak ve dayatmaları kabullenmek durumunda bırakılmıştır'' denildi.

''Demokratik açılım'' sürecinin eleştirildiği gerekçede, şu görüşlere yer verildi:

''Etnik kimlik siyaseti ile milli kimlik ve milli kültür örselenmeye başlamıştır. Türkçe saldırıya uğramış, ikinci dilin kamusal alanda kullanılması ve eğitim dili olmasının altyapısı devlet eliyle oluşturulmuştur. Milli ve ahlaki değerler erozyona uğramıştır.

Sonuç itibarıyla Anayasa ve yasalarımıza aykırı olarak üniter yapı tartışmaya açılmış, ikinci dil dayatması, sonu bölünmeye varacak yeni azınlıklar oluşturulması şeklinde devam eden süreç milletimizde derin bir endişe ve infial doğmasına yol açmıştır.

Hükümet ile anayasal kurumlar çok derin tartışma, hatta çatışma halinde bulunmaktadır. Yasama organı hükümetin tahakkümü altında iken yargı erki de yoğun baskı altında bulunmaktadır.

İktidar, hak talebinde bulunan toplum kesimlerine husumet duymakta, iktidarı övmeyen bütün kişi ve kurumları ve medyayı baskı altında tutmaktadır.

Bu dönemde yolsuzluk devasa boyutlara ulaşmış olmasına rağmen iktidarın yolsuzlukla mücadelede önlem almaya niyeti bulunmamaktadır.''

Seçimlerin erken yapılacağı beyanlarına rağmen bir adım atılmamış olmasının YSK'nın seçim takvimini geciktirdiği öne sürülen gerekçede, ''Seçim tarihinin bir an önce belirlenmesi, bu tarihe göre YSK'nın uygun bir seçim takvimi düzenleyerek, seçimlerin gerçekleşmesi için gerekli usul ve esaslarını uygulaması mümkün olacaktır'' denildi.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Dağlıca baskınının hedefi Çankaya referandumuydu

Ruken kod adlı terörist, Dağlıca baskınını 500 kişiyle hiç zaiyat vermeden yaptıklarını belirterek, ağır silahların baskından sonra K.Irak'a kaçırıldığını söyledi
 

Terör mücadele tarihinin en acı olaylarından olan ve üzerinden çok tartışılan 13 askerin şehit edildiği, 8 erin kaçırıldığı Dağlıca Baskını'nın kilit isimlerinden “Ruken” kod adlı Felek Alp sorgusunuda akıl almaz bilgiler verdi. Terörle Mücadele Birimleri'nin çok gizli operasyonla yakaladığı Cumhurbaşkanlığı referandumunun yapıldığı 21 Ekim 2007 sabahı gerçekleştirilen baskına katılan Felek Alp, 10 gündür yoğun biçimde sorgulandı. Saldırının planlayıcılarının isimlerini veren Alp, eylemin Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesini öngören referandumu etkileme amaçlı yapıldığını anlattı. Alp, Dağlıca baskının 500 teröristle gerçekleştirildiğini açıkladı. PKK adına Kuzey Irak'ta silahlı faaliyet gösterdiği için hakkında arama kararı bulunan Felek Alp'in yurda girdiği istihbaratı üzerine başlatılan operasyon İstanbul'da son buldu. İstanbul Polisi, 19 Aralık'ta yaptığı operasyonla Yusuf Uzun ve Tarık Görür'le birlikte Felek Alp'i yurtdışına çıkmak üzereyken yakaladı. Dağlıca baskınının kilit isimleri arasında olduğu belirlenen Alp'in sorgusu bu yönde yoğunlaştı. 

BASKIN ÖNCESİ BRİFİNG VERİLDİ
Dağlıca Baskını öncesi yapılan uzun hazırlıkları anlatan Alp, baskından önce “Bahoz Erdal” kod adlı Fehman Hüseyin, “Abbas” kod adlı Duran Kalkan ve “Ape Hüseyin” kod adlı Kadri Çelik ile toplantı yaptıklarını anlattı. Alp, eyleme karar verilmesinden sonra, Zağros Karargah Komutanı “Rubar Çele kod adlı Esvet Budakbeyoğlu'nun eylemi alanda yönetecek ekibe hitaben bir konuşma yaptığını ifade etti. Alp, ifade tutanaklarına geçen itirafında konuşmanın detaylarını şöyle verdi: “Rubar Çele, ‘yapılacak eylemin Dağlıca Karakolu'na yönelik olacağını, Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunu eylemin mevcut süreç içerisinde çok önemli ve Türkiye'ye büyük bir darbe vuracak eylem olacağını, eylemle TC'nin gündeminin değişeceğini, eylemden sonra Türkiye'nin bir numaralı gündeminin bu eylem olacağını, uzun zamandır karakola yönelik keşif çalışmalarının yapıldığını, karakolun etrafında yaklaşık 10 tane tepe olduğunu, bu tepelerin hepsine konuşlanılacağını, karakolun etrafındaki bütün tepelerin, geçitlerin tutulacağını' söyledi.”

KANLI BASKIN 500 KİŞİYLE YAPILDI
Daha önce saldırının 200-300 kişilik bir grupla yapıldığı yönündeki spekülasyonlara yeni boyut katacak itiraflar yapan Alp, baskının 500 teröristle yapıldığını açıkladı. Alp, özel seçilen grubun baskından aynı günün sabahında haberdar edildiğini söyledi. • star

Heronlar gelince çömelip hareketsiz kaldık, göremedi
Eylemden önce 1 hafta süreyle Dağlıca'ya katırlarla silah ve mühimmat taşıdıklarını ifade eden Alp eylem hazırlıklarını şöyle anlattı:

• DOÇKA silahını karakolu gören uygun bir mevziiye yerleştirdik ve mevzii yaptık.

• Eylem esnasında oluşabilecek herhangi bir olumsuzlukta kaçmak gerekirse malzemelerin Türk ordusunun eline geçmemesi için cephane ve erzakın bir kısmını gömdük.

• Bütün gruplar mevziilerine ulaştıktan sonra saldırının olacağı güne kadar 1 hafta boyunca yerlerimizde kaldık, 1 hafta boyunca bütün tepelerde mevzilenmiş örgüt mensupları bulundukları yere silah mühimmat ve gıda malzemeleri taşıdı.

• Bu bir hafta süre içerisinde bölgede hiçbir askeri hareketlilik olmadı, ancak zaman zaman Heronların keşif yaptığını gördük, ama HERONLARI gördüğümüz zaman hemen çömelip HERON gidene kadar hareketsiz kaldık, örgüt içerisinde faaliyet yürüten bütün örgüt mensupları bu hareket tarzını bilir.

ASKER AĞIR SİLAH KULLANMADI
• 21 Ekim günü saat 23.00'da telsizden eylemin yapılacağı, herkesin hazır olması şeklinde talimat geldi.

• 1.5 - 2 saat sonra karakolu koruyan nöbetçilerin olduğu iki tepeden birincisine SERHAT kod adlı terörist ve yanındaki 2 kişinin sızma yaptığı ve tepedeki askerleri etkisiz hale getirdiklerine dair telsiz konuşmaları geçti.

• İkinci tepeye CAHİT kod adlı terörist ve yanındaki 2 kişi sızma harekatına başladı. Ancak tepeden askerlerin karşılık vermesi nedeniyle 20-25 dakikalık bir çatışma yaşandı ve ikinci tepenin ele geçirilemediği şeklinde telsiz anonsu geldi.

• Bunun üzerine Fazıl kod adlı terörist bütün birimlere karakola saldırın talimatı verdi.

• Bütün tepelerden karakola yoğun bir ateş başladı, karakola saldırı yapıldığı esnada karşılık olarak ağır silahları kullanmadılar, buna bir anlam veremedik, daha sonra kendi aramızda askere ait ağır silahların bozuk olduğu yorumları yapıldı, bu eylem yaklaşık iki saat sürdü.

• Telsizden “ALDIK” şeklinde anons edildi, Fazıl da “TAMAM” dedi, ilk başta bu anonsun ne manaya geldiğini anlayamadık, ancak daha sonra 8 Türk askerinin rehin alındığını duyduk, bunun şifreli bir görüşme olduğunu anladık.

DOÇKALARI KATIRLA GERİ GÖTÜRDÜK
• Bu anonstan 10-15 dakika sonra Türk ordusuna ait uçak ve helikopterler bulunduğumuz alana gelerek hava saldırısı düzenlediler, daha önceden hava saldırı olduğu esnada karşı saldırıya geçmeleri konusunda talimat alan teröristler uçaklara ve helikopterlere karşılık verdileri, diğer Doçkalar yerleri belli olmaması için talimat doğrultusunda karşılık vermediler.

• Yine daha önceden aldığımız talimat gereği hazırladığımız sığınaklara girdik, herhangi bir karşılık vermedik, bu hava saldırısı iki saat kadar yoğun şekilde sürdü.

• Daha sonra bu hava saldırısı aralıklı olarak saat: 14.00'a kadar devam etti.

• Bu arada çatışma esnasında ve sonrasında hiç HERON görmedik.

• Saat 14.00 sıralarında toplanmamız için telsizden talimat verildi.

• Akşam saat 20.00 sıralarında bir HERON üzerimizde yaklaşık yarım saat dolaştı, HERON gittikten 1 saat sonra telsizden “Uygun Şekilde Geri Çekiliyoruz” talimatı verildi.

• DOÇKA ve diğer malzemeleri önceden ormanlık alana bıraktığımız katırların yanına taşıyarak katırlara yükledik, Tepeye tedbir amaçlı gömdüğümüz malzemeleri almadık, 5-6 saat yürüdükten sonra sabaha karşı ZAĞROS alanına kayıpsız geldik.

Kaçırılan erlere ceza
Dağlıca Baskınında kaçırılan 8 asker, DTP'li milletvekilleri Osman Özçelik, Aysel Tuğluk ve Fatma Kurtulan'ın girişimiyle serbeset bırakıldı. Uluslararası Tolerans Vakfı Başkanı Kerim Sincari ve bölgesel Kürt yönetiminden Hacı Mahmut Osman'la birlikte PKK kampına giden 3 DTP'li vekil tutanakla askerleri teslim aldı. 8 asker Türkiye'ye döner dönmez gözaltına alındı ve haklarında dava açıldı. Van Askeri Mahkemesi nin, 18 Aralık 2009 tarihinde erlerden Ramazan Yüce'ye, alenen askerleri itaatsizliğe teşvik suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası vermişti.

TESLİM OLMAMALARI GEREKİRDİ!
Aynı mahkeme Uzman Çavuş Halis Çağan a göreve itaatsizlik suçundan 1 yıl 8 ay ve erler Fuat Başoda, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Mehmet Şenkul, Fatih Atakul ve Özhan Şabanoğlu nun da görevi ihmal suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermişti. Van Askeri Mahkemesi nce açıklanan gerekçeli karardan, “Şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun, açıklanan mevzuat hükümleri uyarınca, sanıkların şahsi tehlike korkusunu yenerek mücadelelerine devam etmeleri, silahlarını bırakarak teslim olmamaları gerektiği açıktır” denildi.

Şehit asteğmen skandalı günlüğünde anlatmıştı
Dağlıca Baskını sırasında şehit düşen Asteğmen Mehmet Bozkuş'un günlüğündeki ifadeler, terörist Alp'in itiraflarını teyit ediyor. Alp, sadırı öncesi katırlarla günler öncesinden yığınak yapıldığını ve saldırı emrinin telsizden verildiğini belirtirken; Asteğmen Bozkuş'un günlüğünde de benzer ifadelere rastlanmıştı. Şehit Asteğmen Bozkuş, yapılan yığınağı ve telsiz konuşmalarını günlüğünde şöyle anlatıyordu:

“Bugün var ya aşkım... Bu terörün bitmeyeceğine bir kere daha şahit oldum. Gözümüzün önünden on katır on kişi geçiyor, ‘gidelim öldürelim' diyoruz göndermiyorlar. Helikopter çağırıyoruz yollamıyorlar. Bi de bunun üzerine adamları telsizlerinden de dinliyoruz. Hala elimizi kolumuzu bağlı tutuyorlar, çıldırıyoruz. Adamlar resmen önümüzden geçiyor. Biz de öyle salak saçma dağ başında bekliyoruz, neye kime hizmet ettiğimizi bilmiyoruz, ilk defa burada bulunuşumuzun boş olduğunu anladım.”

“O sabah sana demiştim ya terörist ve dolu katırlar gördük bir şey yapamadık diye, şerefsizler ellerini kollarını sallaya sallaya gittiler yüklerini boşaltıp geri döndüler ve biz gene bir şey yapamadık. Emir vermedi üstlerimiz. Gene ‘gidelim' dedik ‘bırakın gitsinler' dediler. Başlarım böyle işe dedik, elimizi kolumuzu bağladık. Ne kadar saçma bir şey. Çıldırdık çaresizlikten. On tane adam vardı, parçalardık şerefsizleri. Manyak gibi durduk yerimizde.”

Dağlıca Ergenekon bağlantısı!
• Baskın sırasında bir düğünde olduğu belirlenen Dağlıca'nın komutanı Yarbay Dirik'in baskın öncesinde taburun stratejik fotoğraflarını Ergenekon davasının sanıklarından Asuman Özdemir'e gönderdiği ileri sürülmüştü. Ergenekon iddianamesinin 354 nolu klasöründe yer alan belgelere göre Dağlıca Tabur Komutanı Kurmay Yarbay Onur Dirik ile Ergenekon zanlısı Asuman Ayşe Özdemir arasında Dağlıca fotoğrafları ve belgeleri alışverişi yapıldı.Dirik'in Özdemir'e gönderdiği fotoğrafların üzerindeki notlarda, askerlerin konuşlandığı tepeler, stratejik noktalar ve intikal yolları gibi ayrıntılı bilgiler yer alıyor.

Kaynak: Star




0 Yorum - Yorum Yaz

Yüzyılın rezaletine büyük tepki!

Gültekin Avcı da dizide işlenen konuyu ve tepkileri dile getiren bir yazı kaleme aldı...
 

İşte Avcı'nın o yazısı...

"Muhteşem Yüzyıl" kimin fantezisi?

Bizim tarih temalı TV ve sinema yapımlarımız neden hep suni solunumla yol almaya çalışıyorlar?

Suni solunum diyorum çünkü tarih temalı bir yapımda gerçek soluklar tarihi bilgi ve belgelerden alınır.

Fantezilerinizle hareket edemezsiniz tarihte. Manipülasyon yapamazsınız.

İslam ve Osmanlı tarihi söz konusu olunca nedense oryantalist bakış açısı zirve yapıyor.

İlber Ortaylı'nın bir cevabı geldi aklıma.

Sanırım İstanbul Kanatlarımın Altında filmiyle ilgili konuşuyordu. "Ben sanatçıyım, tarihe uymak zorunda değilim falan diyorlar, ama saçmalamak zorunda hiç değilsiniz" demişti hoca.

Kanuni Sultan Süleyman'ı anlatan "Muhteşem Yüzyıl"ın fragmanını defaatle izledim.

Açık söylemek gerekirse Muhteşem Yüzyıl mı, Erotik Yüzyıl mı karar veremiyorsunuz.

Harem ve kadın düşkünü bir Süleyman profili çıkıyor karşınıza.

"Sanat için sanat" yapıyorsanız bile, milletin ortak tarihi kimsenin dilediği gibi kullanacağı bir orta malı değil.

Aşk-ı Memnu'yla Halid Ziya'yı, Yaprak Dökümü'yle Reşat Nuri'yi taciz ettiniz.

Tarihin gösterdiği Süleyman'ın yerini, sizin fanteziniz 'Erotik Süleyman' alınca sanatsallık tavan mı yapacak? Kuşkusuz hayır.

Belki reyting tavan yapacak ama kim kaybedecek?

Millet ve tarih.

Kimse Kanuni'yi putlaştırdığımı düşünmesin.

Konu Kanuni'yse hem pompalanan malzeme hem de hakiki malzeme ortada.

Tarihçi olmak şart değil.

Açar bakarsınız İsmail Hakkı Uzunçarşılı'yı, İsmail Hami Danişmend'in Kronoloji'sini, Yılmaz Öztuna'yı, Hammer'i...

Bunların eserlerinden Müneccimbaşı, Aşıkpaşazade ve Naima gibi üstatların o konudaki görüşlerine de ulaşabiliyorsunuz.

Hangisinde "harem sevdalısı erotik bir Süleyman" imajı varsa işte burada der koyarsınız ortaya.

Hiçbirisinde "Muhteşem Yüzyıl'ın 'pompaladığı' Süleyman yok.

Son seferi Zigetvar'da savaş meydanında ölen bir Sultan var.

Yılmaz Öztuna'ya göre, öleceğini bile bile sefere çıkan, sarayda ölmekten korkan, er meydanında ölmeyi arzulayan bir Süleyman.

Bu son seferine hastalığı sebebiyle araba ve tahtırevanla götürülür ve sadece şehirleri geçerken ata biner Sultan.

Bizden önce Batılılar'ın 'Muhteşem Süleyman' yaptığı ve sergilere konu ettiği bir simayı, reyting uğruna yerle bir etmenin özel bir amacı olmalı.

Yapımla ilgili kritikler ve tarihçilerin isyanı da ortada.

Devletlerin ve bireylerin istikbali mazinin kökleriyle beslenir.

Geçmişinize dönüp bakacaksınız. Ama adam gibi.

Tarihin üzerine sanat faaliyeti inşa ederken bile ayaklarınız yere basacak.

Yani dengeli olacaksınız hitap ettiğiniz millete karşı. Çünkü o milletin tarihini ekranda resmedeceksiniz.

Kitaplar, ekranlar kadar yoğun ulaşamıyor milletin dimağına.

Tarihi bir şahsiyete ve tarihe iftira etmemeli.

Şahsına ve kalemine saygı duyduğum Ahmet Altan, Kanuni ile İbrahim Paşa arasındaki yakınlığa öyle bir kimlik biçti ki şaşırdım doğrusu.

Muhafazakarlık ve dindarlık elbette farklı şeylerdir.

Muhafazakarın neyi muhafaza ettiğidir önemli olan.

Tarihçi değilim ama baba yadigarı sadrazam Piri Mehmet Paşa'yı azledip yerine Pargalı Makbul İbrahim Paşa'yı sadrazam yapmasını, Kanuni'nin hatalarından biri olarak gördüm hep.

Müneccimbaşı, şehzadeliğinden beri arkadaşı olan Pargalı İbrahim'in, Kanuni Süleyman'ın ayaklarını yıkadığı suyu içtiğini söylüyor.

Müneccimbaşı ve ondan nakille İsmail Hami Danişmend, bu dalkavukluğa (tabasbus) işaret ediyorlar.

Kanuni'nin gençliğinde Manisa Valiliği yaparken İbrahim Paşa'yı tanıdığı ve çok iyi dost oldukları bir gerçek.

Tarihçiler İbrahim Paşanın güzel sesinden ve güzel yüzünden de bahsederler.

Kanuni'nin İbrahim Paşayı teamüllere aykırı olarak Hasodabaşılıktan Sadrazamlığa terfi ettirdiğinden de.

Ama başka bir şey yok. Beraber yatıp kalkmışlar falan bunlar şehir efsanesi.

Ahmet Altan bu iddiasını nereye dayandırıyor bilmiyorum.

Kadın düşkünlüğünün de çocuk sayısıyla ölçülebileceğini sanmıyorum. Giacomo Casanova'nın kaç çocuğu olduğunu bilen var mı?

BUGÜN




0 Yorum - Yorum Yaz

İmama Yapılan Saygısızlık Aslında....

Bilindiği üzere günümüzde imamlık denilince akla camiyi açıp kapamak, orada insanlara namaz kıldırmak ve onlara dini konularda bilgiler aktarmak gelmektedir. Peygamber efendimizin de Rabbine kavuşuncaya kadar ashabına namaz kıldırdığı ve bu görevini eksiksiz yaptığı bilinmektedir. Bu anlamda imamet, bir peygamber mesleği/görevi/sorumluluğu olarakta görülüp değerlendirilebilir. 
 

İmama Yapılan Saygısızlık Aslında Dine Yapılan Saygısızlıktır (1)

Dr. Ahmet Emin Seyhan

Bilindiği üzere günümüzde imamlık denilince akla camiyi açıp kapamak, orada insanlara namaz kıldırmak ve onlara dini konularda bilgiler aktarmak gelmektedir. Peygamber efendimizin de Rabbine kavuşuncaya kadar ashabına namaz kıldırdığı ve bu görevini eksiksiz yaptığı bilinmektedir. Bu anlamda imamet, bir peygamber mesleği/görevi/sorumluluğu olarakta görülüp değerlendirilebilir. 

Biz hazırlayacağımız bu yazı dizilerinde, içerden birisi olarak imamlığı, imamların din ve görev algılarını, gerçek din gönüllüsünün vasıflarını, hoca olarak adlandırılan bazı şarlatanları, toplumun ve idarecilerin imamlara bakışlarını, bu konuda içine düşülen bir takım yanılgı ve yanlışlıkları, bunların doğurduğu olumsuz sonuçları ve buna benzer pek çok hususu ele alarak toplumda ve din görevlilerinde bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktayız.

Nitekim biz, imamların mesleklerini icra ederken dikkat etmeleri gereken hususlardan bahsetmekle beraber, halkın nasıl “doğru bir imam anlayışı”na sahip olması gerektiği hususundaki gözlemlerimizi de paylaşmayı istemekteyiz. Zira böyle bir anlayışa şiddetle ihtiyaç olduğunu yakından görmekte ve yılların birikimi ve tecrübesi ile bütün bunları ifade etmeyi ve yazılı hale getirmeyi arzulamaktayız. Zira biz, topluma dini konularda rehberlik eden, onlara dini öğreten, anlatan ve uygulamasını bizzat yaptıran bir imama yapılan saygısızlığın aslında dinin kendisine yapılan saygısızlık olduğu kanaatindeyiz.

Tam da burada Hz. Peygamber'e yaptıkları kaba davranışlar sonucu ciddi uyarıyı hak edenlere Kur'an'ın yaptığı tavsiyeleri hatırlamak yerinde olacaktır. Zira bizim bu düşüncelerimizin arka planında yatanları algılamaya ve anlamaya çalışmak için önce bu ayetler üzerinde doğru şekilde düşünülmesi, sonrasında da tutarlı ve mantıklı sonuçlara ulaşılması gerekmektedir.

Bu itibarla, bizi böyle bir yazı dizisi kaleme almaya iten en önemli etkenlerden birisi, toplumda rastladığımız “yanlış bir imam anlayışı” ve imamların hak ettikleri saygınlığa yeterince kavuşamamış olmalarıdır. Bu yanlış algıyı sürekli topluma pompalayan bir takım art niyetli kimselerin bitip tükenmek bilmeyen faaliyetleridir. Oluşturulan bu ortamda, imamlar üzerinden dine ve dini değerlere saldıran ve bazı masum insanları menfi anlamda etkileyenlerdir. Son yıllarda bu çabaların fazlaca prim ve etki yapmaya başlamış olmasıdır. İletişimin yaygınlaşması ile birlikte bu yanlış algı ve yaklaşımların daha süratle toplumda yayılması ve gençleri tesir altına alınmaya başlamasıdır. Bütün bunların doğal bir sonucu olarak, arkasında namaz kıldıkları imamlar hakkında oluşturulan kötü zanların, sözlerin ve yapılan yayınların olumsuz tesirleriyle İslam hakkında bir takım ön yargıların çoğalıyor veya bunların topluma açıkça empoze ediliyor olmasıdır. Din ile barışık olmayan gençlerin sayılarının artırılmak istenmesidir. Dini öcü ve afyon olarak gören bazı kimselerin yaptıkları yanlış kıyaslar sonucu bilmedikleri İslam'a karşı düşman kesilmeleri ve İslam'ı hasım olarak görme ve gösterme gayretleridir.

Bu nedenle, geniş boyutlu olarak meseleye bakıldığında görüleceği üzere yanlış bir imam algısının nelere mal olabileceği üzerinde ciddi olarak düşünülmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu kötü gidişattan uzun vadede öncelikle bütün halkımızın, sonrasında imamların, ama en önemlisi de dinimiz İslam'ın zarar görebileceği gerçeğini fark etmemizin zamanı artık gelmiştir. Zira aynı tecrübeyi bizden asırlarca önce yaşamış Ehl-i kitabın hallerini daha önceden yazılı kaynaklardan okumakla birlikte şu günlerde yurtdışında bulunuyor olmamız münasebetiyle daha yakından görmekteyiz. Onların papazlarına ve din adamlarına bakışları, din ve peygamber algıları, rahatlıkla dinlerini alay konusu edebilmeleri, bunda da hiç bir sakınca görmemeleri, büyük bir kısmının ateizmin ve agnostisizmin batağına saplanmaları, geri kalanların da dinin sadece bazı ritüellerini yaparak kurtulacaklarını zannetmeleri gerek Yahudi, gerekse de Hristiyan toplumlarında bir anda oluşmuş şeyler değildir. Din ve dini değerlerle ilgili yanlış algıların yıllar içinde birikimi, kendi din adamlarının yanlış yönlendirmeleri ve daha pek çok etken sonucu bu duruma gelindiği görülmektedir. Aynı yola bizim de girdiğimiz ve bu yanlış yolda uzun zamandır ilerlediğimiz düşünülecek olursa, bizim de şimdiden gerekli bir takım tedbirleri almamız uygun olacaktır. Aksi takdirde Ehl-i kitabın karşılaştığı aynı sonuçlarla bizim de karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır ki, şimdiden ülkemizde bir takım olumsuzlukların yaşanmaya başladığı da bir vakıadır.

En azından biz, bunları gören düşünen ve sorgulayan birisi oarak bu görevi yapmak zorunda hissetmemiz nedeniyle bu yazı dizisini hazırlamaya karar verdik. Bizim bu düşüncelerimiz hak ettiği karşılığı hem imamlarda, hem de toplumumuzda bulur ve olumlu anlamda bir değişim ve dönüşüm süreci başlayabilirse, yanlışlara daha fazla düşülmeden bu yoldan dönülmesi ve kendi rotamıza girmemiz mümkün olabilecektir. Bunun doğal bir sonucu olarakta hem bizler, hem de dinimiz İslam buradan fazla bir yara almayacak ve dünyada tebliğ bekleyen milyarlarca insanın da umudu olmaya devam edebileceğiz.

Yapacağımız bu çalışma ile gerek imam arkadaşlarımıza ve gerekse sağduyulu halkımıza seslenmek ve onları daha bilinçli olmaya, sağlıklı düşünmeye, her duydukları haberlere ve söylentilere hemen inanmamaya, her zaman evrensel ilkelerden yana olmaya, sağlam bir muhakemeyle düşünmeye ve yorumlamaya çağırmayı hedeflemekteyiz. Bunu yaparken bazen din gönüllüsü meslektaşlarımıza sahip çıkmamız gerektiğinin, bazen de özeleştirinin kaçınılmaz olacağının elbette farkındayız.

Burada imamlar derken genel anlamda kast ettiğimiz İmam Hatip Liselerinde okuyan ve buralardan mezun olanlar, İlahiyat Fakültelerini bitirenler, ya da bu kurumlarda öğretmenlik ve öğretim üyeliği ya da görevliliği yapanlar, müftü, vaiz, vaize, kuran kursu öğreticisi, imam ve müezzin olanların tamamı, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın her kademesinde görev yapan ve bu nedenle de halk arasında “hoca” olarak bilinen kimselerdir. (Bugün her ne kadar başka bir mesleği yapıyor olsalarda geçmişte buralardan eğitim almış olmaları nedeniyle onları tanıyanlar, kendilerini “hoca” olarak vasıflandırmaktadır ki, onların bunun farkında olmaları gerekmektedir. Bunu şu şekilde açıklarsak sanırım mesele daha anlaşılır olacaktır. Kendisini artık “hoca” olarak görmek ve tanıtmak istemeyenlerin vicdanlarına seslenmek için şu çağrı yapılabilir mesela. “İmam Hatip Lisesi mezunları diplomalarıyla bunu belgelendirdikleri takdirde eşleri ile birlikte hacca giderken % 10 indirimden faydalanacaklardır” dediğinizde “ben de İHL mezunuyum, ben de ilahiyatçıyım ve hoca sayılırım” diyerek ortaya çıkacak olanların hepsine buradan seslenmeyi vazife biliyoruz. Bu nedenle onlar bilmelidirler ki, onları yakından tanıyan kimselerin gözünde onlar hala “hoca”dırlar. Ölünceye kadar da bu sıfattan maalesef kurtulamayacaklardır. Her ne kadar mahalle değiştirdiklerini söyleseler de, onlara benzemeye çalışsalar da yeni mahallelerindeki kimseler onlara söylemeseler ve hissettirmeseler bile, hala onları “hoca” olarak görecek ve yaptığı yanlışlarının faturasını büyük bir zevkle önce İslam'a sonra da dindarlara keseceklerdir.)

Burada özel olarak kast ettiğimiz ise halen bu onurlu görevi mihrapta yerine getirmek durumunda olan imam arkadaşlarımızdır. Şunu da belirtelim ki, imam derken biz müezzinleri de bu sınıfa dahil ediyoruz. Zira onlar da aynı vazifeyi yapmaktadırlar ve bize göre imamlarla aralarında hiç bir fark yoktur.

Biz bu özeleştiri ve önerileri yaparken imamlar hakkında yanlış kanaat sahibi olan kimseleri de buradan zaman zaman uyaracak ve onların doğru düşünmelerinin önündeki bir takım engellere işaret edeceğiz. Halkımız bu bariyerleri, öğretilen önyargıları, şartlanmışlıkları ve peşin fikirliliği aşabilir “doğru bir din görevlisi/din gönüllüsü imajı”nı kafalarına yerleştirip ona uygun davranabilirlerse uzun vadede bundan kendileri ve nesilleri kazançlı çıkabilecektir. Bu ise hem son din İslam'ın bütün dünyada doğru anlaşılması ve yorumlanmasına neden olacak, hem de Hristiyan ve Yahudilerin düştüğü bir takım hatalardan Müslümanları uzak tutabilecektir. Sonuçta İslam'ı temsil eden bireylerin dinlerine olan bu bağlılıkları ve iyi temsilleri, başka insanların dinimizi doğru tanımalarına ve belkide İslam'la müşerref olmalarına yol açabilecektir.

Bir başka ifadeyle “yanlış bir hoca algısı”ndan uzaklaşıp “doğru bir imam/önder/hoca anlayışı”na kavuşan insanımız, bu doğru önder tasavvuruyla dini çok daha iyi anlayabilecek, dini değerlere saygı gösterecek, daha sonra dinini güzel bir şekilde temsil edecek, insanlığın İslam ile buluşmasına neden olacak çalışmalara imza atabilecek ve Kur'an'ın yapılmasını istediğini şeyleri yapmak suretiyle de hem bu dünyada hem de ahirette kazançlı çıkabilecektir.

Bunun yolu ise elbette her zaman olduğu gibi dini doğru kaynaklardan sağlam bir şekilde öğrenmek ve uygulamak, yanlış din anlayışlarından uzaklaşmak, görevinde mükemmel ve ihlaslı imamların sözlerine itibar edip onlara değer vermek, hakikat üzere olan dürüst ve erdemli kimselerin yolundan gitmek ve o yoldan ayrılmamak, onlarla birlikte hareket edip dürüst ve erdemli davranışlar sergilemek, fasık, münafık ve İslam'dan hazzetmeyenlerin bir takım sözlerini her zaman ihtiyatla karşılamak ve gereğini evrensel din ve ahlak ilkelerine göre yapmak, Kur'an-ı Kerim, Sahih Sünnet ve konunun uzmanı olan İslam alimlerin ortak verecekleri yeni ictihad ve hükümlere sıkıca sarılmak ile mümkün olabilecektir. Zaten biz genel olarak Kur'an'a ve Hz Peygamber'in ortaya koyduğu evrensel ilkelere baktığımızda yukarıda sıraladığımız bütün bu tavsiyeleri oralarda da görmekteyiz.

Özetle ifade edecek olursak, toplumda oluşturulan ve halen oluşturulmak istenen “yanlış bir imam algısı” bir takım yanlışlıkları ve sorumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Bunlar ise dinimiz İslam'ın yanlış anlaşılmasına ve tanıtılmasına yol açmıştır. Toplumun bazı kesimleri bu uydurulan yalan ve yanlış haberlerin etkisiyle dine ve dini değerlere karşı yanlış bir tavır ve tutum içerisine girmişlerdir. Kısaca, bu dinin en öndeki temsilcileri olan imamlara yapılan her türlü saygısızlık dinin kendisine yapılan saygısızlığa dönüşmüştür. Bunu göremeyip hala imamlara saldıran sözde dindarların bu konuyu bir kez daha düşünmeleri yerinde olacaktır.

Zira dini kendisinden öğrendiği, arkasında namaz kıldığı, doğumundan ölümüne kadar kendisiyle beraber bir hayat geçirdiği imamlar hakkında yanlış kanaat sahibi kişinin dine olan bağlılığı da buradan ağır bir darbe almıştır. İşte bütün bunlardan kurtulmanın yolu, haklarında kötü söylentiler oluşturulan bu kimseler hakkında doğru bilgiyle düşünmek ve doğru bir din anlayışını benimsemektir. Bunu yapamayanların imama ve dine olan saygısızlıkları kendilerinin büyük bir hatası ve sorunu olarak kalacaktır. Ama bizim de onlara yaptıklarının yanlış olduğunu söylememiz ve onları ikna etmeye çalışmamız da bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Bizim bu yazı dizilerimiz dikkatle takip edildiğinde görülecektir ki, ortaya koyduğumuz düşünceler doğru anlaşılır ve uygulanabilirse bu durum, hem imamların, hem toplumun, hem de insanlığın faydasına olabilecektir.

Doğru bir önder/hoca/imam algısının oluşturulması başarılır ve buna göre hareket edilirse, buradan doğru bir din anlayışına ulaşılacak ve sahih bir dindarlık oluşturulabilecektir. Bu doğru dindarlığı şahsında temsil eden saygın müminler ise bu son din İslam'ı tüm dünyaya doğru bir şekilde tanıtıp tebliğ edebileceklerdir.

Biz bu yazı dizilerinin hayırlara vesile olmasını yüce Allah'tan niyaz ediyoruz. Umarız halkımız ve doğru, tutarlı ve mantıklı düşünmesini bilen tüm meslektaşlarımız ne demek istediğimizi iyi anlayacaklar ve bu değişimin hızlı ve başarılı olabilmesi için üzerlerine düşen görevleri eksiksiz yapacaklardır. “Sen hatırlat! Zira hatırlatmak inananlara fayda verir” buyruğundan hareketle bu uyarıyı tüm kardeşlerimize ve insanlık alemine buradan yapmayı bir görev biliyoruz. Zira gayret bizden, başarı ise Allah'tandır.

diyanethaberler.com




0 Yorum - Yorum Yaz

Son seçim anketinden ne çıktı?

Haziran'da genel seçimlerin yapılacak olmasıyla araştırma şirketleri anketler için gaza bastı.
 

2011 Haziran'ında yapılacak genel seçim öncesi araştırmacılar nabız tutmaya başladı. Yeni bir yönetim ve siyasi söylemle genel seçime hazırlanan CHP'de oyların yükseldiği iddiaları var. Ancak kamuouyu araştırmalarının önemli isimlerinden KONDA'nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır'a göre CHP 50 ilde milletvekili çıkarmakta zorlanabilir.

T24'de yazan Ağırdır önce son seçim sonuçlarını masaya yatırdı. Buna göre AK Parti'nin il bazında aldığı en düşük oy yüzde 20,6, en yüksek oy yüzde 55,1 oranında. Buna karşılık CHP'nin sıfır ve sıfıra yakın oy aldığı iller varken ulaştığı en yüksek oran da yüzde 48,2. MHP en düşük oy aldığı illerde sıfıra yakınken ulaştığı en yüksek oran yüzde 42,2.

AK Parti hiçbir ilde yüzde 20'nin altında oy almamış.AK Parti 14 ilde, ki bu illerde 2011'de 87 milletvekili seçilecek, yüzde 21-30 aralığında, 30 il / 182 milletvekilliği çevresinde yüzde 31-40 aralığında, 30 il / 230 milletvekilliği çevresinde yüzde 41-50 aralığında, 7 il / 51 milletvekilliği çevresinde yüzde 51-60 aralığında oy almış.

CHP 50 İLDE VEKİLDE ZORLANIR
CHP 25 il / 125 milletvekilliği çevresinde yüzde 10'un altında, 25 il /113 milletvekilliği çevresinde yüzde 11-20 aralığında, 23 il / 165 milletvekilliği çevresinde yüzde 21-30 aralığında oy almış. Yani 2011 seçimlerinde de bu dağılım devam ederse muhtemelen CHP 238 milletvekilinin seçileceği bu 50 ilde milletvekili çıkaramayacak veya çok zorlanacak. Çünkü bu iller genellikle 5 veya daha az milletvekilliği çıkaran iller, bu nedenle milletvekilliği kazanmak için bu illerde daha yüksek oy oranına ulaşmak gerekiyor.

MHP ise 22 il / 213 milletvekilliği çevresinde yüzde 10'un altında, 23 il /129 milletvekilliği çevresinde yüzde 11-20 aralığında, 31 il / 183 milletvekilliği çevresinde yüzde 21-30 aralığında oy almış. BDP ise bilindiği gibi Doğu ve Güneydoğu'ya sıkışmış durumda.

CHP-MHP KİTLE PARTİSİ ÖZELLİĞİ GÖSTERMİYOR
Bu sayılar 29 Mart seçimlerinin en önemli göstergesine, karakteristiğine işaret ediyor: AK Parti ülkenin her yerinde, bir kitle partisi olarak var, neredeyse eşit oranlarda ya da daha dar aralıklar içinde her seçim çevresinde oya sahip. Buna karşılık CHP, MHP ve diğer partiler lokal alanlarda, belirli dar alanlarda varlar, kitle partisi özelliği göstermiyorlar. Çok kabaca şunu söylemek mümkün, ülkenin batısında AK Parti-CHP, orta bölgelerde AK Parti-MHP ve ülkenin doğusunda AK Parti-BDP çekişmesi var.

İNTERNETHABER




0 Yorum - Yorum Yaz

Emekli maaşıyla hayra devam ediyor

Kayseri'nin ikinci Kadir Has'ı olarak gösterilen hayırsever Mehmet Koçyiğit, hayırlarına bir yenisini ekleyerek Doğumevi Hastanesi'ne modern bir acil servis yaptırmak için kolları sıvadı. 
 

Diğer hayırseverlerin aksine emekli maaşı ile hayırlar yaptıran Koçyiğit, şimdiye kadar okul, Kur'an kursu, fırın, hastaneye acil servis düzenlemesi gibi birçok hayra imza atmıştı.

Hayırsever Koçyiğit, yaşamın zevkinin yaptığı hayırlar olduğunu kaydetti. Koçyiğit, "İnsan gider ama eseri kalır. Yıllarca büyük sıkıntılar çektim, ama Allah bana verdi, ben de milletime vermeye çalıştım. Benim öyle büyük paralarım yok, ama hayır için Allah bir şekilde veriyor." diye konuştu.

Hayırsever Koçyiğit, Kayseri Çocuk ve Kadın Doğumevi'nin acil ihtiyacını bir dostundan öğrendiğini ve burasını yaptırmak için kolları sıvadığını kaydetti. Koçyiğit, "Hasta olmama ve yatak döşek yatmama rağmen Kayseri için önemli bir yatırım olduğunu düşündüğüm bir yatırıma destek vermeye çalışıyorum. Umarım yapılan iş vatandaşlarımıza büyük yarar sağlar." dedi. Hayırseverliğin adeta kanına işlediğini belirten Koçyiğit, Allah'ın emanetini verene kadar hayır işleriyle uğraşacağını kaydetti. Koçyiğit, "Gençken arkadaşlarım bana atom karınca ismini takmışlardı. Hayır işlerinde atom karınca olmaya çalışıyorum, Benim akrabalarıma bırakacağım en büyük miras hayırlarım olacak." şeklinde konuştu.

Cihan




0 Yorum - Yorum Yaz

03-01-201100:03:51

Hemşire kıyafetiyle mi odaya gitti?

Ergenekon Terör Örgütü'nün yöneticisi olduğu gerekçesiyle tutuklu bulunan Prof. Mehmet Haberal'ı gece yarısı ziyaret eden spikerin İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'ne nasıl girdiğinin araştırıldığı ortaya çıktı.
 

Adalet Bakanlığı müfettişinin, Prof. Dr. Haberal'ın tedavi gördüğü 3. katta bulunan doktor, hemşire, hasta bakıcı ve jandarma personeline Kanal B'nin eski haber spikeri Ece Zereycan'ın, Prof. Dr. Haberal'ın yanına hemşire kıyafetiyle girip girmediğini sorduğu öğrenildi.

Ece Zereycan, 17 Ağustos 2010 günü saat 22:00 ile saat 23:30 arasında Prof. Dr. Haberal'ı odasında ziyaret etmiş, Ece Zereycan'ın hastaneye giriş ve çıkışının görüntüleri basında yer almıştı.

BAŞSAVCILIK İNCELEME BAŞLATTI, SAVCI ERCAN ALTUNCU SORUŞTURMA BAŞLATTI
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı da, hareket ettirilmesinin tıbben uygun olmadığı iddia edilen Prof. Dr. Haberal'ı gece yarısı ziyaret eden kişi yada kişiler hakkında inceleme başlatmış, İÜ Kardiyoloji Enstitüsü'nün Fatih ilçesi sınırlarında olduğu gerekçesiyle inceleme dosyasını Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na göndermişti.

Fatih Cumhuriyet Savcılığı da, Prof. Dr. Haberal'ı, Metris Cezaevi'nden Sorumlu Cumhuriyet Savcısı'ndan izin almadan ziyaret edenler hakkında soruşturma başlatmıştı.Fatih Cumhuriyet Savcısı Ercan Altuncu'nun, Ece Zereycan'ın, Prof. Dr. Haberal'ı odasında gece yarısı ziyaretine göz yuman jandarma görevlileri ve hastane personelinin ifadesini alacağı öğrenildi.

KENAN KIRAN / YENİAKİT




0 Yorum - Yorum Yaz

'Okumanın yaşı yok' deyip kursa koştular22:13:43 02-01-2011

Bursa'da okuma-yazma bilmeyen vatandaşlara yönelik kurslar devam ediyor. Karacabey ilçesi Bayramdere, Boğazköy ve Yeniköy'de yapılan alan taraması sonucu tespit edilen, okuma-yazma bilmeyen vatandaşlara yönelik kurs Bayramdere İlköğretim Okulu'nda açıldı.
 

Karacabey İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü ile okul idaresi ve öğretmenlerin çabalarıyla Bayramdere İlköğretim Okulu'nda açılan kursa, yaşları 31 ile 51 arasında değişen 8 vatandaş katılıyor. Eğitim görevlisi olarak Yusuf Kiriş'in görevlendirildiği kursta, haftada 10 saat olmak üzere toplam 120 saat eğitim verilecek. Kurs, akşamları 17.30-20.30 saatleri arasında devam ediyor.

Kursun açılmasından dolayı memnuniyetini ifade eden kursiyer Ayşe İşyar, "Şu an 51 yaşındayım. Bu yaştan sonra okuma-yazma kursuna gitmek başta zor geldi. Gün boyunca ormanda ve bahçede çalışan insanlarız. Bunun yanında ev işleri, köy işleri derken birçok işimiz oluyor. Ama öğrenmenin yaşı yokmuş dedim ve başladım kursa. İyi ki başlamışım. Okuma-yazma bilmeyen diğer insanların da kurslara katılmasını tavsiye ederim." dedi.

Cihan




0 Yorum - Yorum Yaz

22:12:26 02-01-2011

Türk Hava Yolları'nın (THY), Lefkoşa-İstanbul seferini yapan yolcu uçağına bomba ihbarı yapıldı.
 

Alınan bilgiye göre, Ercan Havalimanından kalkan THY'nin 5407 sefer sayılı Airbus 319 tipi uçağında, kalkıştan bir süre sonra kabin memuru tarafından koltuklardan birinde el yazısıyla ''uçakta bomba var, 45 dakika sonra patlayacak'' yazan bir pusula bulundu.

Atatürk Havalimanı'na 20.15'te sorunsuz şekilde inen ve aralarında sanatçı Seda Sayan'ın da olduğu 105 yolcusu bulunan uçağın inişi öncesinde itfaiye apronda önlem aldı.

Uçağın inişinin ardından yolcular tahliye edilirken, uçak apronda güvenli bir bölgeye çekildi.

Olay yeri inceleme ekiplerince uçağın içinde ve bagajlarda bomba araması yapılmaya başlandı. Öte yandan havalimanı polisince yolcuların el yazıları alınarak pusuladaki el yazısıyla karşılaştırılıyor.


AA




0 Yorum - Yorum Yaz

18:34:3602-01-2011

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde 21. Jandarma Sınır Tugayı Komutanlığı yakınlarında bir ses bombasının patlaması sonucu maddi hasar meydana geldi.
 

Alınan bilgiye göre, ilçenin İpekyolu Caddesi 21. Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı yakınlarındaki Karayolları 117 Şube Şefliği önünde kar altına gizlenmiş bomba 15:50 sıralarında büyük bir gürültüyle patladı.

Ses bombası olduğu tahmin edilen patlayıcının infilak etmesi sonucu ölen ve yaralanan olmazken, olay yerinde park halinde bulunan bir aracın ön camları kırıldı.

Geniş güvenlik önlemleri alan güvenlik güçleri olay yerinde incelemelerine başladı.

Başlatılan soruşturma sürüyor.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

Hollanda'da Türk camisine saldırı!

Hollanda'da Türklere ait Hollanda Diyanet Vakfına (HDV) bağlı Sultan Ahmet Camisi, yılbaşı gecesi kimliği belirsiz kişilerin saldırısına uğradı. Camları ve kepenkleri kırılan camide maddi hasar meydana geldi.
 

Cami derneği başkanı Ramazan Gül, hasarın büyük olduğunu, olaydan sonra camiye gelen polisin "Bu saldırının kasıtlı olarak yapıldığını söylediğini" açıkladı. Camilerinin ilk kez saldırıya uğradığını belirten Gül, "Hollandalılar ile aramızda iyi bir diyalog var. Saldırıyı kimlerin yaptığını bilmiyoruz" dedi.

Saldırının kendilerini endişelendirdiğini ve bundan sonra camiyi nöbetleşe koruyacaklarını kaydeden Gül, şöyle konuştu: "Saldırı, yılbaşı gecesi saat 02.30 sularında oldu. Bu saatten önce camiyi kontrol amaçlı gezdim. Herhangi bir hasar yoktu. Kepenklerimiz çekiliydi. Kepenkleri levye demiri ile kaldırarak camları kırmışlar. Sonra kaçıp gitmişler."

Gül, polisin araştırmalarına devam ettiğini, saldırı konusunda kendilerine daha sonra detaylı bilgi vereceğini ifade etti.

AA




0 Yorum - Yorum Yaz

''Türkiye, Asgari'yi kaçıranları açıklasın''

İran yönetimi, Türkiye'den İran Savunma Bakanı Eski Yardımcısı Ali Rıza Asgari'yi İstanbul'da "kaçıran Mossad ajanlarının" isimlerini istedi. İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Borujerdi, "Türkiye'den Mossad ajanlarının isimlerini açıklamasını bekliyoruz" dedi. Borujerdi, "Asgari'nin Türkiye'de kaçırılmasında rolü olanlar ortaya çıkarılmalı ve böylece Siyonist suçun tamamen anlaşılmalıdır" dedi.
 

İran yönetimi, 2006 yılında İstanbul'da ortadan kaybolan Asgari'nin İsrail tarafından kaçırıldığını öne sürüyor.

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, geçtiğimiz Cuma günü Asgari'nin İsrail hapishanelerinde ölmüş olabileceğine dair ortaya çıkan iddialar üzerine BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'dan yardım istemişti. İran'ın Ortadoğu işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanı Bakan Yardımcısı Muhammed Raouf Sheybani de dün, Asgari'nin "Siyonist rejim tarafından zorla hapishaneye götürülmüş olmasından endişeli olduklarını" açıklamış ve ayrıca uluslararası soruşturma çağrısı yapmıştı.

Devrim Muhafızları'nda El Kudüs Tugayı'nın komutanlığını yapan ve daha sonra Savunma Bakanı Yardımcılığı görevine getirilen Asgari, Şubat 2007'de Türkiye'ye ziyareti sırasında kayıplara karışmıştı. Suriye üzerinden İstanbul'a gelen Asgari, burada bir otele yerleşmiş ve ardında bir iz bırakmadan kaybolmuştu.

Kayboluşunun ardından nerede olabileceğine dair birçok spekülasyon ortaya atıldı. Bazıları oradan kaybolmasında ABD, İngiltere veya Almanya gibi Batı ülkelerinin parmağı olabileceğine dair iddialarda bulunurken, bazıları ise İsrail'i işaret etmişti. Bazı teorilere göre Asgari, aralarında CIA, Mossad, MI-6 ve Alman istihbaratının bulunduğu bazı kurumlara bilgi vermeyi teklif etti. Ancak Asgari'nin ailesi ve İran yönetimi, Asgari'nin kendi isteğiyle böyle bir karar almış olamayacağını belirtmiş ve kaçırılmış olma ihtimalinde ısrar etmişti. Ayrıca Türk otoritelerinden kaybolmasıyla ilgili soruşturma talebinde bulunulmuştu.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

''Türkiye, Asgari'yi kaçıranları açıklasın''

İran yönetimi, Türkiye'den İran Savunma Bakanı Eski Yardımcısı Ali Rıza Asgari'yi İstanbul'da "kaçıran Mossad ajanlarının" isimlerini istedi. İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Borujerdi, "Türkiye'den Mossad ajanlarının isimlerini açıklamasını bekliyoruz" dedi. Borujerdi, "Asgari'nin Türkiye'de kaçırılmasında rolü olanlar ortaya çıkarılmalı ve böylece Siyonist suçun tamamen anlaşılmalıdır" dedi.
 

İran yönetimi, 2006 yılında İstanbul'da ortadan kaybolan Asgari'nin İsrail tarafından kaçırıldığını öne sürüyor.

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, geçtiğimiz Cuma günü Asgari'nin İsrail hapishanelerinde ölmüş olabileceğine dair ortaya çıkan iddialar üzerine BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'dan yardım istemişti. İran'ın Ortadoğu işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanı Bakan Yardımcısı Muhammed Raouf Sheybani de dün, Asgari'nin "Siyonist rejim tarafından zorla hapishaneye götürülmüş olmasından endişeli olduklarını" açıklamış ve ayrıca uluslararası soruşturma çağrısı yapmıştı.

Devrim Muhafızları'nda El Kudüs Tugayı'nın komutanlığını yapan ve daha sonra Savunma Bakanı Yardımcılığı görevine getirilen Asgari, Şubat 2007'de Türkiye'ye ziyareti sırasında kayıplara karışmıştı. Suriye üzerinden İstanbul'a gelen Asgari, burada bir otele yerleşmiş ve ardında bir iz bırakmadan kaybolmuştu.

Kayboluşunun ardından nerede olabileceğine dair birçok spekülasyon ortaya atıldı. Bazıları oradan kaybolmasında ABD, İngiltere veya Almanya gibi Batı ülkelerinin parmağı olabileceğine dair iddialarda bulunurken, bazıları ise İsrail'i işaret etmişti. Bazı teorilere göre Asgari, aralarında CIA, Mossad, MI-6 ve Alman istihbaratının bulunduğu bazı kurumlara bilgi vermeyi teklif etti. Ancak Asgari'nin ailesi ve İran yönetimi, Asgari'nin kendi isteğiyle böyle bir karar almış olamayacağını belirtmiş ve kaçırılmış olma ihtimalinde ısrar etmişti. Ayrıca Türk otoritelerinden kaybolmasıyla ilgili soruşturma talebinde bulunulmuştu.

CİHAN




0 Yorum - Yorum Yaz

Kamu borç ve alacakları yeniden yapılandırılıyor

aa   -   15.11.2010 - 11:41

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, vatandaşla kamu kesimi arasındaki birikmiş borç alacak meselelerini mümkün olduğunca geniş bir şekilde ele aldıklarını belirterek, ''Kamuya olan borçların asıl tutarlarında herhangi bir indirim yapmadan ve asıl alacağın reel değerini koruyacak şekilde borçların yeniden hesaplanması ve belirli bir plan dahilinde ödenmesini sağlamak için bu çalışmamızı yaptık'' dedi.

 

Babacan, kamu alacaklarının yeniden yapılanmasına ilişkin yasa tasarısı kapsamına maliye, gümrük müsteşarlığı, SGK, il özel idareleri, TEDAŞ (7 özel dağıtım şirketi dahil), TRT, KOSGEB, TOBB ve OSB'lerin girdiğini belirterek, tasarıya göre, vergi alacaklarında 31 Temmuz 2010'dan, SGK primlerinde Haziran 2010'dan önceki dönemin kapsamda olacağını, elektrik ve su alacaklarında da 31 Temmuz 2010'dan önce ödenmesi gerekenlerin dikkate alınacağını kaydetti.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile birlikte, kamu alacaklarının bir bölümünün yeniden yapılandırılmasına imkan sağlayacak düzenlemeleri içeren yasa tasarısı konusunda, Yeni Başbakanlık binasında basın toplantısı düzenledi.

Babacan, hazırladıkları tasarının kapsamının mümkün olduğunca geniş tutulduğunu, parça parça bir çalışmadan ise derli toplu, aynı ilkeler, aynı ortak trendler çerçevesinde bir çalışma yapmak istediklerini belirterek, bu nedenle çalışmanın biraz zaman aldığını, tasarıyla uzun sürede taksitli ödeme imkanı sağlayacaklarını söyledi.

Babacan, uluslararası finans piyasalarında başlayan ve tüm sektörleri etkisi altına alan küresel ekonomik krizin Türkiye ekonomisi üzerinde de olumsuz etkileri olduğunu belirterek, 2009 yılının tüm dünyada ve Türkiye'de ekonomik açıdan zor geçen bir yıl olduğunu, ama sağlam makro ekonomik temelleri ve kriz sürecinde aldığı önlemler sayesinde Türkiye ekonomisinin bir çok ülkeden olumlu yönde ayrışarak krizden hızlı bir toparlanma sürecine girdiğini hatırlattı. Babacan, böylece 2009'un son çeyreğinden itibaren de Türkiye'de yüksek büyüme oranları, artan istihdamı ve düşen işsizlik oranının görüldüğünü kaydetti.

Bununla birlikte dış talebin özellikle 2009 yılında düşmesi ve kredi teminin de yaşanan güçlüklerin şirketlerin üretim kapasitelerini tam olarak kullanamamalarına ve buna bağlı olarak nakit dengelerinin bozulmasına neden olduğuna dikkat çeken Babacan, şöyle devam etti:

''Bazı işletmelerin kamuya yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesinde de gecikmeler meydana geldi. Kamuya olan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygulanan yükümlülükler ödeme yapılmasını sağlamak amacıyla gerçekten caydırıcı yüksek oranlar. Bir bakıma kamuya olan ödemeyi yapmayıp bunu bir ucuz kredi olarak görenler için caydırıcı, yüksek oranlar var. Geç ödemeyle ilgili krizin Türkiye'yi etkilemiş olduğu dönemde iyi niyetli ödeme arzusu olduğu halde şu ya da bu sebeple ödemelerini yapamamış vatandaşlarımız ve şirketler var ve bunlar da birikmiş oldukça yüksek gecikme cezalarıyla faizlerle karşı karşıya kalmış durumdalar.

Vatandaşlarımızla kamu kesimi arasındaki birikmiş borç alacak meselelerini mümkün olduğunca geniş bir şekilde ele alıp, kamuya olan borçların asıl tutarlarında herhangi bir indirim yapmadan ve asıl alacağın reel değerini koruyacak şekilde borçların yeniden hesaplanması ve belirli bir plan dahilinde ödenmesini sağlamak için bu çalışmamızı yaptık.

Yapılacak ödemlerde finansman sıkıntısıyla karşılaşılmaması için uzun sürede taksitle ödeme imkanını da bu tasarıda sağlamış oluyoruz. Ve bu borç alacak ilişkisinin en önemli iki muhatabı Maliye Bakanlığı ve SGK'dır.''

-TASARININ KAPSAMI-

Tasarı kapsamı içerisine giren kuruluşları, Maliye Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı, SGK, İl Özel İdaraleri ile belediyeler, Büyükşehir Belediyeleri ile Su ve Kanalizasyon İdareleri, TEDAŞ, Yurtkur, TRT, KOSGEB, TOBB ile bağlı odalar ve organize sanayi bölgeleri olarak sıralayan Bakan Babacan, ''Dikkat ederseniz bu son iki kuruluş kamu sektörü değil, hukuki açıdan ama onlardan bize gelen talepler doğrultusunda biz bunları ekledik. TOBB ve OSB'ler aynı kamu alacakları kapsamında kendi alacaklarının da yeniden yapılandırabilmek istedikleri için kapsama girmiş oldular'' dedi.

Babacan, kapsama giren alacakları da şöyle sıraladı:

''Vergiler ve vergi cezaları, gümrük vergileri ve idari para cezaları, sosyal güvenlik primleri ve idari para cezaları, İl Özel İdarelerinin çeşitli harç ve katkı payı gibi bazı alacakları, belediyelerin vergi tarifeden doğan ücret ve su alacakları. Büyükşehir belediyelerinin su ve atık su alacakları, TEDAŞ'IN elektrik alacakları.

Bu arada özelleştirilen 7 elektrik dağıtım bölgesi var. Bu 7 dağıtım şirketi de Enerji Bakanlığımızla yaptığı görüşme uyarınca kapsamına girmek istedikleri söylediği için bunlar da bu kapsama girmiş oluyor. Bunlar hep bu özel kuruluşların kendi rızaları ve talebiyle yapılan çalışmalar.

2. sayfa

Kamu borç ve alacakları yeniden yapılandırılıyor

aa   -   15.11.2010 - 11:41

 

Yurtkur'un öğrenim kredisi alacakları, TRT'nin elektrik payı ve bandrol ücretlerinden kaynaklı alacakları, KOSGEB'in desteklerden kaynaklı alacakları, TOBB ve bağlı odaların oda aidat ücretleri, OSB'lerin elektrik, su, doğalgaz alacakları ile yönetim aidat alacakları...''

-KAPSAMA GİREN ALACAKLARIN DÖNEMİ-

Kapsama giren alacakların döneminin kritik bir nokta olduğunu belirten Babacan, vergiler ve gümrük vergileri açısından 31 Temmuz 2010'dan önceki dönemleri, beyana dayanan vergilerde yine 31 Temmuz 2010 tarihine kadar verilmesi gereken beyannameleri kapsama aldıklarını bildirdi. Babacan, 2010 yılına ilişkin 31 Temmuz 2010 tarihinden evvel tahakkuk eden emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, motorlu taşıtlar vergisini kapsama aldıklarını kaydetti. Babacan, ''Neden 31 Temmuz 2010?'' diyerek şöyle devam etti:

''Sosyal güvenlik primleri açısından baktığımızda Haziran 2010 ve önceki aylara ait. Haziran 2010'daki ödeme Temmuz'da yapıldığı için, Haziran 2010'dan önceki aylara ait işlenen ve sigortalılara ilişkin sigorta primi, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası pirimi ve sosyal güvenlik destekleri isteğe bağlı sigortalar ve topluluk sigortalarına ilişkin primler, yaşlılık emekli aylığı veya malullük aylığı bağlandıktan sonra sigortalı sayılmasını gerektiren nitelikteki kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanların aylığından kesilmesi veya kendisince ödenmesi gereken sosyal güvenlik destek pirimi.

Sosyal güvenlik kurumunca takip edilen damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitim katkı payı yine 30 Haziran 2010 tarihine kadar bitirilmiş özel nitelikteki inşaatlar ile ihale konusu işlere ilişkin eksik işçilik tutarı üzerinden hesaplanan sigorta primleri 31 Temmuz 2010 tarihine kadar işlenen fiillere ilişkin idari para cezaları.

Elektrik ve su alacakları açısından yine 31 Temmuz 2010 tarihinden önce ödenmesi gerekenler.

Oda aidatları açısından hazırlanan tasarının yürürlüğe girmesinden önce ödenmesi gereken aidatlar diğer alacakları açısından da 31 Temmuz 2010 tarihinde vadesi geldiği halde kanunun yürürlüğe girdiği tarihte ödenmemiş olanlar.''

-TAHSİLATLARIN HIZLANMASI SAĞLANACAK-

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, gecikmiş alacakların yeniden yapılandırılmasının, ihtilaflı alacakların ihtilafına son vererek tahsilatının hızlandırılmasını sağlanacağını belirterek, kanundan önce başlamış inceleme ve tazminat işlemlerinin tamamlanması sonucunda tarh edilecek vergiler için de kanundan yararlanma imkanı getirdiklerini bildirdi. Babacan, şunları söyledi:

''Matrah ve vergi artırımı. Bu önceki kesinleşmiş alacakların tahsili ile ilgili değil, yeni bir konu. Geçmişe yönelik özellikle 2006'dan sonra dönemlere uygulanacak.

Stok beyanı ve kayıtların düzeltilmesi yapılandırılan alacakların taksitle ödenmesi vergi borçlarının kredi kartı ile de ödenebilmesi. Süresinde ödenmeyen taksitlerin belli şartlarla ödenmesine izin verilmesi. Varlık barışı kanunu kapsamında bildirim ve beyanda bulunmakla birlikte çeşitli nedenlerle kanunun sağladığı imkanlardan yararlanamayanlara bilahare bazı haklar tanınması.''

***

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması uygulaması kapsamında, toplam 36 ayda 18 taksitte ödeme yapılması imkanı getirildiğini, ayrıca vergi borçlarının kredi kartına taksit olarak yansıtılması imkanı sağlandığını bildirdi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile birlikte, kamu alacaklarının bir bölümünün yeniden yapılandırılmasına imkan sağlayacak düzenlemeleri içeren yasa tasarısı konusunda, Yeni Başbakanlık binasında düzenlediği basın toplantısında, uygulama kapsamında ödemelerin süresinde yapılmasının önemli olduğunu vurguladı, aksi takdirde kanun ile sağlanacak imkanların ortadan kalkacağını belirtti.

Babacan'ın açıklamasına göre, çıkarılması planlanan yasa çerçevesinde, kesinleşmiş alacaklar kapsamında, ''alacak asıllarının tamamı, SGK tarafından uygulanan idare para cezalarının yüzde 50'si, alacak aslına bağlı olmayan cezaların yüzde 50'si, gecikme faizi, gecikme cezası, gecikme zammı yerine TEFE/ÜFE olarak günceleme oranı esas alınarak belirlenmiş tutar'' ödenecek.

Babacan böylece, ''Borcu bugüne getirirken, gecikme cezası veya faizi ile değil, anaparayı bu döneme enflasyon ile getirmiş, paranın değerini korumuş oluyoruz'' dedi.

3. sayfa

Vergi aslına bağlı olarak kesilen cezaların tamamının, para cezalarının kalan yüzde 50'sinin, gecikme cezası, gecikme zammı, gecikme faizi gibi fer'i alacakların tamamının tahsilinden de vazgeçiliyor. TEDAŞ, TRT, KOSGEB ve OSB alacaklarında da aynı çerçeve söz konusu olacak.

-İHTİLAFLI KAMU ALACAKLARI

Babacan'ın açıklamasına göre, ihtilafın bulunduğu safhaya göre, alacak asıllarının yüzde 50'si veya yüzde 20'si, asla bağlı olmayan cezaların yüzde 25'i veya yüzde 10'u, gecikme faizi veya gecikme zammı yerine güncelleme oranı dikkate alınarak hesaplanacak tutar, bunların hepsi toplanıp ödenecek.

Vergi aslına bağlı olarak kesilen vergi cezalarının tamamı, gecikme cezası, gecikme faizi, gecikme zammı faiz geliri alacaklarından da vazgeçiliyor.

SGK'nın prim alacak asıllarında herhangi bir indirim yapılmıyor. İdari para cezalarının yüzde 25'i ile gecikme zammı ve gecikme cezalarının yerine TEFE/ÜFE güncelleme oranı dikkate alınarak hesaplanacak tutar ve bunların toplamı belirlenecek ve bu tutar ödenecek.

-İNCELEME VE TARHİYAT AŞAMASINDAKİ ALACAKLAR

İnceleme ve tarhiyat aşamasındaki alacaklarda, başlanmış olan vergi incelemeleri ile takdir, tarh ve tahakkuk işlemlerine devam edilecek. Bu işlemlerin tamamlanmasından sonra tarh edilen verginin yüzde 50'si, gecikme faizinin güncelleme oranı esas alınarak tutar hesaplanacak ve ödenecek. Kalan alacak asılları ile vergi cezaları ile gecikme faizi alacaklarından vazgeçilecek. Yani inceleme ve tarhiyat safhasında mükellefler böyle bir şeye başvururlarsa bu imkanlardan yararlanmış olacaklar.

-PİŞMANLIK BEYANI

Pişmanlıkla veya kendiliğinden beyanname veren mükelleflerin, tahakkuk eden vergilerinin tamamı, pişmanlık zammı, gecikme faizi yerine güncelleme oranı esas alınarak hesaplanacak tutarın hepsini ödemeleri halinde, vergi cezalarının, pişmanlık zammının, gecikme faizinin tahsilinden de vazgeçilmiş olacak.

Gümrük vergilerinde de aynı esaslar öngörülüyor.

Emlak vergisi bildirimini süresinde vermemiş olan mükelleflere de bildirimde bulunma imkanı getiriliyor. Sadece beyanname vermiş ve ödeyememiş vatandaşlar değil, beyanname vermemiş vatandaşlara da beyanname imkanı sağlanıyor. Bu durumda, ödenmesi gereken vergilerin tamamı ile o günden bugüne kadar enflasyon ile güncellenmiş rakam tahsil edilecek.

-MATRAH VE VERGİ ARTIRIMI

Gelir vergisi, kurumlar vergisi, gelir stopaj vergisi, KDV açısından mükelleflerin 2006-2009 yıllarına ait yeni bir bir matrah bildirimi, bir bakıma eskiden vermiş oldukları beyannamenin üzerine ilave matrah bildirmeleri durumunda, ilave ödedikleri vergi ile beraber, bu vergi türleri ile ilgili inceleme ve tarhiyata muhatap olmayacaklar.

Babacan, bunun, en son 2004 yılında yapılan uygulamaya paralel bir uygulama olduğunu belirtti.

-STOK BEYANI VE VARLIK BARIŞI

İşletmede bulunduğu halde halde kayıtlarda yer almayan mallarını kayda alma imkanı getiriliyor. Aynı zamanda kayıtlarda yer aldığı halde işletmede yer almayan mallar ve kasa mevcutları için düzeltme imkanı sağlanıyor.

Babacan, ''Yani stoklar, hatta demirbaşlar, nakit, defterde görünen ile gerçek durum farklı ise mükelleflere çok önlemli bir fırsat penceresi açıyoruz. Gerçek durum ile kayıtları eşleme imkanı getiriyoruz. Bununla ilgili her bir kalemle ilgili ayrı rakamlar var. Mükelleflerin beyan ettikleri bu değerlerler üzerinden belli bir oranda vergi ödemeleri halinde, herhangi bir vergi ve ceza uygulanmayacağına ilişkin düzenleme yapmış oluyoruz. İşletme kayıtlarının gerçek duruma uygun hale getirilmesi sağlamış alıyoruz, çünkü gerçeklerle resmi kayıtlar arasındaki farklar, önemli sorunlardan biri. Bu önemli bir fırsat kapısı'' dedi.

Varlık Barışı ile son dönemde bir takım taleplerin geldiğini belirten Devlet Bakanı Ali Babacan, bununla ilgili yeni bir kapı açmayacaklarını daha önce ifade ettiklerini hatırlatırken, ''Burada, daha önceki kanun kapsamında bildirim ve beyanda bulunduğu halde şu ya da bu sebeple kanunun sağladığı imkanlardan yararlanamayanlara bir hak daha tanınmış oluyor. Bu çerçevede, yurtdışında bulunan varlıkları süresi içinde Türkiye'ye getiremeyenler ile süresi içinde sermaye artırımında bulunmayanlara, tarh edilen vergiyi vadesinde ödemeyenlere ilave bir pencere açmış oluyoruz'' diye konuştu.

4. sayfa

Kamu borç ve alacakları yeniden yapılandırılıyor

aa   -   15.11.2010 - 11:41

 

-BU KANUNDAN NASIL YARARLANILACAK

Bununla ilgili kanun çıktıktan sonra vatandaşların öncelikle yazılı başvuruda bulunması ve bununla ilgili devam eden davalardan vazgeçilmesi gerekeceğini açıklayan Bakan Babacan, ödemelerin süresinde yapılmasının önemli olduğunu vurguladı. Babacan, şöyle devam etti:

''Ödemeler derken cari yükümlülüklerin. (Ben eski borcumu yapılandırayım, yeniden borç takayım), böyle bir şey yok. Yani vergi ödemeleri günü gününe tam yapılacak ve bu kanundan yararlanılacak. Eğer vergi ödemelerinde bir aksama olursa, o zaman bu kanunun verdiği imkanlar ortadan kalkmış oluyor. Tekrardan yüksek alacaklara dönmüş oluyoruz. Bu önemli bir ayrıntı. Taksit süresince bu geçerli olacak. Uygulama kapsamında 36 aya kadar günlük ödemelerin de zamanında yapılması gerekiyor. O arada bir aksilik çıkarsa biz bu yeniden yapılandırmaya tekrar başa sarmış olacağız ve bir bakıma ilk hale dönmüş olacağız. Bu önemli bir ayrıntı. Vatandaşların dikkat etmesi gerekir.''

-TAKSİT UYGULAMASI

Ödemelerin zamanında yapılmasının önemini vurgulayan Bakan Babacan, taksitlerle ilgili ''küçük toleranslar'' getirdiklerini de belirtti.

Babacan'ın verdiği bilgiye göre, başvuruların, kanunun yürürlüğe girdiği ayı izleyen ikinci ayın sonuna kadar yapılması gerekiyor.

Kanunun TBMM'den ne zaman çıkacağına ilişkin kesin bir tarih vermenin mümkün olmadığına işaret eden Babacan, ''Söz gelimi, aralık ayında çıkarsa, şubat ayının sonuna kadar başvurulması gerekiyor, kanun bir ay sarkarsa, başvurular mart ayının sonuna kadar yapılabilir'' dedi.

Ödemelerin peşin veya taksitli yapılabileceğini anlatan Bakan Babacan, genel prensip olarak taksitler üst üste çakışmaması için 2 ayda bir taksit ödeme prensibi getirdiklerini, kurum ödemelerinin çakışmayacağını söyledi.

Toplam 36 ayda 18 taksitte ödemeler yapılabileceğini bildiren Babacan, vergi borçlarının kredi kartına taksit olarak yansıtılması imkanı da getirdiklerini açıkladı.

Bu yasa çerçevesinde ilgili kuruluşlar ile protokol yapan bankalar ve bu bankaların kartına sahip olan vatandaşlar bu uygulamadan yararlanabilecek.

Ödemelere, SGK alacakları için, kanunun yürürlüğe girdiği ayı izleyen 4. aydan, diğer kurum alacakları için ise kanunun yürürlüğe girdiği ayı izleyen 3. aydan itibaren başlanacak.

Babacan, ''Alacağın aslını bugüne kadar enflasyon ile getirdik; bu rakam, peşin ödeme için uygulanacak rakam. İlk ay öderse borcu kapanır. Buna taksit yapmak istiyorsa, 6 taksitte yapılacak ödemeler için bu alacağı 1,05 katsayısı ile çarpıyoruz. 6 taksit demek 12 ay demek. 9 taksitte ödeme yapacaksa 1,07 katsayısı ile; 12 taksitte (2 yılda) ödeme yapacaksa 1,10 katsayısı, 18 taksitte (36 ay) ödemek isteyenlere ise borcu 1,15 ile çarpıyoruz. Peşin ödemek daha avantajlı olacak. Taksitlendirirken küçük katsayılarla peşin ödeme ile taksitle ödeme arasında adalet sağlamış oluyoruz'' dedi.

***

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bundan sonraki dönemde özellikle günlük denetim sıklığı baskısının artacağını söyledi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile birlikte, kamu alacaklarının bir bölümünün yeniden yapılandırılmasına imkan sağlayacak düzenlemeleri içeren yasa tasarısı konusunda, Yeni Başbakanlık binasında basın toplantısı düzenledi.

Süresinde ödenmeyen taksitlerle ilgili hükümleri hakkında da bilgi veren Babacan, taksitlerin gecikmesiyle ilgili küçük toleransların sağlandığını anlattı. Borcunu 18 taksitte ödemek isteyen bir mükellefin, 36 aylık dönemde bir taksitini geciktirmesi halinde bütün yapıyı bozmadıklarını belirten Babacan, bir takvim yılı içerisinde iki defa ödemenin aksatılmasına imkan tanıdıklarını kaydetti. Babacan, bu ödenmeyen taksitlerin Maliye Bakanlığı'nın gecikme zammı neyse o gecikme zammıyla birlikte tahsil edileceğini bildirdi.

Kanundan yararlanmanın bir diğer şartının da cari dönem vergi ve prim ödeme yükümlülüklerini gününde yerine getirmek olduğunu belirten Babacan, cari yükümlülükler açısından da bir takvim yılında en fazla iki defa ihlal hakkı tanındığını ifade etti.

Babacan, 31 Temmuz 2010'dan önceki borçların kanun tasarısı kapsamına alınmasının sebebini şöyle açıkladı:

''Bunun sebebi çok açık. Sayın Başbakanımız biliyorsunuz Temmuz ayı içerisinde ilk defa bu açıklamayı yaptı. KOBİ'ler ve esnaflarımız için yeniden yapılandırma olacağını Başbakanımız temmuzda açıkladı ve biz dedik ki, 'bunun Temmuzda açıklanmış olması Ağustos, Eylül ve Ekimde yapacağınız ödemeleri aksatmanız için bir gerekçe değil'. Yapılandırma açıklamanın yapıldığı tarih ve öncesini kapsayacaktır. Dolayısıyla ağustos, eylül, ekim ve kasımda ödemelerinizde bir gecikme olduysa vergi usulümüz neyse o usül içerisinde ödenecektir. Bu şekilde söz konusu aylar içerisinde günü gününe ödeyenler ile 'nasıl olsa bu kanundan yararlanırım'' düşüncesiyle ödemeyenler arasında adaleti de sağlamış olduk. Yeniden yapılandırma geliyor diye ödeme imkanı olduğu halde bu fırsattan yararlanırım diye ödemeyenlerde bir hayal kırıklığı olacaktır. Ağustos-kasım döneminde ödemeyenler varsa bir an önce ödesinler cezaları birikiyor yoksa''

5.sayfa

Kamu borç ve alacakları yeniden yapılandırılıyor

aa   -   15.11.2010 - 11:41

 

-''BAZI KÜÇÜK ALACAKLARDAN VAZGEÇMİŞ OLUYORUZ''-

 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Babacan, bu kanunla alacaklı kurumların bazı küçük alacakların tahsilinden de vazgeçmiş olduğunu söyledi. Kurumlarda alacak gözüken küçük küçük rakamların bulunduğunu, ancak bu borçları ödemek için harcanacak zaman ve paranın borçtan fazla olacağı düşüncesiyle belli bir sınırın altındaki borçların silineceğini belirten Babacan, bu sınırların altında kalan borçların sıfırlanmasıyla bir bakıma muhasebe temizliği yapılmış olacağını ifade etti.

YURTKUR'un öğrencilerden olan alacaklarını ilişkin 2008 yılında çıkarılan yapılandırma yasasından yararlanamayanlara, bu kanunla yeni bir imkan tanıdıklarını anlatan Babacan, aynı şekilde 2008 yılında Sosyal Güvenlik Kurumunun alacakları ile ilgili yapılandırma konusunda çıkarılan kanundan yararlanamayanlara da yeni bir imkan tanındığını belirtti.

Babacan, ''2008 de bunları yaptık, 2009'da kriz geldi, vurdu. 2009 yılı sıkıntılı bir dönem olduğu için şu ya da bu şekilde taksit kaçıran ve planını bozanların, o eski kanuna göre yararlanmaları hakkını da getirmiş oluyoruz. Sigortalılık süreleri durdurulan, kendi duran ve kendi adına bağımsız çalışan sigortalılar ile çiftçilerin, durdurulan sigortalılık sürelerine ait borçlarını, prim borcu olan sigortalılar gibi ödemelerini sağlıyoruz. Kendi nam ve hesabına bağımsız çalışan sigortalılar ile çiftçilerin borçlarını yeniden yapılandırmaları halinde yapılandırmaların ilk taksitini ödemlerinden sonra hak sahiplerini genel sağlık sigortasından yararlanmaya başlamasını sağlıyoruz.'' diye konuştu.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Babacan, 65 yaşını doldurmuş, muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk vatandaşlarına aylık bağlanması hakkındaki kanun kapsamında almakta oldukları aylıkları yüzde 50 fazlasıyla geri alınması gerekenlerden yüzde 50 fazlaya ilişkin tahsil edilmemiş tutarların da tahsilinden bu kanun kapsamında vazgeçmiş olduklarını söyledi.

Bazı alacakların yeniden yapılandırılması ve ihtilaflı kamu alacaklarının çözüme kavuşmasını sağlayan bu tasarının, içinde bulunulan global ekonomik koşullar altında vatandaşlar ile alacaklı kamu idareleri arasında problemler açısından önemli kolaylıklar getireceğini vurgulayan Babacan, özellikle vergi ve Sosyal Güvenlik Kurumu prim alacakları açısından artık mutlaka düzgün bir ödeme döneminin de başlaması gerektiğini belirtti.

İletişim çağında devletin artık mükellefi hakkında daha çok bilgiye sahip olduğunu ve mükellefini daha iyi tanıdığını ifade eden Babacan, bundan sonraki dönemde genel eğilimin yaptırımlar konusunda, tahsilatın üzerine gitme konusunda artık işlerin daha sıklaşacağı yönünde olduğunu söyledi.

Özellikle bu matrah artırımı ve stok affıyla beraber eski dosyaların kurumlar üzerindeki baskısı, yükü azalacağı için, kurumların artık günlük denetimlere daha fazla ağırlık vereceğini anlatan Babacan, ''Şu anda 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarıyla uğraşılıyor. Matrah artırımı yapan mükelleflerimiz denetim kapsamı dışına çıkacağı için çok sayıda denetim elemanımızın bir bakıma ellerindeki dosyalar azalacak, işleri rahatlayacak. Onlar ne yapacaklar? Bugünü çok daha yakından denetleyecekler. Bundan sonraki dönemde özellikle günlük işlemler açısından denetim sıklığının ve baskısının artacağını buradan ifade etmek istiyorum'' dedi.

-''BİN 500 DENETİM ELEMANI ALIYORUZ''

Türkiye'deki vergi oranlarının dünya ve Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında oldukça düşük seviyelere indiğini belirten Babacan, eskiden belki vicdanlarda ''vergi oranları çok yüksek. Bu kadar yüksek vergi ödenir mi'' diye sorulabildiğini, ancak artık böyle bir gerekçenin kalmadığını ifade etti. Kurumlar vergisinin yüzde 20 ya da altında olduğu ülke sayısının artık çok az olduğuna işaret eden Babacan, bundan sonraki dönemde özellikle gelişmiş ülkelerin, bu kadar büyük bütçe açığını kapatmak için vergileri artırmaktan başka çareleri kalmayacağını ve dolayısıyla vergi artışlarına doğru gideceğini kaydetti.

Pek çok Avrupa ülkesinin katma değer vergisini artırmak zorunda kaldığını anlatan Babacan, ''Belli gelir gruplarıyla ilgili vergi artışına gitmek zorunda kaldı. Hiç birini yapamayanlar maaşları düşürmek zorunda kaldı. Dünyadaki trend bu şekilde fakat biz zaten oldukça düşürdüğümüz vergi oranlarını korumak istediğimizi, hatta daha da düşürmek istediğimizi söylerken, artık bu kayıt dışılığı da düşüncelerimizden, uygulamalarımızından mutlaka çıkarmamız gerekiyor. Bu önemli bir fırsattır. Dediğim gibi bundan sonra denetim baskısı artacaktır'' diye konuştu.

6. sayfa

Kamu borç ve alacakları yeniden yapılandırılıyor

aa   -   15.11.2010 - 11:41

 

İleride bir daha böyle bir fırsatın olmayacağını ifade eden Ali Babacan, bin 500 denetim elemanı alacaklarını belirterek, bu rakamın oldukça büyük olduğunu, kayıtdışı çalışanlar açısından hayat zorlaşacağını söyledi.

Vatandaşlara tavsiyede bulunan Babacan, ''nereden, ne kadar, nasıl, vergi kaçırırım, nereden, nasıl defterlerde kayıtları farklı göstererek ufak tefek avantajlar sağlarım'' diye düşünülmemesi, bütün beyin güçlerini işlerini daha iyi yapmaya yöneltmeleri gerektiğini kaydetti.

Kayıt dışı çalışan müesseselerin devamlılığının çok zor olduğunun altını çizen Babacan, ''Gelecek nesillere daha sağlam daha sürdürülebilir işletmeler bırakmak, ancak tam kayıt altında düzgün çalışan bir bakış açısıyla mümkün'' dedi.

-''EKONOMİNİN TEMEL DİREĞİ ŞİRKETLER OLACAK''-

Türkiye ekonomisinin temel direğinin şirketler olacağını, kamunun ekonomi içindeki payının gittikçe düştüğünü belirten Babacan, şunları kaydetti:

''Bizim artık pek çok üründe katma değer vergimiz yüzde 8. Bu oran dünyanın en düşük katma değer vergisi oranlarından bir tanesi. Bu kadar düşük katma değer vergisi, bu kadar düşük kurumlar vergisi, düşürdüğümüz gelir vergisi oranları, bütün bunları dikkate aldığımız zaman da gerçekten bundan sonra vergi oranlarını düşürmenin sınırlarına geliyoruz. Yani 'şu oranlar biraz daha düşürülsün de ben ondan sonra kayıt içine geçiyim...Belki biraz daha düşer, ama öyle artık dramatik, radikal düşüşler olmaz. Dolayısıyla artık yeni bir dönemin başlangıcı olması gerekir diyoruz. Önemli bir fırsattır diyoruz. Herkes artık vergi açısından geçmişle ilgili problemlerini temizlesin, geleceğe güvenle baksın ve artık her şeyini kayıt altına alsın.''

Kaynak



Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.55583.5700
Euro3.87603.8915
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 3°
Saat